|
 |
|
|
Yurdumuzu nasıl tanıyoruz?
Türkiye yabancı araştırmacıların değil, kendi coğrafyacılarımızın incelemesini bekliyor. Zaten doğrusu da budur
Fax: (0312) 427 20 64
Türkiye beşeri coğrafyası, şaşılacak bir keyfiyettir, fiziki coğrafya kadar incelenmemiştir. Daha ilginci, toprak cinsleri, su kaynakları, bitki örtüsü ve hayvanlar hakkındaki bazı kategorileri hakkında yüzeysel de olsa edinilen bilgiler; ne hikmetse ülkedeki diller,
inançlar için toparlanmış değildir. Bu nedenle de Avrupa Birliği sürecine giriş etrafında doğan politik açılım ölçüsüz bir spekülasyonu ve tartışmayı da birlikte getiriyor. Verilen rakamlar ihtimaliyat ölçülerini aşacak gülünçlüktedir. Bu toz duman içinde; "Üniversitelerimizin konuya eğilmediği" gibi alışılmış tipten yersiz sızlanmaları da duyuyoruz. Başka konuları bilmem ama üniversiteler bu konuya eğilmiştir. İstanbul Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü ve Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin Etnoloji ve Antropoloji bölümlerinde bir gelenek vardı; talebelerden her yıl kendilerinin geldikleri veya ilişki kurabilecekleri köylere gidip günlerce kalarak, köy sakinleri hakkında bilgi toplayıp dosyalamaları istenirdi. Köyün dilinden, inançlarından, şayet göçmen iseler geldikleri bölgeden kalan adetlerinden yedikleri içtiklerine ve geçim biçimlerine kadar her şey bu dosyalara kaydedilirdi. Bazen şaşılacak kadar tasnifli bilgiyi, bazen de perişanca derlenen bilgileri içeren bu dosyalar bölümlerde saklanırdı. Bölüm mensuplarını bu dosyaların içeriğini bir araya getirip tasnif edecek önemli bir takım çalışmasına kimse özendirmedi, hatta belki kürsü başkanları bu işe girişmekten çekindi. Ne sayı verebilirim ne de yazılı ispat imkanım var. Ama saklanan dosyaların önemli miktara ulaştığını bu muhitlerle ilgisi olan herkes gibi ben de gördüm. Ne bürokrasinin ne de akademik kurumların diğer kürsüleri bunları gözden geçirmek, bazı verileri yenilemek niyet ve gayretinde değildi. Ta ki Almanya'nın Tübingen Üniversitesi coğrafyacılarının kurduğu Tübinger Atlas grubuna dahil edilen Peter Alford Andrews Türkiye'nin etnik coğrafyasını inceleme işine talip olana veya görevlendirilene kadar... P.A. Andrews'un "Ethnic Groups in the Republic of Turkey" adlı eseri Tübinger Atlas Yayınları içinde haritasıyla birlikte 1989 yılında çıktı.
Tübinger Atlas grubu bütün Ortadoğu'yu inceledi. Mesela Suriye haritası bu grup tarafından her yönüyle bilimsel olarak tamamlanmıştır. Türkiye böyle değil. Kendi coğrafyacılarımızın incelemesini bekliyor. Belki doğrusu da budur. Andrews'un eseri hiç şüphesiz uzun bir çalışmanın ürünü. Konusu çok geniş ve bu nedenle de eksik ve yanlışları içermesi de kaçınılmaz. Kullandığı etnik tasniflerde bazı hallerde şaşılacak kadar bilgisiz. Küçük bir örnek; Yörük, Türkmen gibi kavramları rasgele ayırıyor. Bir de üstüne Sünni, Alevi diye ayırım yapmış. O zaman isimleri de yanlış kullanıyor; Nogay, Kırımlı, Tatar gibi tasnifleri de öyle. Bazı halde ise başka araştırmacıların makale ve bulgularını olduğu gibi almak akıllılığını göstermiş; nitekim Karadeniz bölgesinde Hemşinliler için kullandığı Rüdiger Benninghaus'a ait makaleler ve bulguları "sözü ona bırakıyorum" tekniğiyle kullanması buna bir örnek. Kuşkusuz P.A. Andrews'un tasvip etmediğim davranışlarının başında, İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nün cömertçe kullandığı dosyaları için eserinde teşekkür etmemesi ve de sütunların sonunda kaynaklar arasında dosyaları titizce künyeleriyle zikretmemesi geliyor. Benim bu yazıda 15 yıl evvel çıkan bu eseri tanıtmak veya tenkit etmek gibi bir amacım yok. Ama üzerinde asıl durmak istediğim; Tübinger Atlas serisinden çıkan bu eseri yazar 1989 yılı ilkbaharında daha ilk nüshalarını Paris'teki bir toplantıda takdim ettiğinde; hayranlık ifade edenler, mütereddit bir şekilde incelemeye alanlar, "Ben yapamadım öyleyse karalayayım" hesabıyla hemen tenkide başlayanlar görüldüydü. Ne devletin ne de yazarların cesaret etmediği ama aslında yapmaları gereken bu iş, ne olursa olsun sınırlı çalışma imkanı olan dış çevrelere bırakılmıştı. Asıl trajikomik safhaya bundan sonra geçildi. Birkaç yıl sonra yayınevinin biri bu eseri renkli haritası olmaksızın ve de üstelik adamakıllı eksik, bölüm bölüm atlayarak çevirip piyasaya çıkardı. Anında matbuatta kıyamet koptu. Bu çeviriye dayanarak Türkiye'de ne kadar etnik grup olduğu, bizim ne güzel mozaik teşkil ettiğimiz veya cevaben "Ne mozaiği canım" gürültüleri yeri göğü tuttu. Kaç yıl geçti aradan; kimse o kitabın kavramlarını irdeleyip tenkit ederek, ciddi olarak bu gibi araştırmalara girişmedi. Biz memleketi bu kadar tanıyoruz. Bir zamanlar Avusturyalı Osmanlı tarihçisi Hammer tarihi okuyarak Bavyeralı Babinger'in "II. Mehmet" kitabını tenkit etmeye çalışırdık. Şimdi de Andrews'un kitabı üzerindeki bocalamalarla Avrupa Birliği politikacılarının karşısına çıkıyoruz. Çelebim böyle olur bizde yurdumuzu tanımak dediğin!
|
|
|

|