|
 |
|
|
İmanın kimde olduğu...
Taaa bilmem nereden imam getirtmişlerdi Uzakdoğu'daki kamplarına... Ve "ne var bunda" demişlerdi. Doğru, ne vardı bunda ? Ama konuyu da "imamlı imanlı", "imamsız imanlıya" kadar da getirmişlerdi. Bunda da mı bir şey yoktu?. Milliyet'in olağanüstü anlamlı (yeter artık diyeceksiniz belki ama...) "Senegal'in hakkından İ.Mansız geldi" manşetine kadar bile gelmişti iş. "İmamsız imanlılardan"dı İ.Mansız... Allah aşkına bunda da mı bir şey yoktu?..
* * *
Santrfor ve "his friends", "herkes dini vecibelerini istediği gibi yerine getirebilir" diyorlardı. "Kimse karışamaz"... Haklıydılar, kim karışabilirdi ki ? Ama kamptaki "farklı" herkes de istediği gibi yerine getirebilirdi dini vecibelerini. Onlara da kimse karışamazdı, tabi santrfor ve "his friends" de.
İşin en rahatsız edici tarafı da, santrfor ve "his friends"in kendilerini huzurlu hissetmek için yaptıkları ibadetin, aynı kampta başka friendlerinin kendilerini huzursuz ve sanki "imansız" hissetmelerine neden olmasıydı.
Rahatsız da oluyorlardı elbet.
* * *
Mesela küçük arkadaşları o talihsiz trafik kazasına sebep olurken, "o saatte" camiye gidiyordu ağabeylerine göre. Doğruydu; ama restorana, bara hatta kumara gitse ne farkederdi ki?.. Hani para ile imanın kimde olduğu belli değildi. İşte belliydi... Sorun bakalım o "küçük"e, Milano'da "o saatte" kaç defa camiye gitti ? Ya da Milano'da cami var mıydı yok muydu ?
* * *
Gelelim oruca!..
Sorun oruç tutmaları değil; oruçlarını tutarken kendileri ile Allah arasında kalması gerekeni kamuoyu ile cömertçe paylaşıp, oruç tutmayanların kendilerini rahatsız ve suçlu hissetmelerine neden olmaları.
Santrfor ve "his friends" oruç tutuyor. Allah kabul etsin. "Ne var bunda" diyorlar; Bence de ne var bunda ama takımdaki başka "friend"leri de tutmuyor. Peki bunda bunda ne var?
Mesela "Diyarbakırlılar da oruç tutuyor" (Yenildikleri maçtan sonra) demeleri de çok hassas olunması gereken bir konuyu sulandırmaları. Aynı "herifler sahadan çıkarken istavroz çıkartıyorlar" demeleri gibi. Ya da "hücreye papaz çağırmıyorlar mı".
* * *
Santrfor ve "his friends" dört yıl şampiyon olduklarında da, UEFA'yı aldıklarında da oruç tutuyorlardı. O "dün"lerde onlardan tırsanların, şimdi santrforun "out" olduğu ve gol orucu tuttuğu bu günlerde orucuna takılmaları ne adil ne de erkekçe.
Oruç tutup güçten düşenleri kesmeye bile gücü yetmeyen takım arkadaşları Hagi'nin, onların oruçlarına gücünün yeteceğini düşünmek biraz saflık, ucu tarikatlara kadar uzanan bu kadar nazik bir konuda, üstelik Ramazan ayında Galatasaray yönetimi ve başkanından tavır almasını beklemek de haksızlık.
Kampa imam getirildiğinde, "imamsız imanlılar" imansız gibi dışlandığında, kameralı cami şovlarında vs, susssanların şimdi santrfor birkaç hafta gol atmadı diye orucuna karışmaları ve kendilerini "elhamdülillah biz de Müslümanız ama" diye başlamak zorunda hissetmeleri işin en traji - komik tarafı tabi. Hani, oruç tutanın demeyelim ama keşke orucunu gözümüze sokanın da eleştirenin de niyeti üzüm yemek olsa... Herkes bağcının peşinde.
Ve... Oruçta ne trajediye yer var ne komediye.
Yanal fiskosu seviyor
Ersun Yanal, yakınındakilere "fiskosa" devam ediyor Hakan Şükür'le arasında geçenler hakkında. Hani "aramızda kalsa iyi olur, ama kalmazsa da daha iyi olur...
Bana bir sırdaşının anlattığının tıpkısının aynısı dünün dünü bir gazetede en ince ayrıntısına kadar anlatılıyordu. Hele Şükür ve Yanal arasında otel odasında geçen bir dialog vardı ki, ikisi başbaşa olduklarına göre sızdıran ya Yanal'dı, Yanal değilse de Şükür.
İkisi birdende sızdırabilirdi, yani buna da çok şükür...
Yanal dostlarına anlattığını herkese anlatsaydı yüzde yüz haklıydı. Ama yemedi; çünkü onu yiyebilirlerdi..."Sebep teknik"di , altında başka şey aramamalıydık.
Aramamıza da gerek kalmıyor, kendisi önümüze koyuyor.
Milli Takım teknik direktörü herkesin arasında farklı, dostları arasında farklı konuşuyor. Bizi de iki Yanal arasında bırakıyor. Hangisine inanalım şimdi.
Aç basketçi oynamaz
100. yılını kutlayan 100 yıllık Galatasaray'ın basketbolcu kadınlarının, hem de basketbolcu Özhan abi'lerinin başkan olduğu ve de 10 nolu formasıyla basketbollu "dün"lerinin sayfaları süslediği bu günlerde, kümede kalmak için 100 bin dolara muhtaç olmasının ismini bizzat başkan koysun.
Ben koyarsam çoook ayıp olacak çünkü!..
Coach Müge Berkalp, CNN Türk Pivot'da "erkekçe" konuştu. Yanındaki Fenerbahçe'nin yendiği Ülker'den otuz küsür sayı fark yiyen ligin "nagalip"lerinden Galatasaray erkeklerinin coach'u Halil Üner, "her şeyi" Fatih Solak'sızlığa bağlayıp Galatasaray yönetimine şirin gözükmeye çalışırken, Müge "erkek gibiydi" doğrusu.
Hasan'a teşekkür
Hasan Şaş'a Adana'da verdiği yemek için teşekkür etti Müge... Hasan olmasaydı belki de aç kalacaklardı. Belki de yiyip içip kebapçıya "takacaklardı".
Bir zamanların yenilmez armadası, ekol takımı, basketbol deyince akla ilk gelen Galatasaray Spor Kulübü, bir basketbolcusunun başkan olduğu dönemde futbol kulübü oldu. Mehmet Cansun'la başlayan futbol takımı menajeri tarzında Galatasaray başkanı modeli Özhan abi ile de devam ediyor.
Yalçın Granit "ben görevimi yaptım, hiç olmazsa kapattırmadım basketbol şubesini" demişti yine Pivot'da...
Açık hali buysa, keşke kapansaydı...
BİLGİN'DEN
Heeeeey sen!
Offfff be...
Hatta
Öfffff be...
Ben
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|