Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 12 Kasım 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Aldığımız riski hesaplıyor muyuz?


IMF Dış İlişkiler Bölümü Direktörü Dawson, 10 Kasım'da bir basın toplantısı yapmış. Dawson'a ilk soru Türkiye hakkında olmuş. Yapılacak yeni stand - by düzenlemesinin ne durumda olduğu soruluyor. Dawson'un açıklamalarından vergi, sosyal güvenlik ve bankacılık yasalarında detayların belli olmasının beklendiği ve ancak bundan sonra Heyetin yeniden Ankara'ya dönerek müzakerelere kaldığı yerden devam edeceği anlaşılıyor.
Aynı gün Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, vergi ve bankacılık yasalarında henüz çalışmaların tamamlanmadığını açıklıyor. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ise niyet mektubunun 1 Aralık'tan sonra imzalanacağını söylüyor.
Dawson'a Türkiye'yle ilgili olarak sorulan son soru ise yeni stand - by düzenlemesinin bu yıl içinde icra kurulu tarafından onaylanma olasılığı. Dawson bunun hükümetin heyeti yeniden kabul etmeye hazır hale gelmesine bağlı olduğunu söylüyor.
Bütün bu açıklamalardan, IMF ile ilişkilerde bir belirsizlik dönemine girildiği anlaşılıyor. Bu belirsizliği çözme konusunda topun hükümette olduğu görülüyor. Hükümetin ise bu belirsizliği çözmekte acele etme niyetinde olmadığı ortaya çıkıyor.
Hükümetin bu tavrının ardında muhtemel iki beklentiden söz edilebilir. Birincisi, 17 Aralık'ta açıklanacak AB ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararını bekleme stratejisidir. Buna göre olumlu bir kararın, ülkeye sermaye akışını güçlendirmesi ve IMF kaynaklarına olan ihtiyacı azaltmasıyla Türkiye'ye, Fon'la yapılacak pazarlıklarda önemli bir avantaj sağlaması beklentisidir. İkincisi ise, IMF'nin Türkiye'den alacağının büyüklüğü nedeniyle parasını kurtarmak için yumuşayacağı beklentisi olabilir.
Oysa makroekonomik göstergelerde son dönemde tedirginlik yaratan gelişmeler var. Enflasyondaki düşme eğilimi durdu. Ekonomide üçüncü çeyrekte bir yavaşlama görülmekle birlikte dış açık artmaya devam etti. Yıl sonu için öngörülen cari açık Türk ekonomisi için bir rekor olacağa benziyor.
Uluslararası likidite FED'in faiz politikalarına bağlı olarak tedrici de olsa daralmaya devam ediyor. Son faiz artırma kararıyla gelen açıklama aralık ayında da bir faiz artışı olasılığını güçlendiriyor. Petrol fiyatlarındaki son gerilemenin ABD - İran ilişkilerine bağlı olarak ne kadar kalıcı olabileceği tartışılıyor. ABD'nin dış ticaret açığındaki gerileme, Türk ihracatçısına önemli bir avantaj sağlayan güçlü EURO olgusunun ne kadar süreceği konusunda soru işaretlerine yol açıyor. Kaldı ki Avrupa'nın da güçlü EURO olgusundan rahatsız olduğu anlaşılıyor.
Avrupa Birliği için anayasanın kabulüyle ilgili referandumlar öncelikli hale geldi. Türkiye'yle müzakerelere bundan sonra başlama eğilimi güçleniyor. Referandum süreci nedeniyle Türkiye'yle müzakerelere önümüzdeki yılın sonunda veya 2006 başında başlanmasına karar verilirse, bunun komisyon kararını şartlı bir "evet"e dönüştürmesi de söz konusu. Çünkü bu durumda müzakereler öncesinde 2005 İlerleme Raporu'nun da dikkate alınması gerekebilecek. Referandumlardan olumsuz bir sonuç çıkması halindeyse, AB ciddi bir siyasal sorunla karşılaşacak ve enerjisini buraya yönlendirmek zorunda kalacak. Bu da müzakereleri geciktirebilecek.
İçerideki ve dışarıdaki gelişmelerin risk algılamalarını ve ekonomideki kırılganlıkları artırıcı yönde olduğu açık. 17 Aralık'ta piyasaları coşturacak bir kararın çantada keklik olmadığı görülüyor. Böyle bir ortamda IMF'nin piyasaları tatmin etmeyecek bir programa razı olması IMF'nin güvenilirliği bakımından risk. Kaldı ki zayıf bir program, risk algılaması artan piyasalar tarafından gereği gibi değerlendirilecektir.
Burada temel hata, uluslararası likiditenin bol olduğu bir dönemde yaşanan risk körlüğünün devam edeceğinin hükümet tarafından varsayılmasıdır. Hükümet son iki yılda ekonomide yaşanan iyileşmeyi tamamen kendine mal ediyor. Oysa uluslararası konjonktürün bu iyileşmedeki rolünü ve bunun değiştiğini görmesi halinde bu kadar rahat olamayacaktır. Bu durum doğal olarak akla, alınan riskin yeterince hesaplı olup olmadığı sorusunu getiriyor.

foztrak@yahoo.com








Taha AKYOL
Arafat'ın ardından
FİLİSTİN davasının milli lideri Arafat'ın ölü...
Çetin ALTAN
Arafat liderliğinin bitiş gongu..
NEREDEYSE kasım ayının başından beri süre gel...
Melih AŞIK
Üniversite yarışı
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe ...
Fikret BİLA
ABD, İran'ı vuracak mı?
Avrupa Konseyi İzleme Komitesi üyesi Fransız ...
Hasan CEMAL
Savaş yapanlar, barış da yapar!
Ramallah'taki karargahında, avuç içi kadar od...
Güneri CIVAOĞLU
Abartmak
5 Eylül 1938 Dolmabahçe Sarayı'nın 71 sayılı ...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitim, AB önünde bir engel mi?
Nefeslerimizi tuttuk, 17 Aralık'ı bekliyoruz....
Hurşit GÜNEŞ
Türkiye'nin kapısındaki fırsat
Krizin aynı zamanda bir fırsat anlamına geldi...
Sami KOHEN
Yeni dönem başlarken...
YASER Arafat'ın vefatının ardından Filistin y...
Mehmet Y. YILMAZ
Barışa tek engel Arafat mıydı?
Yirminci yüzyılın önemli politik figürlerinde...
Faik ÖZTRAK
Aldığımız riski hesaplıyor muyuz?
IMF Dış İlişkiler Bölümü Direktörü Dawson, 10...
Hasan PULUR
Argo dilin rengidir...
VAH, vah, vah! Meğer ne kadar "cici çocuklar"...
Derya SAZAK
Sağda üst kimlik
DYP - ANAP bütünleşmesinde anahtar kelime 'üs...
Meral TAMER
Deprem Dede'nin Kandilli bütçesi
Japonya'nın batısı 5 eylülde 2 büyük depremle...
Ece TEMELKURAN
İncelik
Kadınlar, bazen çocuğudur kendinin. Bu yüzden...
Güngör URAS
Fitre ve zekât zamanı
Ramazan ayı sona ermeden fitre ve zekâtınızı ...
M. Ali BİRAND
Şimdi top Şaron'da...
Yaşamı daima heyecanlı ve beklenmedik gelişme...

© 2004 Milliyet