|
 |
|
|
Meğer dost olmuşuz!
Sarıkız'ın Anıları
Bu hafta gelen mektupları okurken bir şey fark ettim. Sizler benim için dört yıldır "Sevgili okur"ken, artık "Sevgili okurlarım" olmuşsunuz meğer. Bu hoş bir duygu. İnsana güven veriyor. Yalnız olmadığınızı anlıyorsunuz. Keşke hepiniz komşum olsanız, görüşsek, çay-kahve içsek cümbür cemaat. Zorla değil ya, kalabalık seviyorum. "Yalnız kalmak hoşuma gider" diyenleri de hiç anlamamışımdır. Küçükken de (şimdi de) herkesin önünde çalışayım, okuyayım isterdim. Hatta köşede kıvrılıp uyuyayım. İnsanlar bıdır bıdır konuşsunlar etrafımda. Zaten oldum bittim, yatma vakti gelince birbirlerine, "İyi geceler anneciğim, babacığım, karıcığım, çocuğum" deyip odalarına çekilen ailelerden nefret etmişimdir. Düşünsenize birden evin içi karanlığa bürünür, sessizlik çöker. Korkunç bir şeydir bu. Benim eve gelince, tüm ışıklar yanar. Bilgisayarlar ve TV'ler çalışır, çay sohbetleri devam eder, gecenin bir yarısı un helvaları kavrulur. Birileri yatar, birileri kalkar, bazıları işlerine gider filan. Bunu aynen size de tavsiye ediyorum. İnsan hayatı daha fazla yaşamış gibi oluyor.
* * *
Yine bu hafta, aldığım notlara bakınca "Ben her gün yazmalıyım yav!" diye düşündüm. Yüze yakın konu başlığı birikmiş. Ne yazık ki hiçbirine elimi bile sürememişim. Mektuplarınız örneğin, aslında hepsine yer vermek isterdim. Ne yazık ki belki bir-ikisini sığdırabilirim. Ama önce geçen yazımda yer alan Paşa isimli köpişin uyutulmasına tepki gösterdiğiniz elektronik postalarınızdan söz etmek istiyorum. Sağolun varolun. Sadece bana değil, bütün hayvan koruma derneklerine elektronik posta yağdırmışsınız. "Sizden ricam acaba son durumu nedir? Eğer hâlâ hayatta ise arkadaşlarım ve ben uyutulmasını engellemek için elimizden geleni yapmak isteriz. Sizden acil yanıt bekliyorum" diyen Muğla'dan Sokaktaki Melekler Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güçbirliği üyesi Hayal Ünal'a... "Antalya'da yasayan arkadaşlarımız konu hakkında araştırma yapıyorlar, henüz cevap gelmedi. Bize destek olun. Bu kişilere, özellikle Ayanoğlu Sitesi yöneticisine ulaşabileceğimiz telefonları vermeniz mümkün mü? Paşa'nın uyutulmasını engellemek istiyoruz" diyen Mine Kaya'ya... Ve bizzat siteyi bulup Paşa'ya sahip çıkan Atunana Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği Gen. Sek. Filiz Nalbant'a... Ayrıca diğer okur ve derneklere tüm hayvanseverler ve Paşa adına teşekkür ediyorum.
* * *
Mektup yağmurunuz bununla sınırlı kalmadı. "Annesini döven kız"a da dinmek bilmeyen öfkeniz sürüyor. "Lütfen bu manyağın ismini açıklayın... Şu yarışmadaki kadını ima ettiniz... Deli oluyorum onun o bilmiş hallerine... Böyle giderse o programı da kanalı da protesto edeceğiz" diyen mektuplar... Evet, benden isim açıklamamı istiyorsunuz. Sevgili dostum Pakize Suda da böyle düşünenlerden. Bense, "Türkü yarışmasında jüri üyesi" diyorum sadece. Hâlâ o koltukta oturmaya devam ederse açıklayacağım size, söz veriyorum. Bu arada bu canavarı, Kanal D'de yayınlanan "Bir Yıldız Doğuyor" yarışmasındaki jüri üyesi Mine Aksoy'la (kendisi son derece değerli bir hanımefendi ve Taksim Edisyon Şirketi'nin genel müdürüdür) karıştıranlar olmuş. Haşa! Mine hanımın yüzüne, gözlerine baktığınızda zaten anlarsınız kimin "Bir saat boyunca annesinin karnına oturup dayak atabileceğini"... Bir tarafta deli gibi bakan gözler, diğer yanda ipek gibi bir ifade...
* * *
Şimdi bırakalım vahşeti de biraz güzelliklerden söz edelim. Az önce anlattığım ev ortamında bir de kitap yazılıyor. Yazan eski koca Arda. Hani şu oğlumun "mutluluğu" için yeniden ev paylaştığımız eskisi... (Lütfen kendisini dolandırıcı son koca ile karıştırmayacakmışsınız... Omuz başımda öyle diyor.) Şimdi bu Arda, Ercan Arıklı'nın hayatını kaleme alıyor. Biliyorsunuz sevgili Ercan'ı geçen yıl kaybettik. O aptal otobüs kazasında. Rahmetliyi iyi tanıyan biri olarak bu görevi Arda üstlendi. Kitapta pek çok ünlünün ortak anıları var. Ercan'ın kadim dostları, düşmanları, ünlü aşkları, dergicilikteki müthiş başarısı (Eski Nokta ve Haftalık başta olmak üzere) ve zarif aynı zamanda matrak kişiliği.
Ve en önemlisi hayatının filmlere taş çıkartan dramı... Koca müessesesinden nefret etsem de hakkını teslim etmeliyim, fena yazmamış şu bizim armut Arda. Üstelik senaryo gibi yazmış. Çarpıcı bir sahne ile başlıyor hikaye ve geriye dönüşlerle devam ediyor. Laf aramızda bir solukta okudum. Ve bir kez daha karar verdim, insan ne kadar kafa patlatırsa patlatsın hayatın gerçeği kadar acımasız konular üretemez.
Haydi bakalım şimdi birlikte şu cümleyi tekrarlıyor ve bu haftalık vedalaşıyoruz. Humphrey Bogart söylemişti; "Senaryo yazmak kolaydır, olayları istediğiniz gibi kurgulayabilirsiniz. Ama ya hayat öyle mi? Ne yaparsanız yapın, sizi oradan oraya savurur durur."
Yazara e-mail
|
|
|

|