|
 |
|
|
Kazanmak erkeklere has bir şey midir?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Geçenlerde okuduğum bir haberin başlığı şöyleydi. "Erkek kazanmak ister..." Haber şöyle devam ediyordu.
"Taş devrinin erkekleri, vahşi doğanın güçlerine karşı savaşırlarken sadece ve sadece zafer kazanmayı hedefliyorlardı. Günümüzün erkekleri de, genlerinde atalarının izlerini taşıyorlar.
Erkeğin, her konuda `Mutlaka ben kazanmalıyım' düşüncesiyle hareket etmesi, bazen üzücü sonuçlar da yaratabilir. Kadınlar da hırslı olmasına oluyorlar ama hırs erkeklerin benliğinin bir parçası. Kendilerini gizlemek isteyen erkekler bir bakıma kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidirler. Siz siz olun, sakin ve de kaderine boyun eğmiş gibi görünen erkeklere dikkat edin. Erkek neslinin kazanma hırsına mağlup olan türleri böyleleridir. Benliklerini saran hırs uğruna, karşılarına çıkan her engeli yıkmaya çalışırken, kırıcı da olabilirler..."
* * *
Yazı erkeklerin kendilerini "ensesine vur, ağzından lokmasını al" havasında olmalarının, onların gerçek kişilikleriyle çeliştiğini anlatıyor; erkeğin dünyaya sürekli pembe gözlüklerle bakmasını, hiç bir sorun karşısında istifini bozmamasını kadınları çıldırttığını söylüyordu. Yani haber erkeklerden çok kadınlara bir mesaj veriyordu.
"Bir erkeğe nasıl davranacağınızı bilmelisiniz..." der gibi...
Ben ise devrin değiştiğine inanıyorum.
Erkek ne kadar kazanmak isterse, kadının da en az onun kadar kazanmak istediğini biliyorum. Hele hele dünyamızda yaşanan önemli değişimlerin erkekle kadın arasındaki ilişkiyi yeniden dizayn ettiğini düşünüyorum. Yani "erkek kazanmak ister; çünkü genleri bunu böyle dikte ettiriyor" tezi, maçoluklarından taviz vermek istemeyenlerin son çırpınışları gibi geliyor bana.
* * *
Erkek ya da kadın; hayatını sadece galip gelme şartı üzerine kurmuş bir insanın mutlu olması mümkün mü? Çok zor...
Son dönemde evliliklerin eskisi gibi bir ömür boyu sürmemesinin altında da işte bu ruh hali yatıyor. Erkek finalde "kazanmak" istiyor; kadınsa taviz vermiyor.
Sonra iş inada biniyor; evliliğin sürmesi erkek ya da kadının tavizine bağlı. Kabul edelim ki; kadınlar artık hayatın her alanında çok daha fazla ön plana çıkıyorlar.
İş kadınlarımızın sayısı artıyor; artık dev şirketleri kadın CEO'lar yönetiyor. Sivil toplum örgütlerinin yönetim kurullarında, başkanlıklarında hepimizin başarı öykülerini alkışladığımız kadınlarımız yer alıyorlar.
* * *
Ne istediğini bilen, hayata daha farklı bakan, beklentilerini hayallerine göre şekillendiren kadınlarımızın sayısı arttıkça galiba "Erkek kazanmak ister..." tezini hatırlatmak isteyenlerin sayısı artıyor.
Erkekler evliliklerine de artık böyle bakmalı. Taş devrini bilemem ama 2004'ün Kasım ayında; kadınlar kendisini anlayan, hayatı paylaşan erkekler arıyorlar.
Sakın erkeklere haksızlık yaptığımı düşünmeyin. Yeniden dizayn edilen kadın erkek ilişkisinde; her iki tarafın beklentilerinde de büyük değişiklikler var.
Doğal olarak kadınlar gibi erkekler de mutlu olmak istiyorlar.
Hatırlatmak istediğim şu...
Bir genetik bahaneyle "Erkek kazanmak ister..." görüşünü savunanların, bugünden başlayarak kendilerini değiştirmesi gerekiyor.
BİR BAŞKA GÖZLE
Haydi beyinler geriye
Beyin göçü ülkemizin önemli sorunlarından biri. Çok yüksek maliyetlerle yetiştirdiğimiz çok sayıda beyin şu anda başta ABD olmak üzere birçok ülkede yaşıyor ve birçoğunun akıllarının bir köşesinde bir gün Türkiye'ye dönmek var.
Bu düşünceler son zamanlarda biraz daha yoğunlaşmış durumda.
11 Eylül olayları sonrasında ABD'de özellikle Müslüman olan yabancılar önceden yaşamadıkları birçok sorunla karşı karşıyalar.
ABD'deki bir hukuk bürosunun verdiği bilgiye göre Göçmen Bürosu okulda devamsızlık yapan veya kayıt yenilemeyen öğrencileri evlerinden topluyor; "green card" için görüşmelere gitmeyen, vizesi bitip uzatamayanlar ise çok güç durumdalar. Şu anda cezaevlerinde yardım bekleyen veya arkadaşlarının yatırdığı kefalet sayesinde dışarı çıkabilmiş, Türkiye'ye dönmek üzere olan çok sayıda Türk'ün olduğu da bildiriliyor.
Metinde ayrıca Türkiye'deki Amerikan Başkonsolosluğu'nun vize konusunda çıkardıkları zorluklara da dikkat çekiliyor.
* * *
Peki bu beyinler geçmişte ABD tarafından neden kabul görüyorlardı? Bu sorunun yanıtı basit. Cem Yılmaz'ın eski bir reklamda söylediği gibi.
"Tamamen duygusal..."
Gelişmekte olan ülkelerin harcadığı paralarla yetişmiş olan genç, atılımcı, İngilizce bilen beyinler bazı sınavlardan geçirilip iyice eleniyor ve kendi ülkelerinde kazandıklarının birkaç katı maaşla işe alınıyordu. Daha sonra uygun taksitlerle ev, araba, vb. edinmeleri özendiriliyor ve yıllarca çalışarak bunları geri ödemeleri sağlanıyordu. Şimdi neyin değiştiğini bilemem; ancak yakında kokusu çıkar. Türkiye bilim alanında yaptığı en önemli atılımı 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan kaçan Yahudi kökenli bilim adamlarına borçludur. Türkiye'nin bu insanlara kucak açması sonucu Yahudi lobisi de birçok kez Rum ve Ermeni lobisine karşı Türkiye'nin yanında yer almış ve bu sayede önemli kazançlar elde edilmiştir.
Türkiye benzer bir fırsatla karşı karşıyadır.
Birçok alanda önemli deneyimler elde etmiş vatandaşımız Türk insanının sıcaklığına hasret, şu anda kazandıklarının çok daha azına, Türkiye'ye dönmek için bir kıvılcım beklemektedir. Bu konuda özel sektörümüze, üniversitelerimize ve özellikle de hükümete önemli görevler düşmektedir. Aksi taktirde onların gönderdikleri ile yetinmek durumunda kalırız.
Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|