Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Kasım 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
EYVAH! ÂŞIK OLUNAN KADIN ŞİŞMANLIYOR:
Şişman sevdim, pişmanım!

İki gövde arasındaki loş muhabbette, iki et azami yakınlaştığında birbirine şişmanlık var mıdır artık, güzellik var mıdır ya da çirkinlik? Varsa hâlâ bunlar iki gövde bitişik midir artık?


Et ete değince güzellik de kalmaz, çirkinlik de. Koku vardır artık, dokunmak ve akmak, olsa olsa bunlar sürer iki gövde arasında. Uzaktan çekilmiş fotoğraflar eriyip gider, kusurlar ve şahanelikler. Et ete değince bir loş tarih başlar iki insanın arasında. Bedenler değişse de kolay kolay değişmeyecek bir simya... Eti, kokulu, tatlı ve tanıdık bir yuvaya dönüştüren bir kalbî ilim.
Çok yaklaşınca yüzler birbirine -dikkat edin, deneyin hatta- artık parça parça görünür yüz.

'Dışarıdakiler' için
Suret bölünür suretlere. Tek gözü görürsün bazen, bazen sadece alnı, boynun bir kısmını bazen. O zaman işte ve bu yüzden fotoğraflar erir. Artık ya gözün ışıltısı vardır eğer ışıldıyorsa, artık yanağın tadı vardır tadılıyorsa... Yüzlerin tamamı değil, anları kalır hafızada. Göz değildir artık kayıtları tutan. Gövdeler birbirinin vakanüvisi olur artık; parça parça.
Bu yüzden işte et ete değince güzellik de kalmaz, çirkinlik de. Çünkü her ikisi de "dışarıdakiler" içindir, uzaktan bakanlar için. Et ete değince loş bir tarih başlar iki gövdenin bitiştiği yerde.
Bir dostum, sevgilisi "Şişmanlıyorum" deyince demiş ki sevgilisine:
"Ne güzel! Seveceğim alan artıyor! Dokunacağım yerler çoğalıyor!"
Kadınları kurumaya, incelerek yok olmaya, spor merkezlerinde sertleşmeye davet eden, hatta bunlara kurban eden bir dünyada, dünyanın hallerinden memnun olmayanların bilhassa, lügatinin başka olması icap eder. İki gövde arasındaki loş tarihin sırlarına, oralardaki sözsüz ve mahrem alışverişe ihanet edilmemelidir üçüncü gözler için. Çünkü iki yakın gövdenin meselesi değildir kilo. Üçüncü kişilerin gözlerinin meselesidir o. Hele hele, niyeyse son yıllarda bir selamlaşma biçimi haline getirilen "Kilo almışsın", "Zayıflamışsın" hezeyanının malzemesidir sadece. Ama tabii bir kadın gövdesini yanınızda "Ne güzel sevgilisi var. Manken gibi!" desinler diye dolaştırıyorsanız o başka. Arabanız gibi mesela, pahalı ayakkabılarınız ve Rolex saatiniz gibi.

Üçüncü kişilerin gözü
Bütün bu "Yiyin ama zayıflayın" sisteminin sevgililik ilişkilerine sosyete dergisi estetiğini sokması, dönen ve devinen etlerin arasına Kaliforniya beğenisinin girmesinin en kötü yanı, adamların kadınların kilo almasından korkar hale gelmesi değil. En kötü yanı bu işin, kadınların içine üçüncü kişilerin gözlerinin sızması. Kadınlar -ne narin bir içleri oluyor bazen- üçüncü kişilerin, lüzumsuz gözlerini sokuyorlar, alıyorlar içlerine. Artık kendi bedenlerine başkaları gibi bakıyorlar. Uzaktan. Kendi görüntülerinde başkalarının fotoğraflarını arıyorlar; incecik kadınların fotoğraflarını. Gövdenin kendi iç mutluluğunu ezerek eritiyorlar.
Kendi etlerinin neşesini kaçırıyorlar. Neşesiz etler olarak sonra ve böylece "manken gibi" kadınlar olarak, sevişmeye ve dans etmeye değil, sadece "görünmeye" yarayan bedenler olarak dolaşıyorlar; azami balyajlı olarak mutlaka... Gövdelerini işte ondan sonra "kalın belli" görüyorlar, ayaklarını "fazla kemikli". Yoksa ayak da onun, bel de. Hep onundu yani; nereden bu yabancılık, bu kadar "dışarıdan" bakma?
Her gövdenin, doğumla başlayan bir kahramanlık tarihi vardır. Yaşamıştır çünkü, duruyordur yerinde her şeye rağmen. Bir kadına "Kilo almışsın" demek, o derin kahramanlık tarihine, iki gövdenin arasındaki loş sırlara ihanettir. Sonra o ihanetin kırdığı yeri bulmak da zordur. Etin sır dünyasında nereye saklanır bir kadının kırgınlığı? Bul bakalım şimdi. Seve seve bul... Tek tek her yerini seve seve.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Söylev ve Demeçler
ATATÜRK'ÜN 1919'dan başlayarak yaptığı konuşm...
Çetin ALTAN
Zor konudur bayramı yazmak
HERHALDE şimdiye kadar, günün anlam ve önemin...
Faik ÖZTRAK
Ekim ayı bütçe sonuçlarının düşündürdükleri
Geçtiğimiz hafta açıklanan ekim ayı bütçe ger...
Ece TEMELKURAN
Şişman sevdim, pişmanım!
Et ete değince güzellik de kalmaz, çirkinlik ...
Yaman TÖRÜNER
Bravo Tevfik Bilgin
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDD...
Osman ULAGAY
Arafat gitti, dava bitti mi?
Yaser Arafat'ın inanılmaz olaylarla dolu yaşa...
Güngör URAS
Bayramda Bekçi Baba'yı, Polis Amca'yı arıyoruz
İstanbul'da 2004 yılının ilk 7 ayında 24.130 ...

© 2004 Milliyet