Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Kasım 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Konuşma ekonomisi" oyunu!

Vur beni dağlara, koy beni yollara, ızdırabım dinsin, keyfim yerine gelsin. Bunun adı da "bağlamamın teli modeli konuşma ekonomisi" olsun. Şarkı sözü de yazmamın zamanı gelmiş olsun...


Konuşma ekonomisi nedir bilir misiniz? Mesela diyelim ki bir sevgiliniz sizi terk etti, siz de hislerinizi ağlaya yakına bir arkadaşınızla paylaşıyorsunuz... "Acınızı paylaşıyorsunuz" diyemeyeceğim, zira "acı paylaşımı" bana çok bencilce geliyor, ne diye el aleme acınızın bir kısmını satıp kurtulmayı düşünesiniz ki... İnsan "dostuna" böyle davranır mı hiç? Ayıp...
Neyse, mesele bu değil şimdi, asıl konu konuşma/iletişim ekonomisi. İşte örnek; konu terk edilmenizse, emin olun "paylaştığınız" kişi de bir zamanlar terk edilmiş olabileceği için ona şöyle demeniz yeterli olacaktır: "Hani bilirsin işte ben de terk edildim, bu kaçıncı oldu artık sen hesap et ama ben terk edile edile dejenere oldum, sen de olmuş muydun?" Bu en sondaki "Sen de dejenere olmuş muydun?" bölümü "maksat muhabbet olsun" kısmısı... Yoksa sizin kıvırcık ağlama cümlelerinizin yerini, zaten basit bir empatiyle kendi kendine dolduruverecektir. Bu boşluk doldurma, boş yere dil döküp bir de milleti yormama durumuna "konuşma ekonomisi" denir.

İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Aklımda yemekler, müzikler falan fır dönerken bir kız arkadaşım geldi eve. Bayılırım ben ona. Konu da tabii aşk meşk, iş güç. Bunlar birbirinden ayrılamaz konular her kadın için. İşte söz tam ilişki ve acı soslara gelince, "Dur, sana bir müzik dinleteceğim" dedim. Hemen Natasha Atlas'ın "Just Like a Dream"i dönmeye başladı CD yuvasında. Aksak ritmiyle enerji dolduktan sonra da ardından Transglobal Underground'la yaptığı eski şarkısı ("Ali Mulla") geldi elbette. Ki benim asıl favorimdir. Ayaklanıp bildiğim göbek atma numaralarımı sergilemeye başladım tabii. E, muhabbetin aşkı artıverdi, biz arkasından Rachid Taha'ya geçtik, sonra Tom Waits'in tek ve en nadide "sevgiliyi baştan çıkarma müziği"ne (parçanın adını bilmiyorum, bilsem de kendime saklarım, kimseyle "paylaşmam")... Baştan çıkartma terk edilmeyle bağlandı, dejenere olmak ya muhabbetin özü... Sonra bir Kibariye attırdık tabii arkasından, tam Topkapı usulü ki, 1993'te kendimi tutamayıp son paramı vererek almıştım kaseti... Yeter mi, yetmez... Kibariye'nin "Gurur gurur gurur beni öldüürüür" namelerini "Vurun vurun vurun beni öldüürüün" diye anladığımızın farkına vardığımızda dibe geldiğimizi de anladık... Şimdi biraz su yüzüne çıkıp nefes almak için "Matrix"in şu Mazhar Fuat Özkan klasiği "Sude" iskeletli müziğini de taktık mı
CD çalara... Arkasından Einstürzende Neubauten'dan "Haus der Luege"la kaydımızı silip ışığa çıktık, oradan atlayıp Nick Cave'in "Hard on for love"ına ve bir sıçramayla da Young Gods'ın "Speak Low"ına küçük bir yolculuk tam anlamıyla nefes almaya yeterli geldi. Taze nefese Negres Vertes'in "Zobi la Mouche"u eklendi mi artık of ki of! Arkadaşım da Beyoğlu'nda Soho'ya gidip arkadaşlarıyla "Euro günü" yapma hazırlığındayken uğramış tabii... Kapıdan çıkarken ona bir de yolluk "Sakın sakın sakın ha, yaklaşmayın yanına"yı açtım sonuna kadar, Nez "Hazır mısııınnnız?" diye naralar atarken arkadaşım asansörden "Eveetttt" diye bağırıyordu neşeyle. Vallahi altı yıllık dostluğumuzun en ekonomik trans ve muhabbet gününü çığlık çığlığa şarkılar söyleyip, pavyon şarkıcısı mutluluğuyla noktaladık. Balkondan baktım da yürürken kırıtması fazla göze batıyordu. Bana da öpücük yolladı...

Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Velhasıl ana fikir; "söyleme sözünü, koy bir parça da döksün yerime derdimi, ben de raks edeyim eşliğinde"... Emin olun daha eğlenceli oluyor, yoksa hep aynı şeyleri yaşayıp aynı şeylere dertlenmekten insana fenalık gelir. Bu usule de kısaca "bağlamamın teli modelinde konuşma ekonomisi" denir.
İyi oyunlar herkese...

1 soru 1 cevap
Erkek: Seninle bir derdimi paylaşabilir miyim?
Kadın: Fon müziğinin ne olduğuna bağlı...

Öptüm sizi
Dedim ya aklımda yemekler müzikler fır dönüyor diye, geçen akşam bir arkadaşımıza yemeğe gittik. Buna benzer bir lezzeti Montmartre'da bir restoranda tatmıştım en son. Arkadaşımın ev adresini veremeyeceğim ama tadını anmadan geçemedim. Yemek yapabilen kadınlara karşı bir kıskançlık türedi bende, onu yenmeye çalışıyorum... Arkadaşımın kocası da iş yorgunu kafasını yemek yerken dinlendirdiğini söyleyince, bu ayrı bir yazı konusu olur dedim elbette. "Erkeğin kafasını yemekle / lezzetle arındırma" yazısı... Ama yemek demişken Akmerkez'in Ulus kapısından çıkın, sağda karşınıza Bella Notte gelecek, köftelerine bayıldıımmm. Ye, ye, insan hâlâ garsona bakıyor tabağını boş bırakmasın diye. O nasıl bir hafiflik! Bayram geldi ya, bayram bana hep lezzeti hatırlatıyor... Afiyetle öperim herkesi.

www.ilhanuckan.com

CUMARTESİ
Bir Amerikalıdan uzun hava
"Hakkımdaki eşcinsellik dedikodularını duydum"
Son moda, Avustralyalı sörfçülerin botu: Ugg
"Bu kitap popüler kültürü inceliyor"
Bu oyuncaklara "lütfen dokunun!"
Kağıt elbiselerle kostüm tarihi
Bayramdan önce son alışveriş fırsatı
Çocuklar çikolatalarını kendileri yapabiliyor
Bolu'da kar var
Üçleme: Sıvı-2
Çocuklarla bayram





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet