Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Kasım 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bayramdan hemen sonra...

Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol

Acı ve tatlı yaşanmış bayramların iz bırakan fener alayı, genellikle daha fazla göz kamaştırdığı için olsa gerek, yılların ve yüzyılların görkemli devrilişini yeterince farketmemeye, hatta algılamamaya kendini alıştırmış bir kültürün üstünde oturanlar cephesinden bakıldığında ve diğer tarafta kalan dikkatli bakışlardan kaçmayan bu ayrıntının anısına dikilmiş "Eyfel Kulesi"nin de, önemli bir istisna olduğunu bilenleri bir kenara bırakırsak, yeni bir yüzyıla, yine sadece iki yıl kaldığı halde ve yaşadığımız çağa hangi sözcüğün diğerlerinden bir adım öne çıkarak damgasını vuracağı henüz kesinlik kazanmamış ve insanlar hangi farklı kavram, sembol ve değerlerin yanında taraf olarak yer alacaklar, hangi kıvılcımı, bir zaman dilimine adını verecek kadar tutuşturucu bulacaklar, yeni bir yol ayrımında ölümlüler, geride bıraktıkları hangi patikaya vefasızlık edecekler, yüz çevirecekler pek de bilinmiyor olmasına ve sokaktaki adam, bu "teferruat"ı hiç de önemsemiyor görünmesine rağmen, son günlerde ilgili ilgisiz hemen herkesin gündeminde kendine yer bulan, çokca önemsemeye başladığımız, çoğu kez de başka başka kavramlarla kol kola andığımız iletişimde, en önemli ve altı mutlaka çizilmesi gereken esas unsur, yani vazgeçilemez, yani feda edilemez, yani "conditio sine qua non - olmazsa olmaz" dediğimiz türden ki, bu ihtiyaç çoğu kez kavramın temel niteliği ile yapısal rengi, içeriği, kimliğini tanımlayan çizgisi ve varoluş sebeplerini açıklayan çıkış noktasıdır, siz ister buna herşeyin birbirine dolandığı ve çözümsüzlüğe yuvarlanılan "düğüm anı" deyin, ister başlıbaşına bir "kilit alan", özerk, bağımsız ve başına buyruk bir rüzgar ya da hepsini birden karşılayacak daha da geniş içerikli bir sözcük bularak, "hem zarfı hem de mazrufu önemsediğinizi belirterek", yalın ve etkili bir anlam yüklemeyi tercih ederek, kapıyı bir seferde açabilmeyi umarak "anahtar" yakıştırmasını yapın, paylaşarak varolmanın, varolarak sonsuzluğa ulaşmanın kaçınılmazlığını vurgulayan, onun da ötesinde iletişimin iki yönlü olduğunu, bir düşünce alışverişi boyutu bulunduğunu, katılım, deneyim, değer yargıları, ihtiyaçlar, duygular ve algılama gibi yöneleceği limanı bilen ve yelkenlerine doğru rüzgarlar dolduran, pek çok tasnife göre evrenin, "tanıdığımız ve tanıştığımız" yaşam biçimlerine kıyasla en üstün canlısı kabul edilen varlığa, uygarlığın sembolü sayılan, düşünme ve alet kullanma becerisi ile farklı, ruh dünyası ve yaratıcılığı ile özgün ve eşsiz olduğu söylenen insana, bütün kapıları açmak gayesiyle, onun da ötesinde kalpten, sıcak, yapmacıksız ve çıkarsız olarak, öyle olması gerektiği için değil, öyle olduğuna gerçekten inanarak, "yaratılanı Yaratan'dan ötürü hoş görerek", "O"na yakışanı armağan ederek el üstünde tutmak, "sadece insan olduğu için" değer vermektir.

* * *

Bu cümleyi, daha önceki bazı yazılarımdan alıntılar yaparak hazırladım. Ve bana, "çok uzun cümleler kuruyorsun" diyen dostlarıma bayram armağanı olsun istedim. Onları çok üzmemek için de "lafı biraz kısa tuttum..." Bir paragrafı işgal eden ve virgüller sayesinde hayat bulan bu cümle, iyi bir okuyucunun ağzından hem keyifle dinlenebilir hem de hiç değilse "meali" rahatlıkla anlaşılabilir sanıyorum. Türkçemizden, yazarken de, konuşurken de tad almak isteyenlerdenim. Aynı lezzeti paylaşabildiğimizi umarak...

ege@milliyet.com.tr



EGE
Bayramdan hemen sonra...
İzmir kentin ortasını kullanamıyor
Yasa tamam





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Nihat Demirkol
Deniz Sipahi
Fatih Tanfer

© 2004 Milliyet