Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Kasım 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Değerlendiremediğimiz miras

Türkiye'de iktidar çevreleri Atatürk'ün büyük iddia ve heyecanını anlayamadı. Kültürel alanda eski atılım ve heyecan kalmadı. Artık bütün akademik politikalarımızı değiştirmek zorundayız

Fax: (0312) 427 20 64

Medeniyetler zaman içerisinde değişir; insan toplumlarının dünyadaki üstünlüğü ilişkilerinin ve teknolojik güçlerinin zaman içerisinde değişmesidir. Medeniyet değiştirilemediği ölçüde, toplumunu eriten bir ateşten gömlek gibidir. İnsan toplumu çevreye uyumla yaşar; çevreye uymak için verdiği savaş onun yaratıcılığıdır, yani kültürüdür. Kuşkusuz her insan toplumu bu büyük görevi aynı kabiliyet, güç ve dirençle gerçekleştiremez. Bu nedenle farklı çevreler, Alman Yeni-Kantçı düşünürler ve izleyicilerinin Kulturkreis-kültür çevresi diye adlandırdıkları farklı oluşumlardır. Her kültür çevresi tarih içinde özgün hayat mücadelesi ve gelişimiyle göze çarpar. Bir dönemin parlak konumdaki bir toplumu; kültürel işleyişini ve işlevlerini yenileyemezse karşılaştığı sorunları çözemez ve erir. Açık örnek; 1899 yılının Fransa'sı dünyayı aydınlatıyordu, 1999'da bu konumda bir Fransa göremezsiniz.
Toplumlar coğrafyaları, kendilerini tayin eden dilleri ve yaşadıkları olayla tarih çizgisi üzerinde kimliklerini oluştururlar. Hiç kuşkusuz Türk kavmi uzun tarihi içinde geniş bir coğrafyada var olmuştur. Sahip olduğu dil ve yaşadığı yaygın mekan zaman içindeki yolculuğunu tayin etmiştir ama ecdadın hayatını kuran ve renklendiren asıl seçimler kültürel varlığımızı oluşturur. 19'uncu yüzyılın Türk toplumu yeryüzü tarihinin en büyük devrimini yaşayan yerkürenin devlerine karşı varlık mücadelesi vermiştir. Burada toplum tarihini tasvir edecek değilim; 19'uncu yüzyılın sadece iki portresine işaret etmeliyim. Mısır Çarşısı'nın fakir kapıcısının oğlu olan Osmanlı İmparatorluğu'nun unutulmaz Sadrazamı Mehmet Emin Ali Paşa; devlet adamlığı, kültürü ve Bab-ı Ali'de öğrendiği Fransızcasıyla herkesi hayran eden büyük adam... Gene aynı çarşıda fakir bir çırakken 19'uncu yüzyıl Türk toplumuna muallimlik eden Ahmet Mithat Efendi... Ahmet Cevdet Paşa, Şemsettin Sami, Ahmet Vefik Paşa; kimi Saint Louis kilisesinde, kimi Fatih medreselerinde, öbürü Balkanlar'daki mekteplerde yetişen ve toplumlarının muasır kültürünü inşa eden adamlar... Misyoner okullarına karşı fetva ve kışkırtmayla değil, Galatasaray Lisesi gibi, Darül Muallimat gibi okulları ve Bursa'da tiyatroyu kurarak direnen savaşçılar...
Yeryüzündeki toplumları sınıflandırmak için birçok kıstas kullanılır. İktisatçılar milli gelir düzeyi ve üretim kapasitesinden, eğitimciler eğitim düzeyinden meslek dağılımından, bazıları savaş yeteneğinden söz eder. Ama bir kıstasın kullanıldığını pek görmedim. Zamanlar ve mekanları gözleyen ve yorumlayan az sayıdaki toplumun yanında başkaları tarafından gözlemlenen ve yorumlanan toplumlar ayrımı da yapılmalıdır. Yerkürede az sayıdaki bazı toplumlar; iktisadi ve askeri güçlerinden çok bu alemdeki toplumların tarihini ve coğrafyasını bilmek ve yorumlamakla temayüz edenlerdir. Batı Avrupa toplumları hâlâ bu niteliğe sahiptir.
1930'ların fakir, endüstrisiz, az nüfuslu ve tahılla beslenip incir, üzüm, tütün satarak geçinen Türkiye'sinin, gözlenen ve yorumlanan ikinci sınıf toplumlardan değil, birinciler arasında yer alma iddiasında olduğu görülür. Daha doğrusu bu iddia ve heyecan, Atatürk'e ve bir grup arkadaşına aitti. "Türk tarihini araştırmak" diye adlandırılan faaliyet aslında yeryüzündeki insan toplumları arasında geniş bir coğrafyaya ayrılan bir kavmin tarihteki macerasını inceleme ve giderek dünya tarihinin bir yorumunu yapma isteğine dayanıyordu. Bu saygın bir çabadır. Çağdaş Batı'nın ulaştığı en yüksek noktada bayağılaşması ve canavarlaşmasıyla kendi münevver evlatlarını boğazladığı bir dönemde; Sinolog, Hindolog, Mezopotamya tetkikleri uzmanları, Hititologlar, Rohde gibi eski Yunan-Roma öğretmenleri benzeri seçkinleri Türkiye'ye celbeden ruh, böyle bir iddiaya oturur. Dönemin Başvekalet ve Hariciye Vekaleti binasından daha görkemli bir fakülte yapıldı. Dil Tarih'in mimarı ünlü Bruno Taut idi. Tahılla geçinen fakir cumhuriyet, mesela Bizans araştırmaları için dışarıya öğrenci yollamıştı. Bugün bu dal Türkiye'de yok bile...
1947 yılının meşum üniversite olayları da gösterdi ki, Türkiye'de iktidar çevreleri Atatürk'ün bu büyük iddia ve heyecanını anlayamamamıştır. Hâlâ da Türk akademi dünyası bu yolda topal adımlarla ilerlemektedir. Geçtiğimiz zaman içerisinde Türkiye mühendislikte, tıpta, sanayide büyük hamleler yapmış; cumhuriyet kurulduğu döneme göre çok ileride bir maddi kudrete sahip olmuştur. Ama kültürel alanda eski atılım ve heyecanın bulunmadığı ve bir zamanlar çölde bir nehir gibi patlayan Kemalist dönem kurumlarının hızının kesildiği açıktır. Bu nehrin buharlaşıp yok olmasını istemiyorsak bütün akademik politikalarımızı değiştirmek ve yeryüzünün kültür ulusları arasında yer almak zorundayız. Bir üniversitede mühendislik bölümü kadar klasik dillerin Hindistan, Ortadoğu ve Afrika araşırmalarının da önemli olduğunu anlamak gerekir. Ulusal tarih bilinci yerküreyi bilmekle oluşur.

PAZAR
"Oskar moskar alınır mı bu memlekette!"
"Trende olup tanıklık etmeyenlere hakkımı helal etmiyorum"
"Trafik polisi bizi durdurursa tüyo için durdurur"
"Soba almak için resim verirdim"
Caz ve blues geceleri
"Bu filmler bir sürü yuva yıkmıştır"
Bira tavan yaptı o zaman viskiye geçelim
"Mucize"lere itibar etmeyin
On binler sırlarını telefonda paylaşıyor
Bebek sahilinin yeni "ışığı"
En tatlı alışveriş
Renkli, meyveli bir İstanbul geleneği
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Bayramca sözlük
Sıcacık tartını tatmadan dönmeyin
Teröristin beyninde sanal bir gezinti
Değerlendiremediğimiz miras
Türkler uzayda ya da Türkler zaten uzaylı





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol

© 2004 Milliyet