|
 |
|
|
Tarih tekerrür etmesin
2006 Dünya Kupası Elemeleri'nde bugüne kadar oynadıklarımızdan daha zor bir maça çıkarıyoruz Milli Takımımız'ı. Rakibimiz, Avrupa'nın kapalı kutusu Ukrayna... Ukrayna şu anda grup lideri.
Bizim gönlümüzün de, aklımızın da Milli Takım'a biçtiği rol, doğal olarak liderlik rolü.
Almanya'daki Dünya Kupası organizatörleri de kendi futbol takımlarına güvenemedikleri için tribünleri dolduracak gurbetçilerimizin takımı Türkiye'yi bir organizasyon kurtarıcısı olarak dört gözle bekliyorlar.Yani futbol aklının da, futbol organizatörünün de, futbol tanrılarının da istediği takım Türkiye.
2004 Avrupa Şampiyonası Play - Off'unda duvara tosladıktan sonra bizim isteklerimiz şimdi ikiye katlandı.
Ukrayna'yı yenmeyi çok istiyoruz. Bu istek vazgeçilmez bir tutku halini aldı. Futbolun üç sonuçlu bir garip oyun olduğunu artık unuttuk, bilmezden geliyoruz.
Oysa, yakın geçmişte yok saydığımız, gözümüzü yumduğumuz bu gerçekler çok üzücü örneklerle karşımıza çıkıp bizi sarstı.
Üzücü örnekler
1996 Avrupa Şampiyonası elemelerinde gruptan çıkmaya, yıllardır beklediği kabuk kırma sürecine girmeye niyetlendik. Beşinci torbadan katıldığımız elemelerde (Fatih Terim ile Ayhan Bermek'in kulakları çınlasın) grup liderliğine soyunduk. Rakibimiz İsviçre idi. Beklentiler, tek sonuca koşullanmışlıklar öylesine köreltti ki gözlerimizi Rüştü'den, Hakan Şükür'e kadar takımca baskı altına aldığımız futbolcular, Ali Sami Yen'de İsviçre'ye teslim oldular (1 - 2). Sonra 2002 Dünya Kupası elemeleri... Liderlik için İsveç'le kapışırken, Ali Sami Yen'de üç dakikada iki gol birden yiyerek Play - Off'a kaldık (1 - 2).
2004 Avrupa Şampiyonası elemelerinde sürekli yenildiğimiz, elimizden kaçırdığımız, tek gol dahi atamadığımız İngiltere karşısında davul gibi gerildik. Kese kağıdını şişirip patlatsan millet bomba diye algılayıp birbirini boğazlayacak kadar korkunç bir savaş havasına girdi. Alpay'ın Beckham ile giriştiği çirkin sataşma, itişme, restleşme sinirlerimizi daha da gerdi. Soyunma odasındaki kavgalar da cabası. Maçı kazanamamakla kalmadık, sahip olduğumuz manevi değerlerden de yitirerek kötü bir ev sahipliği yaptık.
Yukarıdaki örnekleri bugün sayıp sıralamak elbet hoşuma gitmiyor. Ama unutmamalıyız. Ukrayna gücü, kalitesi, yıldızı - mıldızı olsa da olmasa da nihayetinde aynı amaca yönelmiş bir takım olarak Saracoğlu'nda karşımıza çıkıyor. Bu bir futbol maçı. Bu, liderlik mücadelesinin ilk devresi (ikinci devresi Kiev'de oynanacak)...
Sabırlı destek
Elbette aklımız da, mantığımız da, gönlümüz de zengin ve yetenekli kadromuzun içi dolu kalitesi ve gücüyle Shevchenko'nun takımını yenebileceğimizi öngörüyor.
Ancak bazen bir şeyi çok istemek, bizim gücümüzü indirgiyor. Ayaklarımıza kontrol edemediğimiz prangalar vuruyor. Kollektif aklımızı başımızdan alıyor.
İşte, yukarıda sıraladığım örneklerle biz böyle bir tarihte yaşadık.
Peki bugün Saracoğlu'nda o tarih tekerrür eder mi ?
Edebilir. Ama etmemeli. Tarihin tekerrürüne, tarihten ders alarak fırsat vermemeliyiz.
Bu, sadece Ersun Yanal ve futbolcularının değil, stadyumda yer alan, bu tarihi maça tanıklık edecek olan herkesin görevi.
Sabırlı, destekçi, coşkulu olmalıyız. Elbette duyarlıyız, ama bunu asla umutsuzluğa, karamsarlığa dönüştürmemeli, Milli Takım'a uzatmalar dahil son düdüğe kadar destek vermeli ve gözümüzü kırpmadan, bayrak çocukları izlemeliyiz.
Onlar güveni de, desteği de hak ediyorlar.
Hak ettiklerini onlardan esirgememeliyiz.
Voleciye ıska!
Türk futbolunun anıt adamlarından Şeref Görkey, hafta içinde ebediyete göçtü.
Doksan yıllık ömrüne şanla, şerefle, futbolu yoğurarak bir anlam ve örneklik kazandırmış bu büyük ustayı maalesef futbol toplumumuz lâyık olduğu biçimde son yolculuğuna uğurlayamadı.
20 yıldan fazla aynı forma ile Beşiktaş'ta futbol oynamış, 99 golü vole ile atmış Şeref Görkey, geçen yıl bana gülerek küçük bir anısını anlattı:
"Futbolu bıraktıktan bir süre sonra dizimdeki ağrı nedeniyle doktora gittim. Doktor, dizimde çok uzun yıllar önce oluşmuş bir kırık tespit etti. Nasıl yürüyebildiğimi şaşkınlıklar içinde bana sordu. Ben de ona yürümekle kalmadığımı, bir Fenerbahçe maçında ortaya çıkan bu sakatlığın üstüne beş yıl futbol oynadığımı anlattım. Neredeyse yere düşüyordu".
Büyük ayıp
MR'sız, yurt dışında doktor kontrolsüz, hatta yurt içinde de doktor muayenesiz koca bir kariyer yapıp gönlüyle, aşkıyla, becerisiyle top oynayan Şeref Ağabey'i ne yazık ki Türkiye Futbol Federasyonu'ndan bir tek yetkili bile uğurlamaya gitmedi.
Bu, çok büyük bir ayıptır. Başkan, medya turu atarken, sayın Başkanvekili, Orman Bakanlığı'yla tahsis pazarlığı yaparken, bir gönül borcu ödenmiyor, açıkta kalıyor.
Sayıların esiri olmuş, keyfini, sevgisini, manevi değerlerini kaybetmiş Türk futbolu, artık Şeref ağabey gibi adamlar yetiştirir mi ?
Ne dersiniz ?
Futbolda milat L.Ö/L.S
Türkiye Futbol Federasyonu'nun çiçeği burnunda yeni başkanı sevgili Levent Bıçakcı, zaman zaman kendisine yakışmayacak hatalar yapıyor.
Bunların bir bölümünü gazete sayfalarında okuyorum, yanlış anlaşılabilmiştir diyerek üzerinde durmuyorum.
Ne varki geçen hafta katıldığım "Ayın Hakemi" jürisinde Levent Bıçakcı'yı, Türk Kalp Vakfı ile BP'nin konuğu olarak dinledim. Bir ara sözü alt yapı yatırımlarına getirerek "Baktım, inceledim. Maalesef hiçbir şey yapılmamış" dedi. Sonra kendi yaptıklarını ve yapacaklarını sıralamaya başladı.
Kendinden önceki dönemi eleştirmek, karalamak, yok saymak politikacıya da, spor adamına da yakışmaz. Hele, hiçbir şey yapılmamış dediğiniz zaman o duyarsızlıkla sadece geçmişte iş yapanları değil, iş yapmaya hevesli geleceğin kadrolarını da kırarsınız, umutsuzluğa sevkedersiniz.
Vah halimize
Burada en büyük ayıp da Gündüz Tekin Onay'a karşı yapılıyor.
Gündüz Tekin Onay'ın eski federasyon seçimlerinde yoğun kulisler yapmasını, başkanın yanında çok iddialı statüler taşıyarak üstüne vazife olmayan işlere soyunmasını hiçbir zaman onaylamadım. Sohbetlerimizde ağır şekilde eleştirdim.
Ama yiğidi öldürmeyelim. Yiğidin hakkını yiğide verelim. Gündüz Tekin Onay, Ulusoy federasyonunun en olumlu işlerinden birini yapan, gençlere ve alt yapıya önem veren, bu alanda uluslararası final başarıları yaratan adamdır. Kurduğu ekibi dağıttınız. Kendi adamlarınızı getirdiniz. Bari yaptığı işleri inkar etmeyin. Her gelen kendi miladıyla yeni tarih yazacaksa vah halimize !
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|