Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Kasım 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bir Amerikalıdan uzun hava

Amerikalı müzisyen Scott Wilson, Efendi adlı grubuyla New York'ta Türk müziğinden örnekleri icra ediyor. Annesi ünlü bir dansöz olan, 5 yaşından beri Yunan, Türk, Arap müziği dinleyen Wilson, 16 yaşında saz çalmaya başlamış ve bir daha da bırakmamış

NİLAY ÖRNEK - NEW YORK


New York'ta, Manhattan'ın eğlence merkezi Greenwich Village'da yürür, ilginç tipleri izler, millet ne yiyor, nasıl eğleniyor diye sokaklarda kurulmuş masalara göz atarken duyduk onu...
Önce en hasından darbuka, ardından kanun sesi... Ve "Bir Demet Yasemen" geliverdi.
İnsanın kanı çekiyor, giriverdik içeri... Ve şoke olmamız bir oldu; ultra modern tiplerin, gay'lerin, hippilerin, punk'ların mekanı Village'ın en işlek sokağında bir lokanta ama sanki Türkiye'deki bir sünnet salonundan kopya.
Dansözün biri geliyor, biri gidiyor. Ortamda hiç Türk yok ama dolarlar havada uçuşuyor... Oradakiler adeti bilmiyor; dansı beğenen beyler parayı dansözün kostümüne sıkıştırmak yerine eline veriyor. İşin ilginç yanı ise bu ortamı yaratan şarkıları, İbrahim Tatlıses'ten "Allah Allah"ı ya da "Yar Saçların Lüle Lüle"yi bir Amerikalı, Scott Wilson söylüyor.

Tekerlemelerle uzun hava söylüyor, dansözler hünerlerini sergiliyor
O gün çok kalabalıktı mümkün olmadı, aylar sonra Le Figaro Cafe'ye Scott Wilson'ı dinlemeye gittik. Efendi adlı grupta, kanun çalan, aynı zamanda da Wilson'ın ev arkadaşı olan Umut dışında Türk yok. Basta yine bir Amerikalı, Jim Nordstrom var. Darbukacı ise elleri nasırlı, saçları rastalı genç bir kız; İsrailli Raqui.
Üç dansöz de farklı ülkelerden... Türk olmadıkları için, Scott "Havlayan köpek ısırmaaaaazzzzz", "Bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak" sözleriyle "uzun hava çekerken" dansözler göbek dansındaki hünerlerini ağır ağır, gülmeden sergileyebiliyorlar.
"Burası Muştur", "Aman Adanalı", "Lingo Lingo Şişeler", "Sabuha", "Beyoğlu'nda Gezersin", "Darıldın mı Cicim Bana", "Mastika", "Ada Sahillerinde Bekliyorum", "Yaz Demedim Kış Demedim Eğlendim", "Tin Tin Tini Mini Hanım" ya da Levent Yüksel'in "İstanbul"u repertuvardaki şarkılardan bazıları.
Asıl mesleği reklamcılık olan Scott Wilson'ın New York'taki evi onlarca Türk enstrümanı, eski plak ve fotoğraflarla dolu. Wilson'ın ana malzemesi Türk sanat müziği ama Yunan, Arap, İsrail ve Ermeni parçaları da çalıyor. Bu müziklerin yer aldığı "Efendi", "An American in Istanbul" ve "Turkish Disco Night" adlı üç de albümü var. Türk müziğine yakınlığı nedeniyle Nazım Hikmet'i anma gecesinden Meksika'da düzenlenen Türk tanıtımına kadar pek çok etkinlikte yer almış; Marmara Depremi sonrasında da New York'ta yardım konseri vermiş.

"İstanbul'un aşkına düştüm. Ucuz turlarla Türkiye'yi gezdim"
Scott şarkıları keskin bir Amerikan aksanıyla söylüyor, her ne kadar "Boktan" dese de zorlandığı yere kadar Türkçe konuşuyor... Scott Wilson ile buluştuk, yarı İngilizce-yarı Türkçe, biraz söz, biraz da müzikle konuştuk.

New York'un en canlı kulüplerinden birinde Ortadoğu müziği yapıyorsunuz, şarkılarınızın yüzde 70'i de Türkçe. Niye?
Benim annem 70'li yılların Amerika'daki en ünlü dansözü Serena... Annem sayesinde 5 yaşımdan beri Yunan, Türk, Arap müziği dinliyorum; o müziklerle büyüdüm. 16 yaşında bağlama çalmaya başladım ve bir daha da bırakmadım. İngilizcede iki dil konuşabilene "bilingual", üç dil bilene ise "trilingual" denir, tek dil bilene ise Amerikan! Avrupalıların çoğu ikinci bir dil konuşuyor. Amerikalılar çoğunlukla İspanyolca öğreniyor. Türkçe ise çok farklı. Türkçe öğrenerek çok daha farklı olmak istedim. Müzik konusuna gelince... Özelikle son dönemde, Amerika'da göbek dansı çok ama çok moda. Annemin bir dans atölyesi var ve pek çok Amerikalı oraya göbek dansı öğrenmeye geliyor.

Türkiye'de bulundunuz herhalde.
Gelmez miyim? İlk 80'lerde geldim. O günlerin İstanbul'u bugünlerden çok farklıydı ama çok sevdim. İstanbul'un aşkına düştüm (Scott bunu Türkçe söylüyor), sonra onlarca defa geldim. Ucuz turlarla Türkiye'yi baştan başa gezdim... Karadeniz'e de gittim Kapadokya'ya da... Ama en çok İstanbul'u seviyorum, orası çok farklı diğer kentlerden. Geçen yaz evlendim. Ağustosta da balayı için oradaydık. (Bu arada Scott'un eşi Leni araya giriyor. O da İstanbul'u çok sevmiş ama havalandırma sisteminin Amerika'daki gibi olmamasından şikayet ediyor, "Maalesef trafikte kimsenin kuralı yok" diyor. Özellikle vişne nektarını çok sevmiş, onun hatırına tüm meyve adlarını Türkçe sayıyor.)

"Belkıs Akkale'nin hayranıyım. Emel Sayın'la New York'ta şarkı söyledik"
Türkçeyi nasıl öğrendiniz?
İki sene New York Üniversitesi'nde ders aldım. Sonra da tüm bu kitapları (kütüphanesinin bir rafını kaplayan kitapları gösteriyor) okudum. Ama Türkçe tepetaklak bir dil (cümle yapısındaki zıtlığı kastediyor), hâlâ iyi değilim; benim Türkçem boktan! Sky Life dergisi benim favorim çünkü aynı yazılar hem İngilizce hem Türkçe...

En çok kimin şarkılarını seviyorsunuz?
Belkıs Akkale'nin hayranıyım... İbrahim Tatlıses'in de sadece müziğiyle ilgileniyorum, benim işim için çok uygun. Emel Sayın'ı da çok beğeniyorum. Bir kere New York'ta konser vermeye geldi ve birlikte şarkı söyledik. Beni seyircilerin arasından çağırdı, ben Türkçe söylemeye başlayınca da çok şaşırdı. Son günlerde Songül Karlı'yı çok dinliyorum, Türkiye'de popüler mi? Bu arada depremden sonra İstanbul'a geldiğimde Coşkun Sabah'la ut çaldım, "Hülya Avşar Show"a çıktım.

Sizi nasıl buldular?
Enteresan hikaye... Ben evlenmeden önce "Bir Türk kızı alacağım" deyip duruyordum. İnternette uzun süre Türk hanımlarla sohbet ettim. Onlardan birine özgeçmişimi gönderip yaptıklarımdan bahsetmiştim. O aracı oldu ve şova çıktım. Sonra o chat'leştiğim hanımla da çok iyi dost olduk... Bir de bu yaz balayına gittiğimizde sokakta bana "Biz sizi tanıyoruz" dediler. "Nasıl?" diye sordum, "Hülya Avşar Show'da gördük" dediklerinde şaşırdım. Çünkü program 2001'deydi ama tekrar yayınlanıyormuş. Ben Türkiye'de de ünlüyüm!

Hülya Avşar'ı nasıl buldunuz? Hoş değil mi?
Normal. Abartılıyor. Türkiye'de ondan güzel çok kadın var. Bence çok zor biri.

Çaldığınız enstrüman ilginç. Nerede yaptırdınız?
Sadece bende var çünkü ben yaptım. Bağlama, ut ve gitar bir arada. Daha önce üç enstrüman taşıyordum, şimdi birini taşıyorum. Bir de bağlama, ut ve buzukinin bir arada olduğu enstrümanım var. Ama bunu yapana kadar onlarca bozuk ve kötü alet yaptım tabii, onlar da evde bir yerlerde. New York'ta müzik yapabilmek, hele de isim olabilmek için farklı olmak zorundasın. Bu alet farklı olmak için şarttı, onu değişik olmak için yaptım.

Türkiye'de başka proje var mı?
Gelecek nisan ayında İstanbul'a gelip konser vereceğim. Pek çok dansözün yer aldığı bir proje olacak. Dans festivali gibi bir şey.

Nazım'ı anma gecesinde ut çalmışsınız. Seviyor musunuz şiirlerini?
Anlayamıyorum ki. Benimkisi bebek Türkçesi, keşke anlayabilsem, çalışıyorum ama...
Wilson'ın şarkılarınıwww.cdbaby.com/cd/efendi adresinden dinleyebilirsiniz.

"Türk kadınlarını çok takdir ederim"
Hiç Türk kız arkadaşınız oldu mu?
Dört Türk kız arkadaşım oldu. Her biri ile birer yıl flört ettim. Türk kadınlarını çok takdir ediyorum. Amerika'ya hiçbir şeye sahip olmaksızın gelip basamakları birer birer azimle çıkıp başarılı oluyorlar. Çok ama çok takdir ediyorum. Çok güçlüler. Eski sevgililerimden biri de aynen öyleydi, onu her zaman takdir ettim. Ama hastalanıp Türkiye'de öldüğünü öğrendim. O zaman ayrılmıştık. Ama "Hicranım" var. (Bunu Türkçe söyledikten sonra cüzdanından fotoğrafını çıkarıyor.)

Eşiniz bu fotoğrafı taşıdığınızı biliyor mu?
Evet ama tabii ki öldüğü için koyabiliyorum!

En sevdiğiniz Türkçe şarkı hangisi?
"Bir demet yasemen, aşkımın tek hatırası / bitmiyor ayrılık, dinmiyor gönlümün hicran yarası. / Ağlasam inlesem silinmez bahtın karası. / Bitmiyor ayrılık, dinmiyor gönlümün hicran yarası..." Zeki Müren'i de severim ayrıca.

CUMARTESİ
Bir Amerikalıdan uzun hava
"Hakkımdaki eşcinsellik dedikodularını duydum"
Son moda, Avustralyalı sörfçülerin botu: Ugg
"Bu kitap popüler kültürü inceliyor"
Bu oyuncaklara "lütfen dokunun!"
Kağıt elbiselerle kostüm tarihi
Bayramdan önce son alışveriş fırsatı
Çocuklar çikolatalarını kendileri yapabiliyor
Bolu'da kar var
Üçleme: Sıvı-2
Çocuklarla bayram





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet