Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Kasım 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Piyesin sonu

Bir zamanlar espresso ve köpüklü şarap eşliğinde en yaratıcı hikayelerimi İtalyan "seyircilerime" bir sürü detayla renklendirerek anlatırdım

DONATELLA PİATTİ


İtalya'ya her gidişimde annemin evi, onun ve benim arkadaşlarımla dolup taşardı. Annemin hazırladığı leziz yemekleri yiyip kahveden sonra içtiğimiz grappalardan ısınmış bir şekilde İstanbul'dan getirdiğim lokumları misafirlere ikram ederken "kişisel oyunumu" oynadığım çok güzel bir dönem oldu hayatımda.
Hâlâ hatırlıyorum... Saatlerce beni hayranlıkla izleyen "seyircilerim" hayaller şehri hakkında anlattığım hikayeleri ağızları açık dinlerlerdi: İstambul. (İstanbul'un m ile değil de n ile yazıldığını anlatmak için seneler harcadım. Aslında onlar da haklılar.
İtalyan gramer kurallarına göre p ya da b'den önce kesinlikle n gelemeyeceğinden, istemeden de olsa şehrinizin ismini çarpıtıyorlar!)
Bazen replikler ertesi güne kadar sarkıyor, hatta sonrasındaki günlerde "premier"e katılamayanlar için devam ediyordu. Duygularımı kelimelere dökmeyi, benzersiz ifadelerimi başkalarına aktarmayı, hatıralarımı dinleyenlerin zihinlerine kazımayı ve onların hayatımın bir bölümünün değerli parçaları olmasını sağlamayı sanırım o zamanlar öğrendim.
Hikayelerim tabii ki sizinle birlikte yaşadığım ramazanlar, bayramlar, binbir gece masallarını andıran düğünler gibi önemli tarihlerle ve dönemlerle, şahit olduğum hamam keyifleri, aile hayatında yaşanan tatlı kitsch tembellikler, lezzetli yemekleriniz, hâlâ sultanları andıran kadınlarınız, paşalara benzeyen erkekleriniz, keşfedilmemiş olağanüstü sahilleriniz gibi hikayelerle doğru orantılı olarak değişiyordu. Etrafında kurgulanan "törenlerle" zenginleşen ramazan hikayeleri ise en sevilen ve en çok alkışlanan "piyes"leri oluşturuyordu.
Kocamın ailesi çok dindar olmamasına ve sadece kayınpederim oruç tutmasına rağmen iftarlar heyecan içinde geçerdi çünkü dostları ve akrabaları her gece evimizde misafir etmek için bir fırsattı. Kaynanam masayı Allah'ın bütün verdikleriyle şık ve zengin bir şekilde donatır, mutfakla ilgili tüm becerilerini konuştururdu... Haaa, işte o zaman beni görecektiniz. Sonrasında bir espresso ve köpüklü şarap eşliğinde en yaratıcı hikayelerimi İtalyan "seyircilerime" bir sürü detayla renklendirerek anlatırdım. Güllü tatlılar, hurmalar, nefis nane kokulu çorbalar, kapıcının getirdiği sıcacık pidelerle süslerdim sultan sofralarını... Hele güneşin doğuşundan önce yollardan gelen davul sesleri ile uyanıldığını ve benim mutfakta en son öğün olan zengin sahur için hazırlık yapanların çıkardığı sesleri ve kokuları duyar duymaz koşarak mutfağa gittiğimi öğrenince dinleyicilerimin gözleri fal taşı gibi açılırdı! O zamanlar kimsenin dininizle ilgili hiç soru sormadığını hatırlıyorum çünkü o zamanlar (Acaba aradan 100 bin sene mi geçti?) bunlar çok normaldi. Tanrıyı biraz daha farklı bir isimle anan ama sahneleri değiştirerek aynı bizim kutladığımız gibi dini bayramlarını kutlayan bir başka halkın geleneklerini kabullenmek çok güzeldi: Evde, aile arasında sevdiklerimizle yediklerimizi paylaşarak, lezzetli mutfağımızın mutluluklarını beraber tadarak...
Sizin dünyanız onlarınkinden çok farklı ve öylesine inanılmaz, büyülü ve ilginçti ki...
İşte o dönemler bu yüzden çok iyi hatıralar olarak beynime kazınmış. Oysa şimdi ramazan, Allah, oruç o kadar iyi biliniyor ki, merak ya da ilgi bile uyandırmıyor. Gizlemek gereksiz, sadece anlaşmazlıkları, kavgayı, savaşları, toleranssızlığı, hatta bazen artık hiçbir şey anlayamayan insanların nefret ve çaresizliğini ifade ediyorlar.
Bu yazıyı Milano'dan o zamanlardan bu zamanlara çok da fazla değişmemiş olan annemin mutfağından yazıyorum (iyi ki bazı şeyler hiç değişmiyor). Artık, politik vukuatlar, ekonomik olaylar ve kitle turizmi sayesinde ülkenizi herkes tanıyor ya da tanıdıklarını sanıyorlar ve haliyle benim "repliklerim" maalesef kimseyi ilgilendirmiyor!
Bu bağlamda benim gibi bu çok karışık dünyanın gidişine kendini fazla kaptırmayanların bayramını en içten dileklerimle kutluyor, onlara yukarıdaki tatlı tarifini vermek istiyorum...

Bayram için elma frittellesi
Sekiz elmayı soyun ve koçanını çıkardıktan sonra 1 cm.'lik halkalar halinde kesin. Kararmaması için hemen biraz şeker ve sonrasında 50 gr. tereyağı, 50 gr. erimiş şeker, yarım bardak süt, 2 kaşık un, 3 yumurta ve yarım poşet maya ile hazırladığınız kremayı üzerine dökün. Hafif yağda kızartın. İki tarafı birden kızarmaya başladığında servise hazır olacaktır.
Sıcak ikram edin!

donatellapiatti@hotmail.com

CUMARTESİ
Bir Amerikalıdan uzun hava
"Hakkımdaki eşcinsellik dedikodularını duydum"
Son moda, Avustralyalı sörfçülerin botu: Ugg
"Bu kitap popüler kültürü inceliyor"
Bu oyuncaklara "lütfen dokunun!"
Kağıt elbiselerle kostüm tarihi
Bayramdan önce son alışveriş fırsatı
Çocuklar çikolatalarını kendileri yapabiliyor
Bolu'da kar var
Üçleme: Sıvı-2
Çocuklarla bayram





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet