|
20. yüzyılın kör koşullanmalarıyla, politik pozörlüğü biterken...
KENDİLERİNE bir kimlik arayan genç kitlelerle; örtülenmiş bir öfke kurgulanması ve küllenmiş sönük bir umut ateşi peşinde ömür geçiren silik yığınları afsunlayıp, hipnotize ederek coşturmak o kadar kolaydır ki; futbol maçlarında, tribünleri dolduranlar arasında dahi, "Biz buraya ölmeye geldik" diye bağırıp çağıran fanatik taraftarlar yaratabilirsiniz...
Gerek "ulusçuluk", gerek "mistik inanç" sloganlarıyla kitleleri ne kadar afsunlayabiliyorsanız; liderliğiniz de, o kadar tanrısallaşmaya başlar ve en nefretle kızacağınız konu da, "ekonomik saydamlık" olur...
Az gelişmiş ülkeler, 20'nci yüzyılı da, böylesine bir koşullanmanın "psiko - sosyolojik" zavallılığı içinde kapattılar...
* * *
Bir hayli de eğlencelidir, koşullanmışlığının farkında bile olmayan bireylerden birinin, sık sık çevirmeye alıştığı beylik plağını; aklın tutarlılığıyla fiskeleyip, saydamlık penceresinin perdelerini aralamak...
* * *
Önümüzde sadece yarısı dolu bir bardak su...
Politika, yarısı dolu bir bardak su önünde ikiye ayrılır:
1- Bardağın dolu tarafını ön plana çıkaranlar...
2- Bardağın boş tarafını ön plana çıkaranlar...
Ve tartışmalar başlar:
- Bardağın sadece boş tarafını göreceğine, dolu tarafını da gör; sürekli karamsarlık yayma etrafına...
- Bardağın sadece dolu tarafını göreceğine, boş tarafını da gör; sürekli bir başarı propagandasıyla uyutma etrafını...
* * *
Gerçek ise ortada duran yarım bir su bardağı...
Bazılarının sadece boş tarafını, bazılarının da sadece dolu tarafını ön plana çıkarmaları neden?
Bu kadar zıt bir değerlendirmeye yönelmelerinin, kendilerine ne gibi bir yararı var?
Ve asıl merak edilecek konu, bardağın neden sadece yarı yarıya dolu oluşu...
* * *
Felluce'deki bir camiye sığınmış, yaralı ve silahsız bir direnişçiyi; "Ölü taklidi yapıyor it" diye, Amerikan deniz piyadesinin, beynine kurşun sıkarak öldürmesi...
Tüm dünyada Başkan Bush'a kadar uzanan bir lanetleme korosu...
Akıllara pek takılmayan soru ise şu:
- O cinayet anının görüntüsünü kim nasıl çekti de hemen yayımlayıverdi dünyaya?
* * *
Gazetelerle ekranlarda izlenen görüntüler kadar, o görüntüleri saptayıp yayımlayanlar da önemli değil mi?
O görüntülerle dünyada tetiklenen lanetleme korosu, acaba aynı zamanda kimlerin ekmeğine yağ sürmede? Sadece Amerikan NBC TV'sinin şöhretiyle reytingine mi?
Yoksa Başkan Bush'a karşı, görünmeyen bir muhalefet mi başladı ABD'de?
Merak edilecek bir konu bendenizce.
* * *
21. yüzyılın özelliği teknolojideki gelişmeler ve saydamlık...
Sesin hızı, saatte 1.200 km kadar. Sesten 10 kat daha hızlı giden bir uçağın nihayet gerçekleştiğini, uçuş provalarıyla birlikte izliyoruz ekranlarda...
İstanbul - Tokyo arası, 50 - 60 yıla kadar yarım saate indiğinde; özellikle az gelişmiş ülkelerde, yerel politikacıların üstüne abandığı ırkçılıkla mistik inanç nutukları mı kalır ortalıkta?
* * *
- Gel bu akşam Sidney'deki bir lokantada buluşalım...
- Ben öğlenleyin Toronto'da olacağım; istersen akşam Buenos - Aires'te buluşalım...
- Olur ama, sonra ben Oslo'ya döneceğim...
- Ben de, Bombay'a...
* * *
Böylesi bir diyalog, şimdi bize bir ütopya gibi gelse de; 21. yüzyıl bitmeden, güncel hayatın parçası olacağa benzer...
O zaman Bizans'ın çocukları olmakla, Altay Dağları'nın çocukları olmak üstüne politik polemiklerden avanta ummak mı kalır ortalıkta, Tanrı aşkına?
* * *
Bendenize sorarsanız, artık netleştirilmesi gereken sorun şu:
- 20. yüzyıllı mısınız, yoksa 21. yüzyıllı mı?
20. yüzyıllıysanız, Irak'ta patlayan silahlara bakar üzülür ve o silahların üretildiği fabrikalarla, o silahlara kimlerin ne kadar para ödediğini merak etmezsiniz. Tıpkı bir deniz piyadesinin işlediği cinayetin görüntüsünü izlerken öfkelenip, o görüntüyü kimin nasıl saptayıp, nasıl yayımladığını merak etmemek gibi...
* * *
21. yüzyıllıysanız, her ikisini de merak edersiniz. Öyle ki, kadın hakları savunucularının, her 10 Kasım'da Atatürk'ün Anıtkabir'ine çelenk koyarken, neden Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'la, kız kardeşi Makbule Hanım'ın mezarlarına bir gül bile koymadıklarını da; ayrıca Ahmet Kutsi Tecer'in şiir ve piyeslerini okurken, tüm hayatında kalemiyle kaç para kazanmış olduğunu da merak edeceğiniz gibi...
* * *
20. yüzyıl, kör koşullanmalarla savaşlardan politik avantalar sağlama yüzyılıydı; 21. yüzyıl küresel bir bütünleşmeyle saman altındaki ekonomik gerçeklerin saydamlaşacağı bir yüzyıl olacak...
Kusura bakmazsanız, bir slogan da biz atalım hadi:
- Ne mutlu 21. yüzyıllıyım, diyene...
c.altan@prizma.net.tr
|
|