|
 |
|
|
Arafat, Nasır ve De Gaulle'ün cenaze törenlerindeki fark!
BONN'da 6 yıl büyükelçilik yapan dostum Oktay İşcen, daha önce Belgrad ve Yeni Delhi'de aynı görevlerde bulunmuştu. Ama Türkiye'deyken Dışişleri Enformasyon Genel Müdürü'ydü. Ve bu görevle Başkan Nasır'ın Kahire'de, daha sonra De Gaulle'ün Paris'te yapılan cenaze törenlerinde o yılların Başbakanı Süleyman Demirel ile hazır bulunmuştu.
Hani bizim her zaman hazır ve nazır olabilen tören heyetlerimiz vardır ya? Yaser Arafat'ın cenaze töreni için bunlar hemen seferberlik ilan etmişler! Bir uçak, arkadan ikincisi törene koşuşmuşlardı geçen hafta. Maalesef, olaylar nedeniyle ikinci kafileyi uçaktan indirmemişler veya geç indirmişler. Heyetimizin bazı mensupları da cenaze törenini kaçırmışlar!
Bayramda buluştuğumuzda Oktay İşcen'e sordum.
- Kaç kişiydiniz Nasır'ın cenaze törenine giderken heyette?
Oktay, hayretle yüzüme baktı, "Kaç kişi olacağız?" dedi. "Başbakan Süleyman Demirel, Özel Kalem Müdürü Muammer Ekonom, bir de ben."
- Ya Paris'te De Gaulle'ün cenazesinde?
- Orada da aynı, üç kişi. Sayın Demirel, Özel Kalem Müdürü ve ben.
* * *
Ve Oktay İşcen, sorum üzerine başladı Kahire'deki töreni anlatmaya:
- Özel uçakla bir gün evvel geç saatte Kahire'ye vardığımızda cenazenin geçeceği yol boyunca on binlerce insanın geceyi kaldırımlarda geçirmeye katlanarak yer tuttuğunu gördük. Ertesi sabah törenin yapılacağı mahalle hareket ettiğimizde milyonun üzerinde insan ağaçların üzerine kadar her yeri doldurmuştu. Halk görülmemiş haykırışlarla, dövünmeler içinde adeta isteri nöbeti geçiriyordu. Törene dünyanın dört bir yanından Ütopya İmparatoru'ndan Makarios'a kadar devlet ve hükümet başkanları gelmişlerdi. Törene başlamazdan biraz önce Cumhurbaşkanı Vekili Enver Sedat fenalık geçirdi, bir yatağa yatırdılar. Bir süre istirahat ettirdikten sonra tören başladı ama Nasır'ın cenazesinin kaldırılması fiilen halkın eline geçti!
Anlaşılan Arap halkının acısını ifade etme tarzı hep böyle oluyor! Tören öncesi ilginç bir olay yaşamıştık, onu da anlatayım.
Demirel'e eşlik eden protokol subayı ile asansörü beklerken asansörün kapısı açıldı, içinden o zamanın Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios çıkmaz mı? Makarios elini uzattı:
- Sanıyorum Sayın Demirel memnun oldum, dedi. El sıkıştılar. O kadar. Olayı cenazeye katılan Rauf Denktaş'a anlattığımız zaman bize, "Ehh başınız göğe ermiş, Makarios'u adada başı açık kimse görememiştir" diye takıldı.
* * *
Aynı yıl Başbakan Süleyman Demirel, maiyetiyle De Gaulle'ün cenaze törenine katılmıştı. Resmi tören sadece Paris'in ünlü Notre Dame Katedrali'nde yapıldı. Amerikan Cumhurbaşkanı Nixon dahil tüm dünya liderleri oradaydı. Dini törenin nasıl vakur bir hava içinde geçtiğini tasavvur edebilirsiniz. Toprağa ise sadece ailesinin katıldığı sade bir törenle oturduğu kasabada verilmişti.
* * *
- Bir de Atatürk'ü kaybedişimiz ve sonra Dolmabahçe Sarayı'nda on binlerce insanın geçişini anımsıyor musun? Aynı yıllar ikimiz için de...
- Nasıl hatırlamam! Bir defa Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün naaşının önünden geçtiğimiz günü hiçbir zaman unutamam. Robert Kolej'in orta hazırlık sınıfındaydım. İstanbul halkı günlerce sel gibi aktı geçti Ata'nın naaşının önünden. Gençler, yaşlılar ve tüm öğrenciler gibi bizi de Dolmabahçe Sarayı'na götürdüler.
Saraydan sadece hıçkırık sesleri yükseliyordu!
Bu da bizim Türk milletinin asaleti Oktay kardeşim!
|
|
|

|