|
Sabit mürekkeple
Newsweek Dergisi Bağdat Temsilcisi Rod Nordland'a Almanya'da yaptırılan - Türkiye'de çalındıktan sonra polisin bulduğu - tank gibi zırhlı araç, müthiş bir şey.... Aracın içinden dışarıya ateş edilmesi için Almanların "bunker" diye anılan beton mevzilerinde olduğu gibi özel delikler var. Bu araca kurşun, roket, alev makinesi işlemiyor.
Sadece Rod Nordland değil, Bağdat'ta görev yapan bütün büyük medya kuruluşlarının temsilcilerinin böyle "süper zırhlı" araçları var.
Örneğin...
CNN, ABC, NBC, CBS, FOX gibi TV'ler... The New York Times gibi gazeteler...
Fakat, sadece araç değil, onların korunma önlemi.
ABD güçlerinin koruduğu özel bir mahallede hepsi bir arada yaşıyorlar.
Genellikle oradan çıkmıyorlar.
Eğer, çıkacaklarsa, ABD birliklerinin arasında, bu zırhlı araçlar içinde...
Aileler gönderildi
Hepsi de eşlerini, çocuklarını Bağdat'tan gönderdiler.
İngiltere'ye, ABD'ye...
Bu büro şefleri ve beraber çalıştıkları arkadaşlarına özel takvim uygulanıyor.
3 ay Bağdat'ta çalışıyor, 1 ay ailelerinin yanına moral iznine gönderiliyorlar.
Görev sürelerinin bitmesini iple çekiyorlar.
Ancak büyük sıkıntı, kendi kurumlarından hiç kimse, onların yerlerine talip değil. Tayini de kimse kabul etmiyor. Israr edilirse istifa edeceklerini bildiriyorlar.
Freelance takılanlar
Sadece, freelance diye adlandırılan ve bir kuruma bağlı olmaksızın çalışan "serbest" gazeteciler görevi kabule hazırlar.
Ancak, onlarla da kurum kimliği uyumunda sorunlar yaşanabilir.
Gene de dünya ile gerçekçi ve duyarlı iletişim, onların kameraları ve haberleri üzerinden kurulmakta.
Sözgelişi...
Felluce'deki camide, bir yaralı üzerine kurşun sıkan asker görüntüleri, böyle bir "serbest" gazeteci tarafından çekildi.
O ateş topu gibi ortama, yerleşik kurumlardan gazeteciler girmiyor.
Zırhlılarıyla bile ancak son yılların moda deyimiyle "embedded" gidiyorlar.
Yani ABD birlikleri arasında, onların gösterdikleriyle yetinmek zorundalar.
Yoksa... Böyle belki yüzlerce cinayet olmuştur ama kameralara alınamamıştır.
Irak'ın geleceği
Ernest Hamingway'in cephede yaptığı savaş muhabirliği bile daha güvenliydi.
Churchill'in de öyle.
Hiç değilse, bir siper, bir mevzi yeterince koruyabilir.
Fakat, her saniyesi, her metrekaresi bir anda patlayabilecek kentte görev yapmak çok daha zor...
Böyle bir travma yaşayan ve gerçeklerden uzaktaki korumalı gettolara kapanan gazetecilerin, dünyaya yayacağı haberler sağlıklı olabilir mi?
Oluşturacakları kamuoyunun da "arızalı" olması beklenebilir.
ABD ve dünya, oradaki gazetecilerin sinir ucu iltihaplarından etkilenecektir.
Gerçekleri de yeterince göremeyecektir.
Zaten direnişin stratejisi de bu.
Bir cehennem yaratmak... Dengeleri altüst etmek, bıktırmak, kaçırtmak...
Vietnam'da sinir iltihabı, bir tek fotoğrafla küresel enfeksiyona dönüşmüştü.
Vietnamlı yüzbaşının, Vietkong esirin beynine mermi sıktığı anı yansıtan fotoğraf, savaş vahşetinin ve çirkin Amerikalı suretinin bir anda simgesi olmuştu.
Dönüşü ve dönüşümü başlatmıştı.
Felluce'de camiye silahlarla giren ABD askerlerinin kıyım görüntüleri ve içlerinden bir sapığın yaralıyı kurşunlayarak öldürüşü de böyle bir kirli simge olabilir.
Tarihin akışını değiştirecek küresel kamuoyu baskısını tetikleyebilir.
Tıpkı, Sharon'un Mescid - i Aksa'ya girişinin zemberekleri boşaltması gibi...
Bu görüntü, zalimin suçüstü kanıtı gibidir.
Felluce'deki camide yaşanan rezilliklerin çoğu gizli kalsa da sadece bu bile hafızalara "sabit mürekkeple" kazınmaktadır.
ABD, cami duvarına pislemiştir... Bedelini ödeyecek.
Ancak...
Bu süreçte bir tek şey - belki - fay kırığı yapabilir: "El Kaide ya da o tür bir katil örgütün, yeni bir kıyım eylemi..."
Tanrı, insanlığı böyle bir ahmaklıktan ve çılgınlıktan korusun.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|