Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Kasım 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yazgı yazısı


Kader "tepegöz" imiş.
Şans tanıdıklarını önce tepesindeki gözü ile görünceye kadar yükseklere çıkarırmış.
Gözü tutarsa ne ala...
Yoksa... Aşağıya, boşluğa bırakırmış.
Türkiye'ye kader, bir süredir şans tanıyor.
Örneğin... 11 Eylül sonrasında birden değişen dünya koşullarında, Türkiye, Batı uygarlığının İslam dünyasına karşı "uzlaşma modeli" haline geliverdi. AB'nin, bir "U" dönüşüyle, Türkiye'ye kapılarını aralamasının arkasındaki neden, kimse kuşku duymasın ki budur.

Gizli raporlar
AB ülkelerini yönetenlerin ve AB'nin Brüksel'deki doruk adamlarının masalarında "çok gizli" kayıtlı raporlar var. Bu raporlarda Türkiye'nin, uygarlıklar çatışmasını önlemek için "vazgeçilmez olduğuna" işaret edilmekte.
Uygarlıklar çatışmasının yerine, uygarlıklar uzlaşması stratejisi ve "Türkiye modelinin, İslam toplumu ile demokrasinin bir arada olabileceğini kanıtladığı" vurgulanmakta.
Bu modelin altının çizilerek, kuvvetlendirilmesi, Batı kalitesine ulaştırılması, kalıcılığının güvenceye alınması üzerinde durulmakta.
Raporları görmedim.
Ancak... Görenleri, okuyanları dinledim.
Yani...
Elbette son iki yılda Erdoğan ve arkadaşlarının, Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi için yaptıkları hiç de azımsanamaz, yadsınamaz ama bunun AB'deki 180 derecelik değişimi -ansızın- gerçekleştirdiğini sanmak saflık olur.
Çünkü, bu iki yıllık çaba, Çin duvarından da çetin engel olan 500 yıllık "önyargı" duvarını aşamazdı.
Evrendeki tek okunamayan yazı olan "alın yazısını" değiştiremezdi.
"Avrupa, Hıristiyan - Grek - Yahudi sütunları üzerinde taşınır"
mimarisinde, Türkiye'nin yer alması mümkün olamazdı.

Halklara söylenemiyor
Ne var ki... Liderlerin bildiği bu gizli raporlar nedeniyle, "Türkiye'yi AB'ye tam üye yapmak kararı" AB halklarına açıklanamıyor.
Yüksek politikaya göre çizilen rota, halkların nabız atışlarıyla ters düşüyor.
Örneğin...
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın "Türkiye de, biz de Bizans'ın çocuklarıyız" söylemi boşuna değil.
Fransa kamuoyuna mesaj veriyor.
"Türkiye ulusunun çoğunluğunun Müslüman oluşuna bakarak dışlamayın... Kökü Osmanlı'ya dayanır. Osmanlı da Bizans'ın devamıdır. Bizler aynı medeniyetin çocuklarıyız" demek istiyor. Kamuoyunu yumuşatmayı hedefliyor.

Şans ıskalanmasın
İşte böyle bir süreçte talih ve tarih Türkiye'nin yönetiminde AKP'yi bulmuştur.
"Bu büyük şansı iyi kullanmak ve sonuca ulaştırmak misyonunu" vermiştir.
AKP'yi oluşturan isimlerin köklerindeki siyasette "İslam referansı" da bu misyonun yerine getirilmesini kolaylaştırıcı unsur gibi görülmüştür.
Türkiye'de geleneksel orta sağ partiler iktidarda olsaydı... Viski - rakı - şarap içen, eşlerinin başları açık, mayoyla denize giren, dans eden, Batı yaşam tarzını benimsemiş kişiler, 11 Eylül sonrası Batı'da oluşan zihniyete göre değillerdi. Türkiye'yi "İslam ve demokrasinin buluştuğu model" olarak Arap dünyasına sunamazlardı.
Oysa...
En azından daha önceki siyaset referansları İslam olan AKP'liler, öngörülen role daha uygun, daha inandırıcı olabilirlerdi.
Blair, Berlusconi, Karamanlis, Schröder, Verheugen... Hepsi birden nasıl Erdoğan ve Gül'ün "arkadaşları" olabildiler?
Nikâh şahitliği yapabildiler?
Burada AKP'nin İslam âlemi için geçerli başrol oyuncusu olduğu açık ve net.
Ancak, hadise o denli basit de değil. Çünkü... Bu mesajı oluşturan İslam ağırlıklı profilin, Avrupalı halklara kabul ettirilmesi zor. Liderler, işte madalyonun bu yüzünde güçlük çekiyorlar.
Sadece son zina tartışmasının bile ne fırtınalar kopardığını hatırlayalım.
O nedenle çok duyarlı bir çizgide yürümek ve hiç hata yapmamak gerek.
Yani, "sıfır hata."
Türkiye, Avrupa temel değerlerini benimseyen demokrat ama inançlara da saygılı kimlik kartıyla şu süreçte AB kapısını aralıyor. Hatta içeri adım atıyor. Ancak Türkiye sadece laik devlet kimliğiyle AB'de kalıcı olabilir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Amerika, Rusya, Araplar
ARAP televizyonları, Irak'ta kaçırılarak öldü...
Çetin ALTAN
Diplomaların piyasası Türkiye'de ne kadar?
İNSANI bayıltan 3 - 5 beylik plaktan bir tane...
Fikret BİLA
İşte at pazarlığının belgesi
1 Mart tezkeresi öncesinde ABD Başkanı Bush, ...
Hasan CEMAL
Beddua!
Ekrem Dumanlı'nın dün Zaman gazetesindeki Bed...
Güneri CIVAOĞLU
Yazgı yazısı
Kader "tepegöz" imiş.
Abbas GÜÇLÜ
Ne hallere düştük!
Cumhuriyetin ilk yıllarında, Latin harflerine...
Hurşit GÜNEŞ
Petrol fiyatları tüm dünyada enflasyon yaratıyor
Türkiye'deki enflasyonla ABD'deki enflasyonun...
Sami KOHEN
Herkes için zor sınav...
AB zirvesine bir aydan az bir zaman (tam olar...
Mehmet Y. YILMAZ
Kıyım yaparak demokrasiye zemin hazırlanmaz
Irak, yeni bir Vietnam olur mu? ABD ve İngil...
Faik ÖZTRAK
Dolardan kaçış bizi nasıl etkiler?
Euro'nun ABD doları karşısında değer kazanma ...
Derya SAZAK
Solun yazgısı
CHP'deki 'Sarıgül olayı' partiyi yeni bir iç ...
Ece TEMELKURAN
Barış için yeniden: Zamanıdır!
Bir ihtiyarın işlettiği, renkli yünlerle çocu...
Güngör URAS
'Euro değerleniyor' ama yapacak bir şey yok
Euro değerleniyor... Bir süre önce 1.25 dolar...
M. Ali BİRAND
Bırakın, Rumlar Türkiye'yi veto etsin...
Güney Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, çok ilgi...

© 2004 Milliyet