|
 |
|
|
Dolardan kaçış bizi nasıl etkiler?
Euro'nun ABD doları karşısında değer kazanma süreci hızlandı. Parite, rekorlar kırıyor. Bu durum uluslararası yatırımcıların ABD'den kaçmalarına yol açıyor. Avrupa ve yükselen piyasa ekonomilerine likidite akışı yeniden hızlanıyor.
Gelişmiş ekonomilerin paraları yabancı paralar karşısında değer kaybedince, genellikle sermaye bu piyasaya akmaya başlar. Bunun nedeni güçlü ülkenin parasındaki değer kaybı dengeden geçici bir sapma olarak algılanır. Değer kaybeden güçlü ekonominin parasının ileride yeniden değer kazanması beklenir. Bu değer kazanma sonucunda yabancı yatırımcı ileride dolardan kendi parasına dönerken bir dolar karşılığında, parayı yatırdığı dönemde bozdurduğu yerli para miktarından daha fazla yerli para alacaktır. Böylece yatırımcı her iki ülkede de aynı faiz oranı geçerli olsa dahi, kendi ülkesinde yatırım yapması halinde kazanacağı paradan daha fazlasını bu ülkeye yatırım yaparak kazanma imkanını elde eder.
Bu çerçevede gelişmiş ekonomilerdeki devalüasyonlar denge seviyesinden geçici sapmalar olarak algılanır ve sermayeyi içeri çekerek faizleri düşürür. Oysa gelişmekte olan piyasalarda durum tam tersidir. Burada yerli paranın değer kaybında hızlanma geçici değil, kalıcı bir durum olarak algılanır. Yabancı para cinsinden borçlanan bu ekonomilerde yüksek devalüasyonlar borç dinamiklerini zora sokar. Risk algılamaları artar. Sermaye kaçar. Faizler yükselir.
Daha önce de belirttiğim gibi, ABD ekonomisi ile ilgili olarak giderek Latin Amerika ekonomileri için yapılan değerlendirmeler geçerli oluyor. Yüksek bütçe açıkları ve cari açık yanında son olarak enflasyon oranlarının alışılmadık biçimde yüksek çıkması dolardaki değer kaybının geçici olmadığı ve süreceği beklentilerini güçlendiriyor. ABD Hazine Bakanı'nın güçlü dolardan yana olduğu yönündeki açıklamaları da bu beklentileri tersine çevirmeye yetmiyor.
Dış açık endişesi
Uluslararası yatırımcılar, sahip oldukları ABD menkul kıymetlerini azaltmaya çalışıyor. Yabancı yatırımcıların portföylerindeki ABD varlıklarını azaltırken diğer ekonomilerin menkul kıymetlerini artırma çabalarından biz de nasibimizi alıyoruz.
Son birkaç gündür ekonomiye yabancı kaynak akışının hızlandığı anlaşılıyor. TL'de bir değer kazanma eğilimi ortaya çıkıyor. IMF ile yeni stand - by düzenlemesinin gecikmesi, AB de Türkiye ile müzakerelerin Fransa'da yapılacak Anayasa halkoylamasının sonrasına sarkıtılması için yöntem arayışlarının güçlenmesi, dış açıktaki artış gibi riskler yeniden görmezden geliniyor.
Yabancı para girişindeki hızlanma, kısa vadede dış açığın finansmanı endişelerini geri plana atıyor. Ancak bu durum TL'ye değer kazandırarak ekonomideki rekabet baskısını artıracak. Gelirler politikasında çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Asgari ücret, tarım fiyatları kur nedeniyle ciddi bir baskı altına giriyor ve bu durum sosyal tansiyonu yükseltiyor.
Euro'nun değer kazanması, dolar ile ithal edip euro ile ihraç eden ihracatçıya bir rekabet marjı sağlıyor. Ama AB'de ekonomi yavaşlıyor. İthalat talebi düşüyor. Diğer taraftan değerli TL ithalatın, yerli üretimin yerini alması eğilimini güçlendiriyor. Dış açık üzerinde baskılar artıyor. Ekonomi yavaşlarken dış açıktaki gerileme sınırlı kalabiliyor.
Çin, dolar tutar mı?
AB ülkeleri euro'nun değer kazanmasından ve bunun ekonomiyi yavaşlatmasından endişe duyuyor. Ayrıca hem bütçe hem de cari açıkları karşısında ABD'nin sermaye çıkışına ne kadar göz yumabileceği de tartışmalı. Başta Japonya ve Çin olmak üzere Asya ekonomileri tasarruflarını değer kaybı kronikleşen bir parada tutmayı ne kadar sürdürebilecekler?
Bu durumun uzun süre devam etmesi zor. ABD'de faizler beklenenden daha hızlı artabilir. Birdenbire ortalığı günlük güneşlik hale getiren sermaye girişine kanmamak, yağmurlu günlere hazırlık yapmak gerekiyor. Evimizdeki düzeni güçlendirmek ve geçici olan bu dönemin ekonomiyi tahrip etmesini önlemek için ekonomiyi uzak görüşlülükle yönetmek çok daha önemli hale geliyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|