Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 20 Kasım 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Özal ve Erdoğan


AKP hükümeti üç yaşında. Kurulduğu yıl tek başına iktidar oldu.
Turgut Özal'ın Anavatan'ı da aynı pırıltılı talihin partisidir.
Anavatan da, kurulduğu yıl yapılan seçimlerde tek başına iktidara gelmişti. Recep Tayyip Erdoğan, "parti kuran ve partisini iktidara taşıyan" lider oldu.
Turgut Özal da öyle.
Erdoğan, "statükoyu kırma ve değişim" söylemleri kullanmakta.
Turgut Özal da bu söylemlerle siyasete girdi ve siyaset yaptı.
Erdoğan, Erbakan'ın partisinde siyasete başladı.
Turgut Özal da ilk kez aktif siyasete, Erbakan'ın partisinden İzmir adayı olarak soyunmuştu.
Turgut Özal, Nakşibendi tarikatındandı.
Erdoğan'ın da o coğrafyanın uzağında olduğu söylenebilir mi?
Özal, o zaman 50 yaşındaydı. Genç sayılırdı. Erdoğan da 48 yaşındaydı.
İkisi de sonradan Erbakan'dan koparak, değişim göstererek kendi politika çizgilerini oluşturarak başarı göstermişlerdir.
İkisi de partilerini kurmadan, ABD'de nabız tutmuşlardır. ABD'de "olumlu" karşılanmışlardır.

Olağanüstü dönem ürünleri
Paraleli sürdürelim...
Anavatan, 1980 ihtilali yönetiminde bütün partilerin kapandığı bir süreç sonrası kurulmuş ve iktidar olmuştu.
Belki...
Bu nedenle, AKP'den farklı görünebilir.
Ancak... Aslında izlerin derininde, paralel çizgiler aynıdır.
AKP de, kendine özgü "asker ağırlıklı 28 Şubat sürecinin" ürünüdür. Erbakan'ın partisi kapatılmasaydı, AKP'nin kurulmayacağı gerçeği, bir sır değil.
Aralarındaki, - belki bir fark - Anavatan'ın kazandığı seçim öncesinde, Amiral Ulusu'nun, ekonomide başarılı sayılacak icraatıydı. Fakat o bir partinin genel başkanı olmayı, siyaset yapmayı kabul etmediği için, meydan boş kalmıştı. Orgeneral merhum Turgut Sunalp'in MDP'si ölü doğumdu... Rakip olamazdı.
Özal, sahibini bekleyen Başbakanlık koltuğunu hiç rekabetsiz altında buldu.
AKP'nin ise karşısında, kendisinden yaşlı siyasi partiler vardı ama siyaseten iflas halindeydiler.
Türkiye'yi seçime taşıyan üçlü koalisyon hükümetinin üç partisi de, zaten barajın altında kaldılar. Hatta daha ötesi... Barajın altında ezildiler.
Özal'ın Anavatan'ının "şehirli" kanadının, AKP'de ise "köylü ve varoş" zihniyetinin ağır basması, çizgiyi çok değiştirmedi.
Çünkü yol haritası zaten çizilmişti. Enlemi siyasette AB, boylamı ekonomide IMF kuralları ile belirlenmişti. O yoldan sapmak, kalmaktan daha zordu.
Özal, Çankaya'ya çıktı... Erdoğan'ın da hedefi o..
İkisinin de kafalarına "Başkanlık Sistemi" girmiştir.

Örnek oluşturmak
Özal'ın ilk başbakanlık yıllarını anımsarım...
Davos toplantılarında, IMF ve Dünya Banka'lı finans/iş yemeklerinde, Türkiye modeli övgü ile anlatılırdı.
Özal da, Türkiye modelinin başarı öyküsünü anlatırdı.
AKP sürecinde de "başarı öyküleri" var.
IMF'nin Türkiye'nin son iki yıl için "mükemmel" söylemi, AB'nin de "son iki yıl boyunca gerçekleştirilen demokratikleşme sürecine" övgüleri, dikkat çekicidir. Paralelin, iktidar sonrasında da sürdüğü izlenimini veriyor.
Özal, AB ile kopmuş olan tam üyelik sürecini, yeniden başlatmıştı. "Önümüzde uzun ince, zorlu bir yol var" söylemi onundur.
Erdoğan da, Türkiye'nin AB tam üyelik yolunda önemli mesafeler aldırttı.
.....
Özal ile bunca benzerliğe ve iki parti arasındaki bu paralele bakarak, "Erdoğan'ın, Özal'ı model aldığı" yolundaki saptamaların doğru olabileceği kanısındayım.
.....
O zaman, Erdoğan için - naçizane - bir tavsiye...
Özal, özellikle 1983 - 1987 döneminde, Türkiye'ye gerçekten önemli şeyler yaptırmıştır. Onları model almak güzel...
Ama o modelde, Özal'ın "yapmaması gerektiği halde yaptıkları" da var.
Yapması gerekenler pusulası kadar, yapmaması gerekenler de yol haritasında işaretlenmeli.
İlk adım, "milletvekili dokunulmazlıklarının sadece siyasi söylem ve eylemlerle sınırlanması" olabilir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Felluce ve Lidice
FELLUCE, Sünni direnişinin en önemli merkezle...
Çetin ALTAN
Özenilen hayatlar, özendiren hayatlar...
METEOROLOJİ'nin bildirdiğine göre, karla karı...
Fikret BİLA
Ekonomik mutabakat (2)
1 Mart tezkeresinin ekonomik mutabakat ekinin...
Hasan CEMAL
Tuzağa düşmek!
Gecikmiş bir yazı, biliyorum. Ama bazen olayl...
Güneri CIVAOĞLU
Özal ve Erdoğan
AKP hükümeti üç yaşında. Kurulduğu yıl tek ba...
Can DÜNDAR
İskeçe dersleri
İskeçe'nin Şahin köyünde yaşanan "Vurun kahpe...
Abbas GÜÇLÜ
ÖSS başvuruları pazartesi başlıyor ama...
Üniversitelerarası Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)...
Mehmet Y. YILMAZ
Sanat üzerine 'verimli' bir tartışma!
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaşanan "res...
Meliha OKUR
Irak ve parite
Ünlü yazar Berthrand Russell, "Endüstri Toplu...
Derya SAZAK
CHP'nin krizi
Sosyal demokrasinin ve CHP'nin, 3 Kasım 2002 ...
Tamer HEPER
Haber sizi yanıltmasın (1)
Perşembe günü gazetemizde, Tempo dergisine at...
Yaman TÖRÜNER
Gözden kaçmayan küçük şeyler
Barbara Pachter, iş hayatında gözden kaçırılm...
Güngör URAS
İzmir'de çocuklara, köylülere 'senfoni'
İzmir Senfoni Orkestrası, 30. yılını kutluyor...
M. Ali BİRAND
Dünya kupasını unutalım artık...
Çarşamba gecesine siz ne yaptınız ?

© 2004 Milliyet