Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Kasım 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Ölünce yakılmak ve Şükran'ın yanına gömülmek istiyorum"

Yıldız Kenter'in yeni oyunu "Oscar ve Pembeli Meleği" hastalığı yüzünden ölüme çok yakın olan bir çocukla 100 yaşındaki bir kadının dostluğunu konu alıyor. Kenter "Ölünce yakılmak istiyorum. Nasıl yapılır bilmiyorum. Sonra da Şükran'ın yanına gömsünler. Dünyada fazla yer tutmanın anlamı yok" diyor

ELİF KORAP


Geçtiğimiz haftalarda tiyatromuzun divası, tiyatroseverlerin, aslında çoğumuzun aşkı Yıldız Kenter'in adı -onu tanıyanların tahmin edebileceği gibi- hiç de hoşuna gitmeyecek bir konuyla anıldı!
Gazeteci Leyla Umar, "Kocam Refik Erduran'la boşanmamıza ünlü bir kadın neden oldu. Onları telefonda konuşurken yakaladım" diyordu. Ve Refik Erduran yanıt vermişti: "Evliliğimizin bitmesine neden olan kadın Yıldız Kenter'di. Ama Yıldız'la aramızda o tür bir ilişki yoktu. Evet, Yıldız'la konuşuyordum ama Leyla yanlış anladı."
Böyle bir durum hakkında bilgisi olup olmadığını sorunca bana da biraz kızmadı değil. Ama o olağanüstü zerafetini bozmayarak, bu tartışma hakkında ilk kez konuştu ve son noktayı koydu. "Böyle bir durum yaşandığını bilmiyordum. Refik benim arkadaşım, telefonda konuşmam da normal, birlikte çay içmem de. Tuhaf olan 70 yaşından sonra bu konuların konuşulması" dedi ve bana çaktırmadan sıkı bir fırça attı!
Ve de neyse ki şu sıralar oynamaya devam ettiği muhteşem oyunu "Oscar ve Pembeli Meleği" hakkında istediğim kadar soru sormama izin verdi. Bu konuda Ahmet Cemal'in Cumhuriyet'te yayımlanan yazısından bir alıntı yapmalıyım hemen: "Yıldız Kenter aynı sahnede oyunun başından son anına kadar gerçek sanatçılığın uçsuz bucaksızlığının sonu olmadığını sergiliyor."
Bunu rahatça yazıyorum çünkü sadece İstanbul seyircisine hitap etmiyor oyun. Yıldız Kenter olağanüstü bir enerjiyle Türkiye'yi dolaşıyor ve yeni oyununu sahneliyor. Tabii aralarda da İstanbul'u ihmal etmiyor. Yani her an sizin kentinize de gelebilir. Kaçırmak istemeyenlere, ne zaman nerede olacağını merak edenlere bir de telefon numarası; Kent Oyuncuları: (0212) 246 35 89

"Kızım büyükelçi eşi olarak Habeşistan'da. Tiyatro yapıyor"
Hangisi daha çok sizsiniz? Anne Yıldız, kadın Yıldız, oyuncu yıldız?
Bebeğim dünyaya geldiği zaman anne Yıldızdım daha çok. Ve o anne Yıldız hayatımda her zaman dominant oldu. Hatta kızım büyüdükten sonra belki daha çok. İnsanın çocuğu hiç büyümüyormuş gibi. Sanıyorum ki, Leyla iki ayağının üstüne basmaya başladıktan sonra tiyatro dominant oldu. En azından çekiştiler diyebilirim.

Kadın Yıldız nerede peki?
Kadın Yıldız bütün bunlardan daha geride kaldı hayatım boyunca. Galiba en az ilgi gösterdiğim Yıldız oldu aralarında.

Acı çektiniz mi bunu fark ettiğinizde?
Bazı insanlar "Hayatımda hiç pişman olmadım" derler. Ben çok pişman oldum. Pişman ola ola bazı şeylere hep devam ettim. Pişman olmamayı bir kahramanlık gibi görmüyorum.

Sizde çok derin bir iz bırakan, sizi çok inciten ne var yaşamınıza dönüp baktığınızda?
O kadar çok acı yaşadım ki. Hepsi o an için çok büyüktü.

Amerika'da bir çocuk düşürmüşsünüz. Ben bunu söyleyeceğinizi düşünmüştüm nedense.
O konunun sizi çok etkilediğini düşünüyorum.
Onun bıraktığı büyük bir iz var evet. Doğmamış biriydi daha, fakat yaşayan biriydi. Benim bir parçamdı. Hâlâ etkiler beni. Şöyle bir şey oluyor: Doğursaydım, yaşasaydı şimdi şu yaşta olacaktı diye düşünüyorum. Geçmişe doğru yapılan spekülasyonlardan biri benim için. Halbuki geçmişe doğru spekülasyon yapılmamalı. Yapmamak elde değil. Size çentik atan hiçbir şey unutulmuyor ve ne tuhaf, onları yeniden yaşıyorsunuz daima.

Kızınız Leyla ne yapıyor şimdi?
Afrika'da tiyatro yapıyor şu an biliyor musun? Senin kadar boylu üstelik. Biraz irileşti şimdi.
Ama "Bir Yaz Gecesi Dönümü Rüyası"nda Titania rolüne çalışıyormuş. Bayılıyorum bunları dinledikçe. Daha önce de "Üç Kuruşluk Opera"da oynamıştı. Kopamaz ki, tiyatronun içine doğdu. Büyükelçi eşi olarak Habeşistan'da. Dünyanın değişik ülkelerinden gelen dışişleri mensuplarıyla, büyükelçilerle tiyatro grubu kurmuşlar.

Geçtiğimiz haftalarda, tahmin ediyorum ki adınız sizin de hiç hoşunuza gitmeyecek bir konuyla ilgili anıldı ama yine de sormak istiyorum: Refik Erduran'le telefonla konuşmanız, Erduran ve o zaman evli olduğu Leyla Umar'ın boşanmasına neden olmuş. Sizin haberiniz var mıydı böyle bir durum yaşandığından?
Hayır, hiç bilmiyordum. Ama Refik benim 40 küsur yıldır arkadaşımdır. Hem benim hem Şükran'ın arkadaşıdır. Neden konuşmayayım telefonla, yemek yemeyeyim onunla, neden bizim evimize gelmesin? Komiğime gidiyor 77-78 yaşına gelmiş insanların bu konuyu konuşması. Tuhaf olan 70 yaşından sonra bu konuların konuşulması.

"Tiyatroyu sattırıp para alma peşindeler"
Geçtiğimiz yıllarda daha mı çok yer alırdı tiyatro haberleri gazetelerde? Bu yıl oyununuzla ilgili pek haber çıkmadı basında. Oysa olağanüstü övgüler alıyorsunuz...
Tiyatro en az para kazanan sanat kollarından birisi. Ve reklam yapacak gücümüz yok. Hele benimki gibi kurumlaşmış bir tiyatro olursa binanın bakımı, temizliği... Ben bütün hayatımı bu tiyatroyu yapmak ve bu tiyatroda çalışabilmek için harcadım. Ve şimdi müthiş sıkıntılar yaşıyoruz. "Tiyatroyu sat, hakkımızı öde" diyor ortaklar.

Çok üzüldüm buna. Nasıl olur?
Kalıcılığı olan bir tiyatro yapmak istedim.
O tiyatroyu eşin dostun yardımıyla ve çok çalışarak yaptım. Çok borçlandım. Ve o heyecanla tiyatro bittiğinde yanımda kim varsa, hepsini ortak ettim. Çünkü biz el ele tutuşacak ve tiyatroyu uçuracaktık artık. Müşfik, ben, Şükran çalışa çalışa bütün borçları ödedik. Ve tiyatro satılsa da hakkımızı verse diyorlar, bu benim ortak ettiğim arkadaşlar.

Kim onlar?
Bunların bir kısmı öğrencimdi. Bir tanesi müdürlüğümüzü yapıyordu. Şimdi adlarını söylemenin manası yok ama 9-10 kişi var ortak. Ben satacağım onlar da para alacaklar, istekleri bu. Gönülleri elveriyor ki mahkemeye verdiler beni. Duruşma geçen hafta görüldü, ertelendi. Ben bu tiyatroyu ileriye dönük bir yatırım olarak yapmadım ki. Hep tiyatro olarak kalsın diye yaptım. Çocuklar gayeyi yanlış anlamışlar. Konuşmayalım, çirkin şeyler bunlar.

Oyuna ilgi nasıl?
Oyuna gelen yok ki. Kimse gelmiyor ramazanda. Ben iki yıldır para almıyorum tiyatrodan. Ama hababam çalışıyorum tiyatroyu ayakta tutmak için.

Hiç isyan ettiğiniz olmadı mı? Yıldız Kenter gibi herkesin önünde saygıyla eğildiği bir oyuncu nasıl olur da tiyatrosunu döndürmek için bu kadar sıkıntı çeker diye isyan etmediniz mi hiç?
Kimsenin aldırış ettiği yok ki. Ben öldüğüm zaman belki çıkacaklar şöyle yaptı, böyle yaptı diyecekler.


"Gönlünüzde bir çentik bırakabilmişsem yeter"
Yeni oyununuz "Oscar ve Pembeli Meleği"nde 10 yaşında hasta ve ölüme çok yakın bir çocukla 100 yaşında ölüme çok yakın bir kadının dostluğunu oynuyorsunuz. Ölüm şu an ne ifade ediyor Yıldız Kenter için?
Ölmekten korkmuyorum, ölümün biçiminden korkuyorum. Biçimi nasıl olacak? Trafik kazasında mı gideceğim, acı çeke çeke mi öleceğim, kolum mu kopacak! Bunları düşününce ürperiyorum. Herkes der ki, yatağımda öleyim. Ben ayakta ölmek istiyorum. Çalışarak. Ölürken acı çekilmesine isyan ediyorum yalnız. Daha asil, daha onurlu bir ölüm yaşasak...

Öyleyse ötanaziye karşı değilsiniz...
Ötanazi olmalı. Olmalı ve yakılmalı ölenler.

Sizin böyle bir vasiyetiniz var mı?
Var. Ölünce yakılmak istiyorum. Ama nasıl yapılır bilmiyorum. Belki yollarlar yurtdışına, sonra getirirler. Ondan sonra Şükran'ın yanına gömsünler.

Bu vasiyetinizle ilgili bir mektup mu yazdınız?
Yok, henüz yazmadım. Ama kızım Leyla'ya söyledim. Yakınlarıma vasiyet ettim.

Kızınızın tepkisi ne oldu?
Tabii annesinin yakılması insanın tuhafına gidiyor ama ölmüşsün artık, bitmiş. Dünyada fazla yer tutmanın anlamı yok. Bir de şeyi istemiyorum "Ah annemi ziyaret edemedim, hocamızı ziyaret edemedik"... Ne gerek var! Gönlünüzde, kafanızda bir çentik bırakmışsam yeter.

Bu oyunu kaçırmayın!

"Oscar ve Pembeli Meleği" henüz 10 yaşında ve hasta bir çocuk olan Oscar ile onun gönüllü bakıcılığını üstelenen 100 yaşındaki Pembeli Mummy'nin yaşamı keşfedişlerini ele alıyor. Birlikte bir oyun oynuyorlar: Oscar'ın ölümü kabulleniş oyunu bu. Oscar, her gününü 10 yıl sayma oyununa başlıyor ve bu dünyadan 110 yıl yaşamış ve yaşamın tadına varmış olarak ayrılıyor. Küçük Oscar'ı ve 100 yaşındaki Pembeli Meleği, Yıldız Kenter oynuyor.

CUMARTESİ
"Ölünce yakılmak ve Şükran'ın yanına gömülmek istiyorum"
"1 milyon dolara bir yalı dairesi bile satın alamazsınız"
Tasarımcıların uzay harekatı
70 yaşında yine listelerde
"Hollanda'da 18'in altındaki gençlerin ailelerinden bire bir izin alıyoruz"
Havuçla caz, biberle Karadeniz havası
Herkes istediği gibi giyinecek!
Kış kapıya dayandı
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Üçleme: Gaz-3
Yeni anne-babalara internet siteleri
"En sevilen" parçalar bir arada





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet