Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Kasım 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
İzmir-Ege sanayi tarihine ilişkin notlar-1

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin

Geçtiğimiz haftalarda Havagazı Fabrikası'nın restorasyonu gündeme gelince, bu konuyu işlemiştim. Yazımı "kentin endüstriyel mirasının restorasyon sonrasında yaşayabilmesi için konseptinin bugünden belirlenmesi gerektiğine" dikkat çekerek bitirmiştim. Geçen hafta Milliyet Ege'de "Akıllı teklif" manşeti yer aldı. Haberde Ege Genç İşadamları Derneği'nin (EGİAD) Havagazı Fabrikası'nın restorasyonuna talip olduğu ve burayı İzmir - Ege Sanayi Müzesi olarak işlevlendirmek istedikleri yer almıştı.
Haberi okuyunca heyecanlandım. Çünkü bu konuyu sevgili arkadaşım Deniz Sipahi ile yaklaşık on yıl önce bir çok kez konuşmuş, ön çalışmalarını yapmış, ne var ki, somut adımların atılmasını sağlayamamıştık. İzmir iş dünyasını temsil eden bir sivil toplum örgütünün yaşadığı kente "girişimciliğin öyküsünün" anlatılacağı bir kültür kurumu kazandırma düşüncesi, entelektüel hayatımızda önemli yerlere geldiğimizin göstergesidir. Bu yüzden İzmir - Ege sanayi tarihine ilişkin yazacağım bazı notlarla bu çabayı desteklemek istedim.

Avrupa'dan farkı yoktu
19'ncu Yüzyıl'da gerçekleşen sanayi devriminden önce Avrupa'daki üretim teknolojileri ile Osmanlı üretim yapısı arasında çok büyük farklar yoktu. Bunların hepsi pre - endüstriyel yapılardı ve 17-19'uncu yüzyıllar arasında varlıklarını sürdürmüşlerdi. İzmir'in imalat tarihine ilişkin ilk bilgileri ünlü Osmanlı gezgini Evliya Çelebi vermektedir. Çelebi, 1671'de İzmir'de 70 sabunhane, 20 boyahane, 20 bozahane, 1 mumhane ve 1 çarşı saraçhanenin varlığını bildirmişti. Bu rakamlar abartılı olsa da, İzmir'de gerçekleştirilen üretimin çeşidini yansıtmaktaydı.

En çok sabuncu vardı
Sabun sanayii, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca İzmir'deki girişimciliğin en önemli dalıydı. 1802 tarihli bir belge, kentte 19 sabunhanenin faaliyette bulunduğunu anlatıyor. 1826'da Sarı Kışla yapılmadan önce Konak Meydanı'nı yansıtan bir kroki, 10 sabunhanenin burada bulunduğunu gösteriyor. Dönemin sabun üreticilerinin isimlerine baktığımızda, kentin önde gelen aileleri olduğunu görürüz: Katipzade Ahmet, Osmanzade İsmail, Selaniklizade Hacı Ahmet, Müftüzade Hacı Mustafa, Moralızade Hacı Hüseyin vb. İzmir'de üretilen sabunların her merhalesi; örneğin hammadde temininden, ustaların mesai saatlerine, kullandıkları kazanlara varıncaya kadar devlet tarafından denetlenmiş ve üretilen sabunların önemli miktarı başkentin ihtiyacını karşılamak üzere İstanbul'a gönderilmişti.
18. yüzyılda Batı Anadolu'da pamuk tarımının artması ve ticaretinin İzmir'den gerçekleştirilmesiyle, kentte tekstil üretimi gelişmeye başlamıştı. Özellikle "İzmir Alacası" adıyla anılan dokuma, dönemin en meşhur kumaşıydı ve tüketiciler büyük rağbet göstermekteydi. Adı günümüzde bile yaşayan Basmahane semti, İzmir'de 18. yüzyılda başlayan tekstildeki basma üretiminin anısından başka bir şey değildir. 1780'li yıllarda pamuklu dokumacılığın büyük bir sıçrama yaptığını görüyoruz. Hatta değerli dostum Abdullah Martal, İzmir'de Sanayileşme kitabında 1795'te Fransız girişimci Terifon'un kurduğu pamuklu fabrikasında 500 - 600 işçinin çalıştığını yazıyor.

İzmir'in meşhur kırmızısı
Tekstil üretimi İzmir'de bir takım yan sanayinin doğmasına neden olmuştu: Yün ve İplik imalathaneleriyle, boyahaneler. 1790'lı yıllarda iplikleri en meşhur renk olan İzmir kırmızısıyla boyayan iki tane boyahane mevcuttu ve Osmanlı yönetimi ipliklerin bu boyahanelerden başka yerlerde boyatılmasını yasaklamıştı. 1800 yılında İzmir'deki en ünlü boyahane, Pir Mustafa Paşa Vakfına aitti ve bir nevi tekel oluşturmuştu. Haci Konstantin, Haci Kupe ve Haci Yorgi işletmenin ustaları olup, ipekli, iplik, kuşak, ihram, dizlik ve astar gibi tekstil ürünlerini kırmızı, yağlı ve elvan renklerine boyamaktaydı.
Fıçıcılık ve kutuculuk dönemin ambalaj ve dolaylı olarak doğramacılık sektörünü oluşturmaktaydı. Bu tip malzemeler tarımsal ürünlerin nakli için elzemdi. Her üründe olduğu gibi fıçı ve kutu üretimi de tekelleşmişti. Fıçılar, Fasulye Hanı'nda üretilmekteydi. Kutu imalatı ise genellikle Frenk Sokağı'ndaki gayrimüslim doğramacılar tarafından gerçekleştirilirdi.

Dericiler, uncular...
İzmir'de 18. Yüzyıl'ın üretim faaliyetleri içinde debbağlık (derici) da önemli bir yere sahipti. Kentteki kasap esnafının kestiği hayvanların derilerini işleyerek, kösele ve deri üretirlerdi. Bu ürünleri de saraçlar işleyerek kundura, çarık, eyer, hayvan koşum takımı gibi tüketim malzemelerini üretirlerdi.
İzmir'de gıda sektörüne yönelik en büyük işletme 1560'lı yıllarda Halkapınar'da kurulmuş ve 1769 yılında yenilenmiş olan ve su gücüyle işletilen un değirmeniydi. Bu değirmen de Ortaköy Camii vakfına aitti.
Sanayi devrimi öncesinde İzmir'de faaliyet gösteren kuruluşlar yazıda da görüldüğü gibi pre - endüstriyel kuruluşlardı ve toplumun ihtiyacını karşılamaktaydılar. Ancak sanayi devrimi sonrası bu kuruluşlar, dış rekabet karşısında korumasız kaldı, bir süre sonra da büyük oranda çöktüler.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Şaşırtıcı mücadele gergin dakikalar...
İzmir'i güzelleştirmek görevimiz
İzmir-Ege sanayi tarihine ilişkin notlar-1





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Gürsel Kuru
Deniz Sipahi
Sabri Yetkin

© 2004 Milliyet