Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Kasım 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Uzun yaşamın sırrı

100 yaşını aşmış denekler üzerinde araştırma yapan bilim adamları uzun yaşamın sırrı konusunda şaşırtıcı sonuçlara vardılar

Paris

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur diye öğretmişlerdi bize. Ve kafa sağlamlığımız için gereken vücut sağlamlığı, elbette ki temiz hava, bol gıdadan geçerdi. 100 yaşını geçmiş er ve dişiler, sanmayın ki günümüz medyasının merakı. Yarım yüzyıl önce de 100 yaşını aşan insanlar vardı, genelinde dağlarda yaşarlar ve gazeteciler onları Kaf Dağı'nda olmasa bile ıkına sıkına tırmandıkları Kafkaslar'da bulup, tıpkı şimdi sordukları soruları sorarlardı: "Ne yer, ne içersin dede?" Ya da "...nine?" Yanıtlar da değişmezdi. Dedeyle nine, genelinde bol yoğurt, özelinde az yemek yer olur, gerisini temiz havaya ihale ederdi.
İnsan ömrü, yaşanılan ülkenin refah düzeyine ve mutfağına orantılı biçimde gerçekten uzuyor. Ancak bir yüzyılı devirmek, "dalya" demek, hâlâ daha küçük bir azınlığın tekelinde.
Bu azınlığın en çoğunun nerede yaşadığını biliyor musunuz? Fransa'da. 2020 yılında, bu ülkede 100 yaşını geçen nüfusun 100 bini aşacağı öngörülüyor. İşte Fransa'ya vuran bu dalya piyangosunu merak eden bir bilim ekibi, "havasından mıdır, suyundan mıdır" diye başladıkları 10 yıllık bir araştırmanın tam ortasına, yani "şarabından mıdır, kaz ciğerinden midir" aşamasına gelmişlerdi ki, genetik biliminde malum devrim oldu ve ADN dediğimiz zincirin sırrının çözülmesiyle, uzmanları hayretlere garkeden bir gerçek çıktı ortaya: Uzun ömür, sağlıklı yaşamdan çok, ADN zincirinde fazladan bir halkaydı. Her insanın bir ömür saati vardı genetik haritasında ve damardan girilmediği ya da beyninden vurulmadığı takdirde, tekleye tıklaya çalışıyordu o saat, kurgusu bitinceye kadar. Üstelik, 100 yaşını aşmış bin denek üzerinde yapılan araştırmalar, ilginç başka sonuçlar da verdi. Fransız ve Amerikalı bilimcilerden oluşan ekip, 100 yaşını aşmış deneklerin hiç de sanıldığı gibi sağlam kişiler olmadıklarını, hayatları boyunca acılar çekmiş, yoksunluklar yaşamış, pek çok hastalık atlatmış, hatta iki savaş birden gören bu kuşakta, aralarından bazılarının organ kaybına yol açan ciddi ameliyatlar geçirdiklerini ortaya koydu. Bu saptamalardan iki temel sonuç çıkarıldı: Sağlıklı olmak, uzun ömür garantisi değildi. Olduğundan daha genç görünmek de.

Ya vücudun direncini kafanın sağlamlığı belirliyorsa?
Ödül kazanan belgesel bir filme konu olan araştırmadan, ben de kendimce bir sonuç çıkardım: Demek ki "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" teranesi fasaryaydı. Ve düşünmeye başladım: Ya tersiyse? Ya kafanın sağlamlığı belirliyorsa vücudun direncini?
107 yaşını geride bırakan Ferdinand Gilson, hem sözünü ettiğim bilimsel araştırmanın sonuçlarını haklı çıkarıyor hem de sağlam kafanın uzun ömre kadir olduğunu kanıtlıyor.
Fransa'nın Almanya sınırındaki Choux (Lahana!) köyünde yaşayan Ferdinand Gilson, I. Dünya Savaşı gazisi. 1917'de silah altına alındığında, "19 yaşımdan üç ay almıştım" diye anlatıyor. Topçuymuş. Öyle çok ölü görmüş, öyle çoğunu gömmüş ki, mezarlık görüntüsüne dayanamıyor. Savaşta, 100 binlerce askeri sakat bırakan, kimyasal silahların atası "hardal gazı"yla yanmış ciğerleri. Hem de iki kez. Ölmemiş. Savaştan sonra, bir hassas mekanik atölyesi kuracak kadar canlı kalmış, tam tersine. 1939'da, Almanlara karşı Direniş Ordusu'na katılmış. Gerilla savaşında, aylarca, yıllarca yarı aç, yarı tok, dağlarda, kırlarda yatıp kalkarak çarpışmış. Ancak 107 yıllık bu çınarın en şaşırtıcı "organı", tıkır tıkır çalışan kafası. Bugün köy okulunun ikinci katında, devletin verdiği bir lojmanda yaşıyor ve kendisini çok seven öğretmenlerin isteği üzerine öğüt verdiği minik öğrencilere, "İlerde paranızı, mücevherlerinizi çalabilirler sizin.
Ama öğrendiklerinizi çalamazlar. Öğrendiğiniz ve aklınıza kazıdığınız bilgiler, sizin asıl servetiniz ve kimse, o serveti sizden çalamaz" diyor.
Güler yüzlü, sevimli ve zeki bir adam 107 yaşındaki Gilson. Dört dil biliyor ve Almancasını unutmamak için Almanca bilmece çözüyor her gün, Fransa sınırındaki köyünde. Kendi deyişiyle, "Sadece bir Avrupalı gibi yaşıyor", o kadar. Ve insanların, düşmanı oldukları insanların dillerini konuştukları takdirde, savaşmayacaklarına inanıyor.
Ferdinand Gilson'un kafası tıkır tıkır işliyor gerçekten ve sanırım kafasının tıkırtısı, ömür saatini de "gaza" getiriyor.

Yazara e-mail




PAZAR
"Para karşılığı şike olduğuna inanmıyorum"
"Yunanlı damat olabilmek için Yunanca ve sirtaki öğreniyorum"
"Şen sofralarda midye dolmasından ciğer bohçasına..."
O, Çimelispor'un her şeyi
Aile kararıyla erken evlilik, cinsel soruna davetiye çıkarıyor
Dev perdede sinema keyfi
Gerçekleşen projeler kitap oldu
Güzelleşmeye giderken eldeki dokulardan olmayın
Adresi üstünde: Mim Kemal 19
Porselen dedektifleri
Dev perdede sinema keyfi
Kızılderili ve sema gösterileri
250 kilosikl nostalji
Yolda kebap molası
Uzun yaşamın sırrı
Pele'nin çeşnicibaşısı Türk kahvesini tanıtıyor
Bizans ve bizler
Takvimleri ayarlama imparatorluğu
"Madalyalarda utancın parladığı bir zaman..."





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet