|
 |
|
|
Bizans ve bizler
Biz Roma'ya ve Bizans denen tarihi varlığa Kuzeybatı Avrupa'nın Germanik kavimlerinden daha yakınız
Fax: (0312) 427 20 64
Cihanşümul Roma parçalanmıştı; kuzeyden akıp gelen barbarların karşısında hayata devam için başkenti değiştirdi ve Sarayburnu'nun ucundaki küçük Bizans'tan İmparator Konstantin büyük şehri yarattı. Büyük şehrin adı Konstantinopolis'ti, kurucusunun adını taşıyordu veya Nea Roma deniyordu. Eskiyen bir Roma'nın yanında yeni dirilen bir Roma'yı temsil ediyordu.
Ahalisinin ekserisi Hıristiyandı. Roma İmparatorluğu artık Hıristiyan imparatorluktu. Avrupa'nın ilk üniversitesi burada açıldı, ilk hukuk fakültesi de. Halkın çoğu Yunanca konuşuyordu. Ama devleti yönetenlerin kökeni Latindi, bunlara 6'ncı asırdaki büyük impataror İustinyanus dahil. Yönetimin Latin dilini ve ananelerini devam ettirmesi Helence konuşan uyrukları rahatsız etmedi. Ne devletin adı Helendi ne de halk kendine öyle diyordu, herkes Romalıydı. Roma cihana hakim olmak demekti. Başkentteki büyük kubbeli kilise Ayasofya'nın asırlarca daha mükemmeli yapılamadı. Ta ki 15 ve 16'ncı asırda İtalya'da kiliseler ve Osmanlı başkentindeki camiler yükselene kadar.
Tam bin yıl yeni Roma kuzeydeki Slav sürülerini etkiledi, onları Hıristiyanlığa çekti. Hayranlıkla biat ettiler. Avrupa'nın kuzeybatısındaki barbarlar da kendilerini Romalı sandılar. Doğrusu Latinceyi de öğrendiler. Roma'nın yeni dilini tartışmasız kabul ettiler. Lakin şarka kayan Roma medeniyetiyle alakaları yoktu. Ne yeme içmeleri ne de giyinmeleri, hele hele olmayan temizlik alışkanlıkları Doğu Romalılara benziyordu. Büyük Karl'ın Aachen'daki katedrali, Macar kralı İstvan'ın Bizans tacı Bizanslı olmaya yetmiyordu. İmparator Otto'nun İstanbul'a gelen elçisi Cremona Piskoposu Liutprand'ı; "Sen kendini Roma imparatorunun elçisi mi zannediyorsun? Haddini bilmez barbar!" diye hapse attılar.
Ayasofya, zengin şehir, hipodromun güzellikleri hepsinin iştahını çekiyordu. 1204 yılı sonbaharında bugünkü Almanya ve Fransa'dan akıp gelen sürüler, Venediklilerin kışkırtmasıyla bin yıllık şehri yağmaladılar. Doğu Roma gafil avlanmıştı. O günden bugüne de bu adamlarla ittifak olmayacağını anladı. Şehrin mabetleri kirletildi, insanlar katledildi, Ayasofya'daki dikili taşın etrafındaki sarı pirinç levhalar altın diye söküldü. Bu yabani sürülerin Bizans'la hiç alakalı olmadığına tarih şahittir.
Doğudaki Roma ise İran medeniyetiyle, Mezopotamya ve Suriye'nin bilgeliğiyle, uygarlıkların beşiği Mısır'ın kurumlarıyla devam etti. O bir bileşkeydi ve günün birinde ecdadımız Asya'dan akıp geldiğinde tanışık olduğu İran ve Arap halkları gibi Bizanslıyla da kaynaşmakta gecikmedi. Türklerin dil ve adetiyle elinde tuttuğu en sağlam ve saf kurum orduydu.
Bizans ismi uyduruktur. İstanbul'u fethederek Kayzer-i Rum yani Roma Kayzeri unvanını alan
II. Mehmet ve haleflerine karşı sadece onun unvanına değil, onun halef olduğu eski Hıristiyan Roma'yı da hafızalardan silmeyi hedefleyen bir Alman icadıdır. Sarayburnu'nun arkeolojik katmanında unutulan eski Bizans'ı 16'ncı asır hümanisti Hieronimus Wolff bu bin yıllık imparatorluk dönemine ad diye koymuştur. Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a, barbarın hakkını barbara vermeli; daha önceleri Bizans'a sadece öykünen Avrupa, Rönesans'tan beri itiraf etmese de Bizanslılaşmıştır.
Jacques Chirac tecrübeli bir politikacı. Uzun yönetimi boyunca Türkiye'nin iyi bir partner olacağını anladı. Fransız sağında de Gaulle'cüler içinde rastlanan bir grup, öbür sağdan da hatta bazı uçuk sosyalistlerden de daha makuldür. Roma'nın bir zamanlar pagan, sonra Hıristiyan ve Türkler devrinde de Müslüman bir karakterle devam ettiğini anlayanlar vardır. Tabii bu azınlığın karşısında mektepte öğrendikleri yanlışlarla hayata devam edenler her yerde olduğu gibi çoğunluktur. Bir gerçek var, Türkler İran'ı tanıdı, Mezopotamya'yı tanıdı ve Bizans'a yerleşti. Kuzeybatı Avrupa'nın Germanik kavimlerinden Roma'ya ve Bizans denen tarihi varlığa daha yakınız. Rönesans'tan bu yana Batı Avrupa bir hayli değişmesine rağmen, hâlâ Germen kabile zihniyetinin hükmettiği Hıristiyan ortaçağın kalıntılarını yaşıyor. Bütün yorumlarını ve zihniyetlerini değiştirmezlerse, çağdaş üniversalizme ulaşmaları çok zor. Bilim aleminde kapalı kapılar ardında süregiden münakaşanın, avami politika düzeyinde Chirac ve UDF Genel Başkanı François Bayrou arasında devam ettiğini görüyoruz. Avrupa'nın doğusu ve batısındaki uçurumlar aşılır cinsten değil. Romanya ve Bulgaristan'ı içine almakla bu birliği sağlamış olmuyorsun. Asıl Doğu Avrupa, kültür, zihniyet ve tarihi kalıntı olarak Rusya'da ve Türkiye'de yaşıyor. Bakalım yorgun Batı Avrupa ihtiyarlık arazlarından kendini kurtarabilecek mi?
|
|
|

|