|
 |
|
|
Girerken değil, çıkarken aranmak
Beş binden fazla insan tribünde tutulmuş. Tek tek şahitlerin huzuruna çıkarılıyorlar. Çünkü 16 yaşında bir çocuk ölmüş.
O sırada NTV'nin yaptığı bağlantıda, muhabir Gökmen Örkmez kafamıza dank diye vuran bir cümle söylüyor. Durumun vahametini öyle güzel anlatıyor ki. Tribünde işlenen cinayet kuşkusuz ki, insanın aklını kaçırtacak cinsten. Ama Örkmez'in yaptığı ağır tespit, cinayetten bile kötü vuruyor insanı. Şöyle diyor: "Polis 5 bin şüpheliyi tribünde tutuyor ve tek tek dışarı çıkarıyor". Yani, tribünde beş binden fazla şüpheli tutulmuş. Tek tek şahitlerin huzuruna çıkarılıyorlar.
Kadını, çocuğu, genci, yaşlısı, - muhtemelen - futbolseverler, o an için 16 yaşında bir çocuğun katil zanlısı. Mekan, Türkiye'nin iki numaralı milli stadı ve en son yenilenen üst düzey futbol tesisi. Yeni sporda şiddet yasası, özel güvenlik, turnikeler, polise rağmen oluşan duruma bir bakın.
5 bin şüpheli
Her şey yepyeni. Kanun, tesis, görevliler. Ama kanunu değiştirmek iş değil ki. Çünkü kanun kardeşi bir kavramla öpüşmezse kocaman bir yalandır. Kanun hemen ardından ve bağlacı taşıyan bir kelimedir. O ve den sonra, her zaman ve tartışmasız şekilde düzen kelimesi gelir. Ya da doğrusu gelmelidir. Eğer düzen kurulamazsa, kanun koca bir yalandır.
Ve işte düzen olmazsa, Pazar akşamki gibi, Örkmez'in kafamıza dank diye vuran tespitinde söylediği gibi, bir çocuk ölür, 5 bin kişi de şüpheli olur.
Eğer tıpkı Pazar akşamı olduğu gibi stat turnikeleri bilmem kaçıncı defa bozulursa, insanlar bir kaos içinde, aranmadan stada doldurulursa, satılan kombine biletler numarasız olursa bunlar olur. Çünkü kanun, düzen olmadan bir hiçtir. Ve düzeni kurmak önemli bir iştir.
İnönü'de, Galatasaray, Fenerbahçe ve daha bir dolu maçta yepyeni stadın turnikelerinin bozulduğuna beni kimse inandıramaz. Nasıl olur da bu stadın, ışığı, skorboard'u vs. hiç bozulmaz da turnikesi sürekli bozuk olur. Gerçek şu ki, bu turnikeler organize suç örgütleri aranmadan ve para ödemeden maça girebilsin diye bilerek devre dışı bırakılıyor. İnsanlar, alkollü ve ağır uyuşturuculu bir şekilde içeri alınıyor. O delikanlının, 24 yaşındaki Fatih'in, 16 yaşındaki Cihat'ın kalbine ve midesine iki kez bıçak soktuğu, onu yardığı sırada kafasının iyi olmadığını bana kimse anlatamaz. Anlatamaz, çünkü ben çok iyi biliyorum ki, kafası iyi olarak maça gitmek o tribünlerin en önemli ritüelidir. İşte tribünde hakim olan düzen budur.
Geleneksel ceza
İstediğiniz kadar iyi tesisler yapın, kanun düzenleyin. Sorun düzeni kuramamaktır. Ve bu "düzen" dışılık insanları stattan içeri girerken değil, çıkarken aranmak zorunda bırakır. Sonunda 5 bin kişi şüpheli durumuna düşer. Bir çocuk mezara, diğeri hapse gider. Ve belki daha önemlisi, şimdi ne olacağıdır. Tribünlerde polisiye bir darbe. İnsanları nefret ettirecek bir baskı. Normal bir taraftarı maça gitmekten tiksindirecek bir polis rejimi.
Düzeni kuramamanın Türkiye'deki geleneksel cezası işte budur.
Hatalı kartın cezası olmamalı
Nobre'nin gördüğü kırmızı kartın hatalı olduğundan emin değilim. Ama uzmanlar tam bir görüş birliği ile hatalı olduğunu söylüyor. Kırmızı kartın cezası 2 maç. İki sarı karttan olduğunda ise 1 maç. Eğer federasyon ve merkez hakem kurulunun tüm birimleri bu kartın hatalı olduğunu görüşbirliği ile kabul ediyorsa, maçın devamındaki cezanın kaldırılması, bundan sonrası için de örnek kabul edilmesi hakkaniyetli olacaktır. Karta cezalar konusunda düzenleme yapılmalı. Hatalı bile olsa maç içindeki ihraç cezasının sorgulanmaması ama devamındaki cezanın iptali şart.
Tedbirsizlik nedeniyle
Açıkça söyleyelim. Bu münferit ve adi bir suç değildir. Eğer münferit bir olay olsaydı, iki üç yumruğun sallandığı bir kavga olarak kalırdı. Birilerinin gözü morarır, en fazla bir yerleri kırılırdı. Ama eğer bir insan, aranmadan, ayakkabısına sakladığı bir bıçakla stada girebiliyorsa, UEFA standartlarına uygun bir bilete sahip değilse, o sırada ceza ehliyetine sahip olmayacak kadar kafası bulanıksa bu münferit bir olay sayılamaz. Bu durumun oluşmasında bir tedbirsizlik var. Ve bir savcı çıkıp sonucu tedbirsizlik nedeniyle cinayete sebebiyet vermeye kadar varabilecek bir suçlamaya gidebilir. Yani Kıvanç Oktay'ın "Bu suç İnönü Stadı'nda işlendi diye bunu Beşiktaş camiasına mal etmemeli" açıklamasının doğru olduğu kadar, "Bu suç İnönü Stadı'nda işlendi diye Beşiktaş yönetiminin bunda sorumluluğu olduğunu iddia etmek doğru değil" iddiası da yanlıştır. Stat güvenliği konusunda bir numaralı sorumlu kulüp yönetimidir. Güvenlik sağlanamamışsa sorumlu aranırken ilk olarak da yönetime bakılacaktır.
Yönetim açıklaması
Beşiktaş yönetiminin yapmadığını ben yapayım. İsterlerse altına imza atarak kamuoyuna açıklayabilirler: "Pazar akşamı, evimizde, mabedimizde, her zaman gurur duyduğumuz İnönü Stadı'nda, bir çocuğumuz hayatını kaybetti. Maalesef fail de bir çocuğumuzdur. Beşiktaş camiası bu elim olayın tüm acısını içinde yaşamaktadır. Yönetimimiz olayda en ufak sorumluluk ve ihmali olanların dahi araştırılıp ortaya çıkarılmasında üstüne düşen görevi sonuna kadar yapacaktır. Bundan sonra bize düşen, İnönü Stadı tribünlerini, kendi öz çocuklarımızı çekinmeden yollayabileceğimiz bir hale getirmektir. Bunu en kısa zamanda sağlayacağımızı kamuoyu ve camiamıza vaat ediyoruz".
Beşiktaş bir şirket, ama umuyorum o bildiğimiz ruhu hâlâ yaşatılıyordur.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|