|
Trafik eziyeti
İstanbul'da yaşamak, kentin bayram günlerinde, karda kışta, yağışta selde kilitlenen trafiği nedeniyle çekilmez bir eziyete dönüşüyor.
Dünkü kar yağışında da benzer çileyi yaşadık. Cumadan itibaren meteoroloji uzmanları, İstanbul'da kar yağışı beklendiğini haber veriyordu. Sabaha karşı kar başladı ve erken saatlerde işlerine gitmek üzere yola çıkanlar, bildik felaketle karşılaştılar. Boğaz'ın iki yakasında, Anadolu tarafının 2. köprü geçişinde, TEM otoyolunda, Sarıyer Maslak tarafında, Levent çevresinde, Barbaros Bulvarı'ndan Beşiktaş'a akan yollarda trafik durma noktasına gelmişti.
Galatasay Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Füsun Özbilgen'in dersine girecek ve gazetecilik öğrenimi gören gençlerle birlikte olacaktık. Kavacık'tan köprüye çıkamadan, yoğun kar yağışı nedeniyle duran trafiğe saplandık. Derse yetişemedik.
Kar engelini aşmaya çalışan İstanbul halkının işe gitme süresi 3 saati buldu.
Bayramın son günü Frankfurt'tan İstanbul'a uçakla 2.5 saatte ulaşmış ancak Atatürk Havalimanı'ndan Anadolu yakasına karayoluyla geçişimiz daha fazla zaman almıştı.
İstanbul'da trafiği akıtmak, köprü geçişleri, ana arterler ile semt yolları arasındaki sıkışlığı kaldırmak iyice olanaksız hale geliyor. Buna bir de 'olumsuz' hava koşulları eklenince ulaşım çığırından çıkıyor.
Peki Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel birimler ve trafik ekipleri ne yapıyorlar?
Dünkü kar yağışında da görüldü ki, kent yönetiminde bir 'eşgüdüm' yok. Belediyeler her seferinde 'hava muhalefeti'nin altında kalıyorlar.
Ekimde İstanbul'u sel götürdü, 'kriz merkezi' uyudu, Devlet Meteoroloji İşleri ile Büyükşehir Belediyesi yöneticileri topu birbirine attılar. Kadir Topbaş, kent sele teslim olduğunda Brezilya'da bulunuyordu.
Başkan'ın bu defa 'mazereti' olamaz!
Kar yağışını hava tahmincileri cumadan haber verdiler. Üstelik bildik yoldan, 'Balkanlar üzerinden' gelecekti, pazartesiye dek önlem alınmasına yetecek zaman vardı. İstanbul'da yollarda perişan olanlar ne doğru dürüst belediye ekibi ne de trafik denetimi görebildiler.
Valilik, okulları tatil edebilirdi.
Sürücüler, araçlarında 'tek kişi' yola çıkmamaları konusunda uyarılabilirdi. Çok erken saatlerde tuz dökülerek, buzlanma önlenebilirdi.
İstanbul yine kaderine terk edilmişti.
Tren, metro gibi toplu taşıma olanakları sınırlı, altyapısı yetersiz 15 milyonluk İstanbul'da 'kent merkezine paralı giriş' projesi önermek, 'üçüncü köprü'ye davetiye çıkarmak akla gelen en kestirme yöntemler.
Yağmurda karda bunlar yaşanıyorsa depremde olacakları düşünmek kabûstan beter. İstanbul SOS veriyor. Kötü yönetiliyor. Kentin sefaletini 'oy deposu'na dönüştürenler önlemini de bulmak zorundalar.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|