Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 28 Kasım 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Dağcısı da var makinisti de, futbolcusu da var rockçısı da

AB devlet ve hükümet başkanları, 17 Aralık'ta 'Türkiye ile üyelik müzakeresi' konusunu görüşmek üzere toplanacak. Birçok ülkenin tavrı henüz tam net değil. Ciddi tartışmalar yaşanacağı tahmin ediliyor. Türkiye'de 'hayat memat meselesi' olarak algılanan oylamada, parmak kaldıracak liderler çok az tanınıyor. Oysaki içlerinde çok ilginç yaşamları olanlar var. Çapkınlığı ile, gaflarıyla ünlü olanlar, dağcısı maratoncusu, oduncusu, makinisti, tamircisi... Her meslekten gelen var

GÜVEN ÖZALP / SERKAN ARMAN

16 - 17 Aralık Zirvesi'ne bir aydan az bir süre kala Birlik başkentleri Türkiye'nin konu edilmediği bir gün geçirmiyor. Her ne kadar göstergeler, son dakika sürprizi yaşanmaması halinde, müzakerelere 2005 yılını geçmeyecek şekilde yeşil ışık yakılacağını gösterse de bu kararın bu kadar 'çıplak' bırakılamayacağı biliniyor. Artık müzakerelerin başlayıp başlamayacağından çok nasıl başlatılacağı ve nasıl yürütüleceğine kafa yoruluyor. AB'nin 25 liderinin alacağı kararın bir yandan Türkiye'yi tatmin etmesi diğer yandan da bu derece tartışmalı bir kararın sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacak liderlerin elini zora sokmayacak nitelikte olması gerekiyor.
Ruhu ve felsefesi artık genel hatlarıyla tahmin edilebilse de kararın detaylarını önceden kestirmek oldukça zor. Brüksel'de bu konuda verilen genel mesaj ise "Aynı Kopenhag Zirvesi'nde olduğu gibi zirvenin son anına kadar her şey mümkün. Kavga son saniyeye kadar sürecek" şeklinde. Bununla birlikte İlerleme Raporu ve tavsiye kararı bulanık bazı kafaların netleşmesini sağladı.
Ama son sözü söyleyecek olan kurumun AB Komisyonu değil liderlerden oluşan AB Konseyi olması, işleri Ankara açısından karmaşık hale getiriyor. AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un deyimiyle "Müzakere tarihi konusunda sahanın efendileri" olan liderler arasında ise "Türkiye kararına" ilişkin pozisyonların yavaş yavaş da olsa belirginleşmeye başladığı söylenebilir.

Ankara'ya toz kondurmuyor
Yıllar boyu Türkiye'deki insan hakları sorunlarını gündemde tutan ve Türkiye'ye en ağır eleştirileri yöneltmekten kaçınmayan Almanya son iki üç yıldır, özellikle de 11 Eylül sonrasında Ankara'ya toz kondurmuyor. Müzakerelere başlanması konusunda tam destek veriyor. Almanya çabalarını Türkiye aleyhtarı kampı olumlu yönde etkilemek amacıyla da kullanıyor. Özellikle yeni ülkeler üzerinde yadsınamayacak bir etkiye sahip Almanya, bu ülkelerden çoğunu Türkiye lehine ikna etmiş gözüküyor. Verdiği her mesajda Türkiye'yle müzakerelere bir an önce başlanması gerektiğini ancak üyeliğin 10 yılı bulabileceğini vurguluyor. Almanya, zirvede Ankara'nın güvenebileceği ülkelerin başını çekiyor.

2006 tezine destek veriyor
Fransa, zirvede çıkacak kararı etkileyecek bir konuma sahip. AB içinde herkes tavrını netleştirmesini bekliyor. Avrupa Anayasası'na ilişkin referandumla Türkiye konusunun özdeşleştirilmesi riski nedeniyle rahatsız. Bu nedenle müzakerelerin 2006'ya sarkıtılması tezine destek veriyor. Ancak bu tezinde oldukça izole olduğu söylenebilir. Türkiye'nin iç politika konusu haline gelmesi nedeniyle üyesi olduğu siyasi akımın dahi eleştirilerine hedef olan Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, üyelik dışı sonuçlar tezini de savunuyor. 1 Aralık'ta Fransız sosyalistlerin referandum konusundaki tavırlarını açıklamasıyla yaklaşımı netleşecek.

Her zaman destekledi
Almanya gibi İngiltere de Türkiye'ye desteğini esirgemeyen ülkelerin başında geliyor. Uzun yıllardır aynı çizgiyi koruyor. "Türkiye'ye karşı yükümlülüklerimizi yerine getirmek zorundayız" söylemini benimseyen Londra, Ankara'nın üyeliğini AB'nin çoğulcu ve farklı kültürlere açık yapısını destekleyen bir unsur olarak görüyor. Türkiye'nin stratejik konumu ve diğer ülkelerle kıyaslandığında "devasa" olarak niteleyebileceğimiz potansiyeli İngiltere'nin destek tezinin odağında yer alıyor. Zirvede müzakerelere başlama konusunda net ve açık bir yaklaşım istiyor.

2005'in ilk altı ayını işaret ediyor
Berlusconi hükümeti, son dönemde Türk hükümetinin en iyi anlaştığı ve ilişki düzeyinin derin olduğu yönetimlerden biri konumda. Her ne kadar İtalyan hükümeti içerisinde müzakereler konusunda muhalif bir yaklaşım sergileyen unsurlar varsa da bu muhalefetin yoğunluğu, İlerleme Raporu sonrasında azalmış bir görüntü sergiliyor. Berlusconi, son günlerde yaptığı bir açıklamada müzakerelerin 2005'in ilk altı ayı içerisinde başlamasının yararlı olacağını söyledi.

Muhaliflerin başı
Avusturya, Türkiye'yle müzakerelerin başlatılmasına karşı çıkan grubun başını çekiyor. Türkiye konusunu Hıristiyan Demokrat bakış açısıyla ele alıyor. 'Evet'ten çok 'hayır' sesi duyulsa da zirvesi sırasında müzakerelerin ciddi şartlara bağlanması halinde ikna olabileceği yönünde sinyaller veriyor. Yine de hayır deme potansiyeli bulunan bir ülke.
Belçika, Komisyon raporunu bekleyen ülkelerdendi. Bu belgenin sonuçlarına bağlı bir yaklaşım içinde. Zirvede olumlu oy verecek.

Sıkı şartlar istiyor
Danimarka, Kopenhag Zirvesi sürecinde de olumsuz tavır sergilemişti. Şüpheleri devam ediyor. Müzakerelere başlamanın bu sürecin otomatik olarak üyelikle biteceği anlamı taşımadığını düşünüyor. Süreci sıkı şartlara bağlamaktan ve üyelik dışı sonuçların da göz önünde bulundurulmasından yana tavır koyuyor. Müzakerelere gönülsüz de olsa evet demesi öngörülüyor.
Finlandiya, Türkiye'yle müzakerelere başlanmasında sakınca görmüyor. Komisyon raporunun rahatlattığı ülkeler arasında yer alıyor. Oyunun renginin yeşil olması bekleniyor.

Rapor tavırlarını değiştirdi
Türkiye'yi insan hakları konusunda en ağır eleştiren ülkelerin başında yer alan İsveç, Kopenhag Zirvesi'nden bu yana Ankara'ya yönelik daha olumlu bakan bir yaklaşım benimsedi. Komisyon Raporu'nun hemen öncesinde ve sonrasında olumsuz bakanlar grubundaydı. Ancak rapora ilişkin değerlendirmeler sonrasında bu ülke de müzakerelerin başlatılmasına yeşil ışık yakacağının sinyalini verdi.

Zirvede destekleyecek
Sosyalist iktidar, İspanya'nın Türkiye'ye desteğini biraz daha güçlendirdi. Madrid'deki terör saldırıları da bunu etkiledi. Müzakereler konusunda bazı şüpheler vardı ancak Komisyon raporunun etkisiyle bu şüpheler azaldı. Zirvede İspanya'nın desteğine kesin gözüyle bakılıyor.
Hollanda, bölünmüş durumda. Karmaşık sinyallerin geldiği bir ülke ancak AB Dönem Başkanı olması uzlaştırıcı olmasını gerekli kılıyor. Müzakerelerin 2005'in ikinci yarısında başlaması yönünde tavır takınması bekleniyor.
Bir zamanlar Türkiye karşıtı kampın en aktif üyelerinden olan Lüksemburg'da hava değişmiş gözüküyor. Son olarak Erdoğan ile Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker arasında gerçekleştirilen görüşme bunu bir kez daha teyit etti. Juncker, müzakerelere ülkesinin dönem başkanı olacağı 2005'in ilk yarısında başlanmasını arzu ediyor.
İrlanda, müzakerelere ilişkin fazla sorun çıkaracak bir ülke değil. Zirvede esecek rüzgâra katılması bekleniyor.

Yeşil ışık yakacak ama...
Son yıllarda Türkiye'ye bakışı radikal biçimde değişen ve adeta 180 derece dönen ülke Yunanistan oldu. Çekişme yerine işbirliğinin daha yararlı olacağını gören Atina, komşu ülke olarak, AB dışındaki bir Türkiye yerine AB'ye katılmış bir Türkiye'yi tercih ettiğini net bir şekilde ortaya koydu. Yunanistan'ın Kıbrıs konusunda da etkili olması bekleniyor. Atina müzakereler için yeşil ışık yakacak ancak zirvede kendisi ve Kıbrıs için bazı kazanımlar elde etme çabası içine girmesi muhtemel gözüküyor.
Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin tanımadığı tek AB üyesi. Bu durumun yarattığı siyasi ve hukuki karmaşıklığı sonuna kadar kullanıyor. Türkiye karşısında kazanım elde etmek için bu durumdan yararlanmaya çalışıyor. Ancak 1 Mayıs'tan bu yana tavrı AB içinde onaylanmıyor. Zaman zaman veto söylemini kullansa da zirve sırasında bu "cesareti" göstereceğine kimse ihtimal vermiyor.
Son dönemde Portekiz'le ilişkilerde belli bir olumlu ivme hissediliyor. Türkiye konusunda sesini çok fazla yükseltmeyen Portekiz son dönemde müzakerelere başlanması konusunda oldukça olumlu ve net açıklamalar yaptı. Zirvede Lizbon'un oyu da Türkiye'nin yanında yer alacak.

Yeni üyelerin tavrı farklı
Çek Cumhuriyeti, yeni üyeler arasında Türkiye'ye destek verenlerin başını çekiyor. AB'yle ilgili konularda Almanya'yla politik açıdan paralellik gösteren Çek Cumhuriyeti, Türkiye'yle müzakerelere başlanmasına destek veriyor. Bu destek geçtiğimiz günlerde Çek Başbakanı'nın ağzından net bir şekilde duyuruldu.
Estonya, müzakere süreci konusunda fazla açıklama yapmayan ülkeler arasında yer alıyor. Ancak alınan sinyaller Estonya'nın zirvede alınacak kararda Türkiye açısından herhangi bir sorun yaşanmayacağını gösteriyor.
AB'nin yeni üyelerinden Letonya da Türkiye'ye, engel olacak derecede, soğuk bakmıyor. Hatta müzakerelere evet diyecek ülkeler arasında sayılabilecek bir konuma sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Litvanya, şu ana kadar rengini çok belli etmedi. Zirvede oluşacak havayı izleyecek bir ülke izlenimi belirliyor. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda sorun çıkartacağına dair bir veriyle karşılaşılmadı.
Macaristan, Fransa'nın en önemli destekçilerinden. Türkiye konusunda şüphesi olanların yoğun olduğu bir ülke. Hayır demesi beklenmese de Fransa'nın tezlerine destek çıkacak ülkeler arasında yer alıyor.
Malta'nın şu ana kadar Türkiye konusunda verdiği mesajlar çok net değildi. Zirve sırasında Türkiye konusunda alınacak kararı yönlendirme kapasitesi yok. Olumsuz tavır sergilenmesi beklenmiyor. Diğer küçük ülkeler gibi genel havaya uyması bekleniyor.
Polonya, yeni üyelerin en büyüğü olan Polonya, Türkiye'nin katılımıyla AB kaynaklarından alacağı yardımları sorun olarak gördüğünü net bir şekilde ortaya koydu. Ancak bu endişe Polonya'nın Türkiye'yle müzakerelere başlanmasına karşı çıkması sonucunu doğurmuyor. Her ne kadar Polonya sokaklarında Türkiye aleyhtarı bir kampanya yürütülmeye çalışılsa da Varşova hükümeti müzakerelere tam destek verdiğini defalarca dile getirdi.
Slovakya yeni üyelerden net karşıt tavır koyan ülkelerin başında geliyor. İlerleme Raporu konusunda da sorun yaratmıştı. Kıbrıs ve Avusturya kampını destekliyor. Müzakerelere karşı olduğunu açıklamıştı ancak bu pozisyonunu zirve sırasında koruyabileceği şüpheli. Slovenya Ankara'yı rahatsız edecek bir tavır içinde değil. Olumlu bir yaklaşım içerisinde ancak zirve sırasında kendi pozisyonunu belirlemekten çok genel havaya uyma eğiliminde olması bekleniyor.


Annesi temizlikçilikle büyüttü
Almanya
Gerhard Fritz Kurt Schröder, 1998'den beri Almanya Başbakanı olarak görev yapıyor. Politik kariyeri Sosyal Demokrat Parti içerisinde şekillenen Schröder siyasete atılmadan önce başarılı bir avukattı. II. Dünya Savaşı'nda ölen babasının mezar yerini ancak 2001'de öğrenebildi. Annesi Erika, ailesini temizlikçilik yaparak geçindirdi. Schröder de öğrenim hayatı sırasında tezgâhtarlık yaptı. Dört kez evlenen Schröder, son eşi Doris Köpf'le Rusya'dan evlatlık edindi. Puro içmeyi seven Schröder, kendini Protestan olarak tanımlasa da 1998 yılında başbakanlık için yemin ederken, yeminin opsiyonel olan 'Tanrı yardımcım olsun' kısmını kullanmayı tercih etmedi.

Hem dağcı, hem müzisyen...
Avusturya
Muhafazakâr Avusturyalı politikacı Wolfgang Schüssel, 2000 yılından beri başbakan. Schüssel'in başında olduğu koalisyon hükümeti, eski lideri ırkçı görüşleriyle tanınan Jörg Haider olan Avusturya Özgürlük Partisi ile yapıldığından çok tartışmaya yol açtı. Özel hayatının mahremiyeti konusunda çok hassas olan Schüssel, Viyana'da yaşıyor ve tatillerini Avusturya'da geçirmeyi tercih ediyor. Avusturya Alpleri'nde dağcılık yapmayı sevdiği belirtilen Schüssel'in başka bir yazarla ortak kaleme aldığı bir de gezi kitabı bulunuyor. Müziğe ilgi duyan başbakan başta piyano olmak üzere birçok müzik aleti çalabiliyor.

Harry Potter'a benzetiliyor
Hollanda
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Peter Balkenende, temmuz ayından bu yana. Balkenende'nin ünlü masal kahramanı Harry Potter'a olan benzerliği ise sık sık gündeme geliyor. Bu özelliği kendisini özellikle küçük çocuklar arasında çok popüler kılsa da, zaman zaman karikatürlere malzeme olmaktan da kurtulamıyor. Yakın zaman önce Başbakanlık konutunda tamirat yapılırken Lahey'de kiraladığı dairenin hükümete aylık 9 bin euroya mal olması da tartışma yaratmıştı. Çıkan bir yangın evin ilk katını tahrip edince, Balkenendeler yeni bir ev aramaya başladı. Siyasete başlamadan önce Amsterdam'daki Vrije Üniversitesi'nde ders veriyordu.

Euroyu tekrar referanduma sunacak
Danimarka
Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen 2001 yılında göreve geldi. Liberal Parti lideri olan Rasmussen bir çiftlikte doğdu ve ilköğretimin ilk yıllarında üç sınıfın bir odada eğitim gördüğü bir köy okulunda okudu. Kendine çok güvenen biri olarak tanınan Rasmussen, Avrupa'ya çok bağlı ve daha önce halk oylamasıyla reddedilen euroyu tekrar referanduma sunacağı sözünü veriyor. Avrupa Anayasası'nın da 2005 yılında Danimarka halkının oyuna sunulması bekleniyor.

Gaflarıyla ünlü spiker başbakan
Portekiz
Jose Durao Barroso, Avrupa Komisyonu Başkanı seçilince başbakanlık koltuğunu devrettiği Pedro Miguel de Santana Lopes'i 'astrolog ve spor spikeri karışımı' olarak tanımlamıştı. Hukuk mezunu Lopes gerçekten de yaşamının bir döneminde spor spikerliği yapmıştı. Gaflarıyla ünlü. Chopin'in keman konçertosu olmadığı halde sevdiği klasik müzik eserleri arasında ilk sırada bu 'konçertoları' göstermişti. 1908 yılında ölen Brezilyalı yazar Machado de Assis'e de mektup göndermiş. 'Oğullarına dikkat et' (Cuidado om os rapazes) adlı kitabın tanıtımı için kendisine gönderilen broşürü yanlış algılayarak tehdit edildiğini açıklamıştı. Şu anda bekar olan Lopes'in üç farklı kadından beş çocuğu bulunuyor.

Duvarlara 'Sonsuza dek Jansa' yazılıyor
Slovenya
Sloven Başbakan Janez Jansa, Slovenya'daki 13 yıllık merkez sol yönetimi devirerek başbakan seçildi. Duvarlara sprey boyalarla 'Sonsuza dek Jansa' yazılıyor. Sloven halkının genelde hükümetteki değişimden mutlu olduğu belirtiliyor. Anton Rop'un başında olduğu Liberaller Slovenya'nın bağımsızlığını kazanmasından beri işbaşındaydı. İyi bir tenis oyuncusu olarak bilenen Rop, Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn ile birlikte küreselleşme karşıtlarınca yumurtalı saldırıya uğramasıyla da hatırlanıyor.

Gitar çalan, rockçı ve dindar
İngiltere
İngiltere Başbakanı Tony Blair, iyi bir hatip. Gençliğinde bisiklet tamirciliği yapmış. Üniversite yıllarında ise Ugly Rumors (Çirkin Söylentiler) adlı bir rock grubunda bas gitar çalarak şarkı söyledi. Eşi Cherie Booth da kendisi gibi avukat. Oğlu Leo'nun doğumuyla Blair 150 yıl aradan sonra başbakanken baba olan ilk İngiliz oldu. En dindar ikinci İngiliz başbakan olduğu da iddia ediliyor. 19 Ekim'de kalbi küçük bir elektroşokla eski haline döndürüldü. Karşıtları soyadını yanlışlıkla (!) sık sık Bliar (Liar - Yalancı) olarak yazıyor.

Afişçi başbakan geleneklere bağlı
İrlanda
İrlanda Başbakanı Patrick Bartholemew 'Bertie' Ahern 14 yaşındayken sokak lambalarına tırmanıp seçim afişleri asmış. Kuzey İrlanda'da barış sürecine katkılarıyla tanınıyor. Önceki mesleği muhasebecilik. Babası İngiltere'ye karşı verilen bağımsızlık savaşına katılmış. İrlanda başbakanlarından Charles Haughey onu, "En becerikli, en dolambaçlı ve en kurnaz" olarak tanımlamıştı. Geleneklerine çok bağlı. Ancak aynı zamanda karısından ayrılıp, evlenmemiş bir eş alan az sayıda İrlandalı Katolik politikacıdan.

Katalan değil ama Barcelona taraftarı
İspanya
İspanya Başbakanı Rodriguez Zapatero, aslen Katalan olmadığı halde İspanya'daki Katalan kültürünün bir simgesi olan Barcelona takımının taraftarı. Bu özelliği taşıyan ilk İspanyol başbakan. 26 yaşındayken ülkenin en genç milletvekili seçilen Zapatero'nun psikolog eşi Sonsoles korolarda şarkı söylüyor. İnce ve kültürlü bir insan olduğu için takdir toplayan Zapatero yeterince sert olmadığı için eleştiriliyor. Bu yüzden daha güçlü görünmek için beden dilini bile değiştirdi. Yemekle arası çok iyi olmayan Zapatero, balık tutmaya meraklı.

Milyoner 'salon sosyalisti'
Macaristan
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, Macaristan'ın en zengin 50'inci kişisi. Siyasetle 1980'lerde komünist gençlik hareketlerine katılarak tanışmış. 1990'larda politikaya ara verip girişimciliğe başlamış. Özelleştirmenin ilk yıllarında aldığı devlet varlıkları sayesinde zengin olmuş. 2002'de politikaya dönen Gyurcsany'ın karizmatik bir politikacı ve yetenekli bir hatip olduğu belirtiliyor. Ancak 'ciddiyetsiz' bir konuşma tarzı olduğu konusunda eleştiriler de var. Gelen bir diğer eleştiri ise 'salon sosyalisti' olduğu yönünde.

Yunan dürümü suvlaki düşkünü
Yunanistan
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, siyaset bilimi okudu. Futbola ilgisiyle tanınıyor. Kilo problemine rağmen 'Yunan dürümü' suvlakiye de çok düşkün. Karamanlis, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın mayıs ayındaki Yunanistan ziyaretinde Emine Erdoğan'ı yanağından öpmesi ile de gündeme gelmişti. Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos ise ünlü bir avukat. Şirketler kurarak Miloseviç'in ambargoyu delmesine yardımcı olduğu iddia edildi. Batılı ülkelerin, verdikleri resepsiyonlarda kara listeye alındı.

Avrupa'nın en genç başkanı
Çek Cumhuriyeti
Çek Başbakan Stanislav Gross, Avrupa'nın en genç başbakanı. Gençliğinde makinistlik yapmış. İletişim yeteneği mükemmel. Başarısının altında dört yıl içişleri bakanı olarak görev yapmasının ve bu sırada rakipleri hakkında çok şey öğrenmesi de var. İkinci eşi Sarka ile garsonluk yaptığı parlamentoda tanışmış. Sarka, şu anda bir Amerikan kozmetik şirketinin distribütörü. Bir ülkenin ve bir Amerikan şirketinin başındaki 'makinist ile garsonun' evliliğinin, Orta Avrupa'da son 15 yılda yaşanan değişimi simgelediği belirtiliyor.

Maratoncu, Slovakya'yı sürüklüyor
Slovakya
Slovakya Başbakanı Mikulas Dzurinda, sıkı bir maraton koşucusu olarak tanınıyor. Başbakan Dzurinda, ülkesindeki Uluslararası Barış Maratonu'na (MMM) tam 13 kez katıldı. Ünlü New York Maratonu'nda da yarışan Dzurinda, bu 42.195 kilometrelik koşuyu 3 saat 42 dakikada tamamladı. Dzurinda döneminde uluslararası entegrasyona büyük önem veren Slovakya, çok sayıda yabancı yatırımcı da çekti. Dikkat çekenler arasında 10 yılda bir milyar dolarlık yatırım kararı alan çelik devi US Steel da var.

Küçük ülkenin popüler Mr. Euro'su
Lüksemburg
Lüksemburg Başbakanı Jean - Claude Juncker aynı zamanda maliye bakanlığı görevini yürütüyor. Popülaritesi yüksek bir politikacı olan Juncker'in adı Avrupa Komisyonu başkanlığı için geçmiş olsa da, başbakanlık görevinden ayrılmayı hiç düşünmediği biliniyor. 10 Eylül 2004'te euro kullanan 12 ülkenin maliye bakanlarını bir araya getiren grubun başkanı seçilen Juncker'e bu görevinden dolayı Mr. Euro deniyor. Juncker'in Mr. Euro olarak görevi ise Avrupa Merkez Bankası arasında ilişkileri yürütmek.

Litvanya'yı yöneten kurnaz politikacı
Litvanya
Eski Sovyetler Birliği'nin ayakta kalan en kurnaz politikacılarından biri olarak adlandırılan Algirdas Mykolas Brazauskas, Kasım 2004'te Litvanya Başbakanı oldu. Sosyal Demokrat bir koalisyon hükümeti oluşturdu. Daha önce devlet başkanlığı da yapan Brazauskas Litvanya'nın Sovyet döneminin son komünist patronu. Eski komünistlerin Doğu Avrupa'da tekrar güce kavuşmasının ilk örneği olan Brazauskas, Litvanya Sovyetler Birliği'nden ayrıldıktan bir yıl sonra 1992'de o zamanki partisini şok bir zafere taşımıştı.

'Bukalemun Bonapart'
Fransa
Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac maliye bakanlığı, başbakanlık, Paris belediye başkanlığı ve devlet başkanlığı gibi bütün üst düzey makamlarda görev aldı. Cezayir Savaşı'na katılarak yaralandı. Efsanevi iştahı, bakışları, çapkınlık konusundaki eski ünü, karısı ve kızları, sumo güreşine olan merakı halk nezdinde popüler bir Chirac imajı yarattı. Bir zamanlar sahip olduğu Avrupa karşıtı düşünceler bir yana tek para biriminin savunucusu oldu. Bu yüzden Chirac'a takılan isimlerden biri de 'Bukalemun Bonapart'.

Estetikli başbakan kamuoyunu ikiye böldü
İtalya
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ülke medyasının önemli bir kısmına, bankalara ve şirketlere sahip. Yakın zaman önce estetik ameliyat olduğunu itiraf etti. İtalyan kamuoyunun ikiye bölmüş durumda. Bir kısım İtalya'yı ileri götürdüğünü savunurken, diğerleri tersi iddiasında. Milan kulübünün sahibi olmasının da kariyeri açısından etkili olduğu söyleniyor. En büyük eleştirmenleri arasında 'The Economist' dergisi bulunuyor. Berlusconi'nin dergiye taktığı takma ismin ise 'The Ecommunist' olduğu söyleniyor.

Odun kesmeye çok meraklı
Finlandiya
Temmuz 2003'ten beri Finlandiya Başbakanı olan Matti Vanhanen görevini, seçimde sahtekârlık iddiası üzerine istifa eden Anneli Jaatteenmaki'den devralmıştı. Jaateenmaki temize çıksa da, sakin ülkeyi şoke eden bu gelişmenin ardından, 'sıkıcı' olduğu eleştirisi getirilen Vanhanen'e 'siyaseti rotasına oturtacak' kişi gözüyle bakıldı. İki çocuklu Vanhanen en çok ailesini ve odun kesmeyi seviyor. Alkolün tadından hoşlanmadığı için de ağzına içki sürmüyor. Gazetecilik de yapan Vanhanen çevreciliğiyle tanınıyor.

Kod adı: 'Kararı o verir'
İsveç
İsveç Başbakanı Goran Persson, hitabet yeteneğiyle tanınıyor. Sert bir liderlik anlayışı olduğundan gençliğinde kendisine 'HSB' lakabı takılmış. HSB, 'Kararı o verir'in (Han som bestammer) baş harflerinden oluşuyor. Halk arasında ve kabinesinde çok sayıda karşıt yönde görüş sahibi olsa da euro'ya geçişi destekledi. Euro'ya destek kampanyasında başı çeken Dışişleri Bakanı Anna Lindh'in öldürülmesinden birkaç gün sonra yapılan referandumdan red kararı çıkması üzerine ise çifte darbe yemişti.

'Yavru Thatcher' ötanaziyi serbest bıraktı
Belçika
Belçika Başbakanı olan Guy Verhofstadt'a sert ekonomik politikaları nedeniyle 'Yavru Thatcher' lakabı takıldı. Ana dili olan Hollandaca'nın yanı sıra Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Almanca da konuşan Verhofstadt'ın iletişim kurma yeteneği, adının Avrupa Komisyonu başkanlığı için geçmesinde etkili oldu. Yönetiminin ilk yıllarında yüksek oranlı işsizlik ve yavaş büyüme hızı gibi sorunlarla karşılaşan liberal Verhofstadt, 'ölüm hakkı' olarak bilinen ötanaziyi serbest bırakmak gibi tartışmalı bir karara da imza atmıştı.

Ekonomist olarak büyük saygı görüyor
Polonya
Polonya Başbakanı Marek Belka ekonominin üzerinde örümcek ağlarını temizleyeceğini ve bir yıl içinde Polonya'yı değiştireceğini vaat ediyor. Politikacıdan çok ekonomi uzmanı olarak görülüyor. Daha önce maliye bakanlığı da yapan Belka Chicago Üniversitesi'nde ekonomi eğitimi gördü. Ülkede mali disiplini sağlarken aynı zamanda sosyal hizmet ve sağlık harcamalarını artıracağı sözünü verdi. Ekonomist olarak büyük saygı görüyor. Yakın zaman öncesine kadar Irak yönetimine ekonomik danışmanlık da yapıyordu.

İlk 'Yeşil' başbakan gitti
Polonya
Letonya Cumhurbaşkanı Vaira Vike - Freiberga Başbakan Indulis Emsis'in ekim ayındaki istifasının ardından bir sonraki hükümeti kurma görevini merkez sağ Halk Partisi'nden eski ekonomi bakanı Aigars Kalvitis'e verdi. Çevre bakanlığı da yapan Yeşiller ve Çiftçiler Sendikası'ndan olan Emsis, Avrupa'nın ilk 'Yeşil' başbakanıydı. Koalisyon çalışmalarını sürdüren Kalvitis ekonomi alanında yüksek öğrenim yaptı. 1990 - 1991 yılları arasında İsveç'te bir çiftlikte çalışan Kalvitis, dönüşünde çeşitli tarım işletmelerinde görev aldı.

Dindar Maltalı gülüşünden kaybediyor
Polonya
Siyaset arenasına yeni giren Malta Başbakanı Lawrence Gonzi, Mart 2004'te, ülkesi Avrupa Birliği'ne girmeden birkaç ay önce göreve başladı. Çocukluğunu çok çalışarak ve futbol oynayarak geçirdiğini anlatan Gonzi, dindar bir katolik olarak tanınıyor. Avukat olan Gonzi 10 yıl boyunca Malta Katolik Hareketi'ne başkanlık etti. 1998 yılında hükümete girdi. Gonzi, zor kararlar verme aşamasında zorlanan bir lider olduğu izlenimi uyandırıyor. Gonzi'nin bu imajında 'uzlaştırmacı' stili ve karakteristik gülüşü de etkili oluyor.

Yaşlıları yöneten genç başbakan
Polonya
Estonya Başbakanı Juhan Parts göreve başladığında 36 yaşındaydı. Kilit noktalardaki görevlere genç yaşlardaki kişileri getiriyor. Ancak ironik olduğu belirtilen bir konu Estonya'nın birçok Batı Avrupa ülkesinden yaşlı bir nüfusa sahip olması. İki çocuk sahibi olan Parts ülkedeki düşük doğum oranına çözüm bulmak için Estonyalılardan kariyerlerini geliştirmeyi bırakıp bebek yapmalarını istedi. Çok ciddi bir insan olarak tanınan Parts'ın popülaritesinin son dönemlerde azaldığı, bunda da otoriterleşmesinin etkili olduğu belirtiliyor.


BUSINESS
 Dağcısı da var makinisti de, futbolcusu da var rockçısı da
 Editörden
 Gong çalınca Tansaş'ta heyecan başlıyor
 Avşar dönemi kapanıyor, ünlü olmanın yolu artık koca aramaktan geçiyor
 Ham kiviyi yedirip halkı küstürüyorlar
 Halka hisse senedi satmanın etiği
 Bürokrasi, artık 'IMF sopası'nı kullanamıyor
 2004 indirim oranı yüzde 43.7 olacak
 'Diyojen', doğal ürün mağaza zinciri kuracak
 Sadık yöneticiler
 Dizel, 'lüks'e sevdalandı...
 Renault, prototipi sanal yapıp milyonlarca euro tasarruf etti
 Osmanlı mutfağına 'lıght' yorum





© 2004 Milliyet