|
 |
|
|
İzmir Türkiye değil
Satır Arası / Deniz Sipahi
Türkiye gibi bir ülkeyi Avrupa Birliği'nin kolayca kabul etmesi mümkün mü?
Hiç kolay değil.
Biliyorum son günlerde AB'den gelen eleştirilere kızıyor ve bizi anlamadıklarını; bazen çok ileri gittiklerini, müzakere tarihi vermemek için türlü bahaneler uydurduklarını düşünüyorsunuz değil mi? Haklısınız...
Gördünüz; Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik müzakere kararını oluştururken temel alacağı taslak belgeyi yumuşak bulanlar, yeni bir metin hazırlama derdine düşmüşler. Tabii Türkiye'nin üyeliğini destekleyen ülkeler metni sertleştirme çabasında olanlara engel olmuşlar.
Bunlar da geçecek.
Kopenhag kriterleri oldukça net, bunları teker teker yerine getirmiş durumdayız; Avrupa'nın ek şartları öne sürmesinin haklı bir gerekçesi de yok. Bakış açımızı bir değiştirsek; biraz da Avrupa'dan Türkiye'ye baksak acaba bu eleştirilere hak verir miydik? Duygusallıktan biraz uzaklaşsak, özeleştiri yapabilsek.
* * *
Bu geniş coğrafyaya İzmir'den, İstanbul'dan bakmak bazen bizi yanıltıyor olabilir. Oysa Türkiye'nin gerçekleri İzmir'den kırk elli kilometre uzaklaştığımızda değişiyor; bir de Ege'den çıksak sınırlara doğru gitsek, inanın çok farklı bir Türkiye karşımıza çıkıyor.
İşte bu tablo hoşumuza gidiyor mu? Asıl bunun cevabını bulalım.
Kriz üstüne kriz yaşayan bir ülke, gelir dağılımındaki büyük uçurum... Çarpık kentleşme ve yoğun göçle aşılması zor alt yapı problemleri... İstikrarsız ekonomi ve siyasi yelpaze...
Hala devam eden irtica tehlikesi, Cumhuriyet'in temeline dinamit koyan girişimler... Kötü yönetilen kamu, özelleştirilmesi gereken bir özel sektör... Kayıtdışının artık rekabeti öldüren ve dürüst girişimcilerimizi ortadan kaldıracak boyutlara gelen rakamları...
* * *
Yolsuzluk ekonomisinde en ön sıralarda olan bir ülke sıralaması...
Çağdaş demokrasilere uygun çıkarılan kanunlara rağmen uygulamada sıkıntılar çeken bir hukuk düzeni...
Yargının en üst noktasına kadar sıçrayan rüşvet iddiaları... Hala devam eden kan davaları, aşiret kapışmaları... Kız kaçırmalar, azalacağına giderek artan kadına şiddet... Okula gönderilmeyen kızlarımız, sokaklarda çalıştırılan çocuklarımız... Kitap okumayan ama televizyon seyretmede dünya ikinciliğini kimseye kaptırmayan bir toplum... "Böyle gelmiş, böyle gider" diyen kaderci bir zihniyet...
Sporu futbol zanneden, futbolu da zehire çeviren bir ülke...
Yurtdışında yaşayan yurttaşlarına sahip çıkmayan; kendinden uzaklaştıran, gittiği ülkede de yabancılaşmasına seyirci kalan bir devlet... Adaleti küçülten, mafyayı büyüten bir mekanizma...
* * *
Bütün bunlar yanlış mı?
Türk insanı kendine çeki düzen vermede gecikmedi mi? Avrupa Birliği, IMF ve Dünya Bankası'nın isteklerini bizler yıllar önce ve zamanında yerine getirseydik, bugün farklı bir Türkiye'den konuşuyor olurduk. Her şeye rağmen Türkiye için Avrupa Birliği ne kadar dönüşü olmayan bir yolsa, Avrupa Birliği için de Türkiye vazgeçilmez bir partner.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|