Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 04 Aralık 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yakın geçmişimizin öznel tarihi

"Türkiye'nin Çıplak Tarihi"nde 53 yazar, 1946-2001 Türkiye'sinden çizgiler yansıtıyor. Sekiz fotoğrafçı ve ressamla birlikte. Her biri bir yılı anlatıyor


A Dergisi'ni yayımlarken Cağaloğlu'nda bir handa oda tutmuştuk. Aydınlık Han'da. Ama odamızın aydınlığa olsun bakan bir penceresi bile yoktu. En üst katta, küçücük, karanlık bir oda. Paramız ancak o kadarına yetiyordu.
Ayda verdiğimiz 10'ar liralarla derginin giderleri zar zor karşılanıyordu zaten. Kitap yayınına da başlamıştık. Her yazar kendi kitabının giderlerini karşılıyordu. Onat Kutlar'ın "İshak"ı, Adnan Özyalçıner'in "Panayır"ı, Yusuf Atılgan'ın "Bodur Minareden Öte"si, Teo'nun "Devinek"i, benim "Soğuk Otların Altında"m öyle yayımlanabildi.
Basım ve dağıtım işlerini Adnan Özyalçıner, Kemal Özer ve ben üstlenmiştik.
Bir sabah erkenden Adnan'la handaki odamızda buluştuk. Kitaplar paketlenecek, Anadolu'daki kitapçılara postalanacaktı. Kolları sıvayıp işe giriştik. Paketler hazır olduğunda kim bilir kaç saat geçmişti. Yüklendik onları, Sirkeci'deki Büyük Postane'ye gitmek için üst kattaki karanlık odamızdan inip Nuruosmaniye'nin gün ışığına çıktık.
Çıkar çıkmaz da şaşırdık. Tanklar geçiyordu Cağaloğlu'ndan. Bir garip sessizliği bozan tank sesleri.
"Herhalde bugün postalayamayız bunları" dedik; paketleri odamıza bırakıp caddeye döndük.
28 Nisan 1960.
Üniversite ayaklanmış, Beyazıt'ta kan gövdeyi götürmüş, sıkıyönetim ilan edilmiş. Bizim haberimiz yok.
Üniversite bahçesine koştuk hemen. Arkadaşlar arasında yerimizi almaya.

* * *

"Türkiye'nin Çıplak Tarihi"nde (Editör: Cem Mumcu, Okuyan Us Yayınları) Adnan Özyalçıner'in "1956" yazısını okurken bunu hatırladım. 1960'ı yazsaydı belki bu olaydan da söz ederdi Adnan.
1960'ı Ece Ayhan yazmış.
Kitapta 53 yazar, 1946-2001 Türkiye'sinden çizgiler yansıtıyor. Sekiz fotoğrafçı ve ressamla birlikte. Her biri bir yılı anlatıyor.
Oktay Akbal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Erhan Bener, Arif Damar, Peride Celal, Nezihe Meriç, Demir Özlü, Tahsin Yücel, Hilmi Yavuz, Ferit Edgü, Erdal Öz, Süreyya Berfe, Feridun Andaç, Haydar Ergülen, Ece Temelkuran gibi yazarların yanı sıra Ara Güler, Mehmet Güleryüz, Komet gibi imzalar...

* * *

Cem Mumcu kitabın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:
"Yıllar geçerken bizim de içinde bulunduğumuz bir tarih yazılmaktaydı. Ama yıllar öylesine akıp gitmiyordu. Bizim üzerimizden geçiyor, içimize giriyor, bazen bizi -biz istemeden- içine alıyordu. Tarih oluşurken bizi de önünde yuvarlıyor, bazen etimizi, kemiğimizi, ruhumuzu kemiriyordu. Bu kez çok da nesnel olmayalım istemiştik. Madem ki olan bitenin nesnesi bizdik, o halde öznel yaşantılarımız da bulaşmalıydı işin içine. Şöyle kanı akan, aşık olan, parasız kalan, hapse giren, hasta olan, çocuğu doğan, soyunan, sevişen bir tarih kitabı olamaz mıydı?"

* * *

Günü yaşarken değerlendirmekle belirli bir zaman dilimi sonra değerlendirmek arasında çok fark var gerçekten.
Kitabı okurken bunu görmek mümkün. Sözgelimi, 1947'yi "Diriler Yılı" adlı bir şiirle anlatan Fazıl Hüsnü Dağlarca, o yılı yaşarken aynı değerlendirmeleri yapıyor muydu acaba? Yakından tanıdığım kimi yazarların geçmişe bakışları bu açıdan da bana ilginç geldi.
1965'i anlatan Doğan Hızlan, "Ne garip!" diyor. "1965 yılıyla ilgili gazeteleri okudukça, insanın yaşadığı günlerin dairesi içinde döndüğünü fark etmediğini gördüm. (...) Galiba köşe yazıları, makaleler değil de, sıradan haberler daha sağlam malzeme sunuyor. Geçmişe bakarak onu anladım. (...) Bence bir kroniğimiz olmalı. Zaman zaman onu okumalı; sarsak gidişimize ancak o zaman mola verebiliriz. Türkiye hem çok değişiyor hem de durağan film kareleri gibi duruyor."

* * *

"Türkiye'nin Çıplak Tarihi", "hem çok değişen hem de durağan film kareleri gibi duran" Türkiye'yi renkli bir biçimde veriyor.
Cem Mumcu'nun sözünü ettiği "öznel yaşantılar"dan oluşan "kişisel tarih"ler, ülkemizin gerçek tarihini anlatıyor belki.
Buna "tarih kitabı" denebilirse, bu tür tarih kitaplarını, bildiğimiz, alıştığımız klasik tarih kitaplarına her zaman yeğlerim. Bazen hiç önemsiz gibi görünen kişisel ayrıntılar, saptamalar, bir savaşı sona erdiren antlaşmaların maddelerinden çok daha fazla şeyler "söyler" okurlara.
Bu tür ayrıntılar, saptamalar, tarihi oluşturan insanı, bireyi ve toplumuyla insanı, canıyla kanıyla yansıtır çünkü.
"Türkiye'nin Çıplak Tarihi" bu anlayışın alçak gönüllü ama çarpıcı bir örneği.

PAZAR
"Karşılaştığım terbiyesizliğe espriyle karşılık verdim"
"Misafirlerimizi kendi paralarıyla ağırlıyoruz"
Ünlülerin yatakhane anıları
Bu sergiyi günde 50 bin kişi gezecek
"Gelecek için" hep beraber
Türkiye'nin müzikli halleri: "Mucizeler Komedisi"
İnternet kafeler yaşında
Yeni umudumuz "akıllı ilaçlar"
Cerrahınızı nasıl seçmelisiniz?
"Market kasalarının yanında sigara yerine kitaplar satılsın"
Bordo'da büyük tadım...
Bulutların üstünde 5 yıldızlı ziyafet
"Garibim derdime grip diyorlar..."
Yıllardır aynı servis aynı tat
Genetik mazeretim var, sadakatsizim ben!
Edebiyat hocamızın ölümü
İyi vaaz veren kazansın!
Yakın geçmişimizin öznel tarihi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet