|
Patrikhane ve Washington
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric S. Edelman'ın Ortodoks Kilisesi liderlerinin Türkiye ziyareti kapsamında verdiği yemeğin davetiyesinde, İstanbul Patriği'nin "ekümenik" sıfatının yer alması, bazı haber ve yorumlara, adeta Washington birdenbire yeni bir politika geliştirmiş ya da Türkiye'ye yönelik bir baskı kampanyası başlatmış gibi yansıdı.
Oysa İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesinin ABD tarafından tanınması yeni bir şey değil.
Esasen, Türkiye'nin resmi söyleminde "Fener Patriği" olarak bir tür mahalle papazı gibi tanımlanan Bartholomeos'un kullandığı tam unvan şu:
"Tanrı'nın Rızasıyla Konstantinopolis, Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik."
Gerek Patrik'in kendisi, gerekse İstanbul Patrikhanesi'ni dünya Ortodoks kiliseleri arasında "eşitler arasında birinci" sayan cemaat liderleri, bu sıfatın "siyasi ve hatta dini değil, tarihi bir sıfat olduğunu" iddiasındalar. Patrik'in bu sıfata sahip çıkmasının, "bir geleneğe sahip çıkmak" anlamına geldiğini savunuyorlar.
ABD yönetimi de, İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesini tanımasını,
"Bu otorite, dünya Ortodoks cemaatinin çok geniş bir bölümü, Rum Ortodokslar'ın ise hemen tümü tarafından tanınıyor. Amerika'nın Rum Ortodoks vatandaşları da buna dahil" diye açıklıyor.
Ancak Washington'ın resmi söylemindeki "ekümenik" ifadesinin, Patrikhane'nin Türk yasalarına bağlı bir kurum olması konusunda herhangi bir itiraz içermediği ve "siyasi" bir sıfat niteliği taşımadığı da ABD'li yetkililerce vurgulanıyor.
Emsali çok var
ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher geçen hafta bu tutumu açıklarken, "Patrik'i, öteden beri ekümenik, dolayısıyla da Türkiye içindeki ve dışındaki birçok kişinin ruhani lideri sayıyoruz" dedi.
Boucher'ın "öteden beri" vurgusu boşuna değil. ABD, İstanbul Patrikhanesi'nin "ekümenik" otoritesini tanıdığını ilgili her ortamda yansıtıyor, Patrik de ne zaman bir Amerikan etkinliğine katılsa, orada "ekümenik" sıfatıyla yer alıyor.
Örneğin, Ekim 1997'de ABD'ye toplam 14 kenti kapsayan bir ziyaret yapan Bartholomeos, her gittiği yerde olduğu gibi, Beyaz Saray'da dönemin First Lady'si Hillary Clinton tarafından onuruna verilen öğle yemeğinde, ABD Dışişleri'nde ve Yunanistan Büyükelçiliği'nde de "ekümenik Patrik" olarak ağırlanmıştı. O zamanki Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir de bu davetlere katılmıştı.
Ayrıca Kasım 1999'da Başkan Bill Clinton, geçtiğimiz haziranda da Başkan George W. Bush, Türkiye'de Patrik ile, kendisinin "ekümenik" otoritesini tanıyarak görüştüler.
Mesele, ABD Dışişleri'nin yıllık Uluslararası Dinsel Özgürlük Raporu'nun Türkiye bölümünde de, "kısıtlamalar" başlığı altında ele alınıyor ve
"Hükümet, Rum Ortodoks Patriği'nin ekümenik otoritesini tanımamakta, kendisini sadece ülkedeki Rum Ortodoks cemaatinin başı saymakta, buna karşın kendisinin seyahatlerine ve diğer ekümenik etkinliklerine karışmamaktadır" cümlesini içeriyor.
Bu cümledeki son bölüm, Washington açısından önemli. Zira, resepsiyon krizi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki açıklaması, bazı ABD'lilerde, şimdi bu son bölümdeki esnekliğin de kalkacağı, Ankara'nın Patrik'in "ekümenik etkinliklerine" göz yummaktan vazgeçeceği izlenimi yarattı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün daha sonraki sözleri, kaygıyı bir ölçüde dağıtsa da, Washington AKP hükümetinden genelde dinsel özgürlükler, özelde de Patrikhane konusunda daha esnek bir tutum beklediği bir dönemde ciddi hayal kırıklığı yaşadı.
Heybeliada mesajı
ABD'li diplomatlar, Türkiye'nin Patrikhane konusundaki tavrını anlamakta zorlanıyorlar. Açıkçası,Türk hükümetinin Büyükelçi Edelman'ın davetini boykotu da, Washington'da, "bilinen bir hassasiyetin beklenen tezahürü" basitliğinde algılanmadı.
Aksine bir ABD'li yetkilinin deyişiyle, "AB ile müzakere eşiğine gelen Ankara'nın, kendisine en fazla güvenmesi gereken bir dönemde, siyasetini bazı garip korkulara teslim etmesinin örneği" sayıldı. Bu "garip korkular" sözünden kasıt, İstanbul'da yeni bir Doğu Roma devleti kurulması ya da Eyüp'ün "İkinci Vatikan" olarak Türkiye'den kopması gibi senaryolar. Washington'ın anlayamadığı, Türkiye'de bu senaryoları ciddiye alanların çokluğu.
Aslında ABD, Patrikhane'nin "ekümenik" otoritesini konusunu, Türkiye'yle diyaloğunda öne çıkarmıyor. Ancak Patrik'in bu sıfatla yaptığı uluslararası etkinliklere Türkiye'nin engel olmaması önemseniyor.
Patrikhane konusunda Ankara - Washington diyaloğuna sürekli yansıyan ve sonuç alınıncaya dek de diyaloğun gündeminden düşmeyecek olan konu ise Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması.
ABD'li yetkililer, bu konudaki mesajlarına, Erdoğan'dan, Gül'den ve Türk diplomatlarından genelde hep olumlu yanıt aldılar. Ruhban Okulu'nun açılmasına ilkesel bir itiraz olmadığı, ancak hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiği açıklamasını işittiler.
Oysa gelinen noktada, Washington'ın yorumu, AKP hükümetinin bu konuda bir türlü siyasi irade ortaya koyamadığıdır.
Geçen hafta, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'e konuyu açan Dışişleri Kıdemli Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden etkinliğe başlamasının Türkiye'ye AB yolunda yardımcı olacağını söylemiş. Şahin ise verdiği yanıtı basına aktarırken, "Bu konunun AB ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduk" dedi.
ABD'li yetkililere sorarsanız, "Bu, itiraz samimi değil." Zira, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması, Washington tarafından "AB hatırına" ya da "AB üzerinden baskı" yoluyla gündeme getirilen bir talep değil. Yıllardır, her ortamda ve bizzat ABD başkanları tarafından da, Türk yetkililere ifade edilmiş bir beklenti.
Üstelik "dinsel özgürlük" temasına doğrudan bağlı, Türkiye'nin kendisine ilişkin "hoşgörü" imajının sahiciliği açısından elzem ve Ankara'daki yetkililerin de "Yapacağız yapacağız" diye söz üstüne söz verdikleri bir konu.
ycongar@erols.com
|
|