|
 |
|
|
'Ölü Çocuklar Laneti' varsa...
Kızıltepe'de öldürülen Uğur'dan 17 Aralık'a atıfla bahsedilmesi, olay kadar berbat değil mi?
Yazdığım üçüncü yazı bu. Kızıltepe'de bir gece özel harekâtçılar tarafından babasıyla birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz üzerine üçüncü yazı. Çarşamba günkü ilk yazıdan beri polislerden, devletin kutsal olduğuna inananlardan tahmin edilebileceği üzere "asabi" elektronik postalar alıyorum. Kimi emniyet mensupları kibarca, zarif bir biçimde dile getiriyorlar yazılara içerlediklerini. Onlara diyecek sözüm yok, olabilir. Ama kimileri... Şöyle söyleyeyim, beni daha "yakından" tanımak isteyenler var aralarında. O yüzden bugünkü yazıyı yazayım mı, yazmayayım mı diye biraz düşündüm. Ama görüldüğü gibi yazıyorum. En çok da yazmakta iki - üç dakika tereddüt ettiğim için yazıyorum. Yazmanın bir anlamı var mı? Bilemiyorum. Sözün bir kıymeti var mı? Hakikaten bilmiyorum. Daha ziyade başka bir seçeneğim olmadığı için yazıyorum. 12 yaşındaki bir çocuk öldürülmüşken yazacak başka konu bulamıyorum!
Raporlar kalabalığı
CHP'den bir komisyon Kızıltepe'de araştırma yaptı ve raporunu kamuoyuna sundu. Çocuğun sandaletli olduğunu, Mardin emniyetinin bildirdiği gibi bir çatışmanın bu "kılıkla" gerçekleşmiş olamayacağını söyledi. Rapora göre 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın sırtından, yakın mesafeden ateş edilmiş. Bu da çatışmanın olamayacağının başka bir kanıtı. Çocuğun omuriliğinde altı santim uzunluğundaki bir bölümde toplam altı kurşun bulundu. Bu da yapılan "hava koşulları nedeniyle çocuk olduğunu seçemedik" açıklamasının gerçek olmadığını ortaya koydu.
AKP'den de bir inceleme komisyonu kuruldu. Onlar da gittiler, araştırmalarını yaptılar. Bugün raporlarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunacaklar. "Kişisel" olarak bu olayı çirkin bulduğunu açıklayan, niyeyse bu konuda konuşurken ısrarla "ben" vurgusunu yapan Başbakan'a. Başbakan'ın benzer olaylar için epeydir sürdürdüğü "kişisel tepki" vurgusunun sebebi anlaşılamadı bir türlü. Ama mesele bir çocuğun öldürülmesi olunca iyiden iyiye anlaşılmaz oluyor bu "tamamen kişisel!" tavır. Devletin organlarıyla ilgili bir meselede Başbakan'ın tavrı kişisel olabilir mi sizce? Bu kadar kısık sesli!
Devlet prosedürü
Gazetelerde haber giderek küçülmeye ve arka sayfalara düşmeye başladı. Bir çocuğun ölümü giderek eskiyor şimdi. Aklımızdan düşüyor. Mardin'deki 12 yaşındaki çocukların, üzerinde Uğur Kaymaz'ın resmi olan giysilerle yaptıkları eylem bile "tazeleyemedi" haberi. Devlet katında bir "araştırma - inceleme prosedürü" olarak görülen cinayet, toplumsal dikkatimizin de kıyısına kaçıyor artık. 17 Aralık yaklaşırken birinci sayfaları kapatıyor Avrupa Birliği açıklamaları. Telaşlanıyor insanlar, ya bir çocuğun ölümü Türkiye'ye tarih verilmesini engellerse diye. Bu, düpedüz mide bulandırıcı değil mi sizce? Bir çocuk ölümünün diplomatik ilişkilerle ilgili bir mevzuda "istenmeyen bir çapak" haline gelmesi... Bir çocuğun ölümü üzerine bu kadar çok rapor hazırlanması ve meselenin, bu meseleden kaynaklanan öfkenin sandaletler ve kılık kıyafet raporuyla iğdiş edilmesi... Olayı devlet organları arasında sıkışan bir prosedür haline getirmek, irkiltici bir şey değil mi?
Bir çocuğun öldürülmesi üzerine ayaklanmayan bir halk Avrupalı olabilir mi? Avrupa'yı ne edeyim? İnsan olabilir mi? Ayaklanmayı, öfkelenmeyi, sormayı, yazmayı unutmuş bir insan topluluğuna ne denir acaba toplumbilimde? Ne bileyim? Öldürülen çocukların bir laneti vardır herhalde!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|