|
Kalamış'ta akşam güneşi
MARMARA'nın batı ufuklarında yığın yığın beyazımsı bulutlar... Bulutların arasından, kendini pek göstermeyen akşam güneşinin, kırmızıyla da hafiften flört eden dalga dalga turuncu alev yangınları...
Ve zaman zaman bir an için görünür gibi olan yarım bir güneş...
Bir kadeh de kırmızı şarap ve Solmaz Kâmuran'la sürüp giden bir yarenlik...
Yan masalarla karşı masalarda, bazıları tanıdık, ikili üçlü seyrek müşteri grupları; kimileri genç, kimileri orta yaşlı...
* * *
8'inci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan, zenginliği hâlâ daha dillere destan, 5'inci Abbasi Halifesi Harun Reşit'e sormuşlar:
- Hayatınızda en çok neyi seviyorsunuz?
Harun Reşit:
- Akşamları, demiş, dostlarla şiir okuyarak şarap içmeyi...
* * *
Güneşin ışıkları, kırmızıyla olan flörtünü biraz daha koyulaştırarak, ne kadar da hızlı yaklaşıyor ufkuna Marmara'nın...
40 bin km'lik koskocaman karnıyla, kendi ekseninde ne kadar da hızlı dönüyor yusyuvarlak "yer" küresi...
Tabii önemli olan şu sırada, yusyuvarlak "yer" küresinin ne kadar hızlı döndüğü değil; AB'nin 17 Aralık'ta alacağı karar...
* * *
Ülkelerin sınırlarını saptayan siyasal coğrafya; karaları, denizleri, dağları, ovaları, kıtaları, adaları saptayan doğal coğrafyaya ağır bastığında; 1945'teki Yalta Konferansı ile Potsdam Konferansı da, o tarihlerde Kalamış'taki Todori meyhanesi sohbetlerine ağır basar...
Todori akşamlarının anıtsal isimlerinden Selahaddin Pınar da kim oluyor; Truman'ın, Churchill'in, Stalin'in yanında, öyle değil mi?
* * *
Kimse kusura bakmasın ama, oldum bittim Kalamış akşamlarında pek öyle değil...
Harun Reşit'in dünyalarına kurulan köprüler, daha albenili görünür gönüllere Kalamış akşamlarında:
Kalbim yine üzgün seni andım da derinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden.
* * *
Akşam güneşi Marmara'nın ufuklarında iyice battı, bitti, kayboldu...
Kopenhag kriterleri doğrultusunda mı battı, bitti, kayboldu; yoksa Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda mı; kimse asla tartışmadı, tartışmıyor, tartışmayacak bunu...
Nedenine gelince...
Devletin imajını yıpratmayalım arkadaşlar...
* * *
Kalamış akşamlarında tartışılmayan konulardan biri de; 1821'de II. Mahmut'un, 368 yılda idam edilmiş 44 sadrazamdan sonuncusu olan, 9 günlük Sadrazam Benderli Ali Paşa'yı neden idam ettirdiği...
Potsdam Konferansı'nda 24 Temmuz 1945 günü, Türkiye hakkında nelerin konuşulmuş olduğunun Truman'ın anılarındaki belgesi de, tartışılmayan konulardan bir başkası...
* * *
2. Dünya Savaşı bitiminde, Stalin'le Molotov'un Kars'la Ardahan'ı istemeye başladıkları mı doğru; yoksa Truman'ın anılarında yazdıkları mı?
Türkiye'de kimseciklerin kimseciklere açıklamadığı bir konu işte...
Neden kimsecikler kimseciklere açıklamıyor?
Kamuoyunu bir güzel kazıklamak için mi?
Asla... Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur...
Ankara'nın imajını yıpratmayalım arkadaşlar; Türkiye'de atom başlığı taşıyan 90 Amerikan füzesinin bulunduğu söylense bile...
Bir dağ başısın ak saçın altında bulutlar
Çizmenle çizilmiştir aşılmaz bu hudutlar...
* * *
Alacakaranlık geceye dönüşüyor... Masalara küçük lambalar içinde yanan mumlar kondu...
Şu sırada ölen, öldüren ve sürünenler; bir yıllık evrensel ekonomik tablonun, kaynaklarıyla dağılımının somut bir şemasını bilmedikleri için; ölüyor, öldürüyor ve sürünüyorlar...
Bunu da ne politikacılar açıklar kimseye, ne diplomatlar...
* * *
Hazine'den geçinenler yönetir arkadaşlar, Hazine'den geçinmeyenleri. Ulusal gelir dağılımındaki uçurumlar, vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğünü asla bozamaz arkadaşlar...
Her şeyi bizden daha iyi bilen "büyüklerimiz", "ileri gelenlerdir"; şanlı tarihimiz dururken, ekonomik durumdan söz ederek onlara saygısızlık edenler, "ileri gidiyorlar" arkadaşlar...
Münferit birkaç çürük elma için, kurumları yıpratmayalım arkadaşlar...
* * *
Lütfen bir kadeh şarap daha...
Bize ne "vak'a-i hayriye" diye 140 bin kişilik yeniçeri ordusunun nasıl imha edildiğinden; bize ne Sadrazam Ali Paşa'nın Girit sorununu nasıl çözümlediğinden...
Resmi tarihimize inanalım arkadaşlar; objektif tarih ve saydamlık, aşırı yıpratır makam ve koltuklarla, resmi törenlerde yere serilen kırmızı halıların itibarını...
Öyle değil mi?
AB üyeliğimize Berlusconi kefil mi?
* * *
Kalamış'ta tekneler dizi dizi...
Ne çıkar bir güzel afsunlayıp uyutuyorlarsa bizi?..
Kadehin sonuna geldik işte...
Yok başka yerin lütfu ne yazdan, ne de kıştan;
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|