|
 |
|
|
Üretim artışı yavaşlarken ithal yoğunluğu artıyor
Aylık sanayi üretimi Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1.5 artmış. Bu yıl içinde kaydedilen en düşük artış. Aynı dönemde imalat sanayii üretimindeki artış ise yüzde 0.9 olmuş. İmalat sanayii aylık üretim serilerine 12 aylık ortalamaları alarak baktığımızda Ekim ayındaki üretim seviyesinin 1999 sonundan bu yana ulaşılan en yüksek düzeyde olduğunu görüyoruz. Ancak Ekim ayında üretim seviyesindeki artışın önemli ölçüde yavaşladığı da dikkati çekiyor.
Yıllık hammadde ithalatı seviyesini imalat sanayii üretim seviyesine bölerek elde ettiğimiz endeks ile reel efektif kur endeksindeki gelişmeleri birlikte gösteren grafikten TL nin değer kazanımı ile üretimin ithal girdi yoğunluğundaki artış arasında güçlü bir ilişki olduğunu görüyoruz. Üretimde ithalat yoğunluğunun artmaya devam etmesi mevcut reel kur seviyelerinde, dış dengeyi düzeltmek için üretim kaybı cinsinden daha yüksek bir maliyete katlanmak gerektiğini gösteriyor. Ekonomi yönetiminin almış olduğu talebi kısıcı önlemler toplam üretim artışını sınırlarken kurun yarattığı rekabet baskısı, yerli girdi üretiminin ithalatla yer değiştirmesine yol açıyor. Yerli girdi üretimi genel üretimden daha hızlı daralırken, ithalat artış hızı üretimden çok daha yavaş geriliyor. Umarım bu durum bizi bazı Latin Amerika ülkelerinde yaşanan değerli para, düşük büyüme, yüksek işsizlik ortamına doğru sürüklemez.
TL nin değerindeki gelişmede kısa vadeli sermayenin, hem dünyadaki aşırı likiditeye, hem de AB ile ilişkilerimize dönük aşırı iyimser beklentilere bağlı olarak ekonomiye hızla akması etkili oldu. Bazı sektörlerdeki yüksek büyüme, diğer sektörler üzerinde oluşan rekabet baskısını gizledi. Değerli TL nin yarattığı kırılganlığı görmezden geldik.
Gelinen nokta artık makro politikalar alanında borç yükünü azaltmak ve iç talebi kontrol etmek amacıyla sıkı politikaların izlenmesi kadar bu politikaların rekabet gücü üzerinde baskı yapmamasının da önemli olduğunu gösteriyor.
Emek üzerinden alınan vergiler ve sosyal güvenlik kesintilerinin yüksekliği Türkiye'yi AB içinde emek piyasası en az esnek ekonomi haline getirmiş durumda. Sosyal güvenlik ve vergi idaresi alanında atılacak adımlar bu sorunu hafifletecektir. Çalışabilecek nüfusun toplam nüfusa oranının arttığı bir ülkede sosyal güvenlik açıklarındaki büyümeyi prim artırarak kapatmak çok maliyetli bir çözüm. Enerji ve bankacılık işlemleri üzerinden alınan vergiler de rekabet açısından sorun.alt yapı eksikliğinin yaratacağı rekabet baskısından kurtulmak için yatırım harcamaları da önemli. Kısacası mali uyumu rekabet gücünü ve büyümeyi destekleyici hale getirecek yapısal reformlar, daha fazla ertelenmemeli.
Bankacılık alanında atılacak adımlar riskin ve faizlerin düşmesi bakımından gerekiyor. Bu aynı zamanda doğrudan bankacılık kesiminde olmasa bile kısa vadeli sermaye girişinin şirketler kesiminde yarattığı riskleri de dengelemek açısından önemli.
Diğer taraftan uluslararası likidite baskısı ile gelişmekte olan ekonomilere yönelen sermaye hareketlerinin yol açtığı TL'nin değerindeki reel artışı veya $ın EURO karşısında değer kaybına bağlı olarak TL nin $ karşısında hızlı değer kazanımını, rezervleri güçlendirme politikaları ile tamamen gidermek mümkün değil. Ama yine de bu politika ile ağaç dalını esneterek rüzgarda kırılmasını engellemek mümkün.
Bir diğer kritik husus önümüzdeki dönemde IMF ye yapılacak yüksek borç geri ödemelerinin yarattığı endişeyi dengelemek üzere bu kuruluştan gelecek finansmanın boyutlarının belirlenmesi.
Bütün bunları unuttuk. AB ile ilişkilerin geleceğine dair beklentileri abarttık. Ekonomideki köpürme hoşumuza gitti. Şimdi 17 Aralık'a yaklaşırken Avrupalılardan gelen açıklamalarla dalgalanıp duruyoruz. Oysa yapmamız gereken AB süreci beklendiği gibi gerçekleşmese de güçlü bir ekonomi olabileceğimizi gösteren politikaları uygulamak. 2001 krizinden sonra yaşanan gelişmeler bu potansiyelin bizde olduğunu gösteriyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|