Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Aralık 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Darbelerden, krizlerden geçen çeyrek asırlık yolculuk

Reklamcılar Derneği, bugün 24 yaşında! Türkiye'nin en önemli 'sivil - mesleki' örgütlerinden biri. Çeyrek asrın bir muhasebesi, derneğin her iki niteliği açısından çetin bir tarih yazdığını ortaya koyuyor. 12 Eylül darbesi günlerine rastlayan kuruluş dönemi! 'Dernek kapatma' furyasından sıyrılma çabaları... Tereddütleri, kaçınmaları aşarak bir sektör örgütü yaratmanın doğal zorlukları... Bir meslek örgütü gibi bir mesleği de 'var' etme mücadelesi. 'Komisyonculuk'tan reklamcılığa, büyük reklam şirketlerine, ajanslara; çokuluslu şirketlerle ortaklıklara, küresel rekabete, dünya liginde marka yaratma mücadelesine, yaratıcılıkta uluslararası başarılara... Türk reklamcılığının, Reklamcılar Derneği'nin temellerinin atıldığı 1980 yılından sonraki macerasının kilometre taşları işte bunlar..mazsa şikâyetlerin sonu gelmeyecek gibi

FATOŞ KARAHASAN

17 Aralık 1984'de kurulan Türkiye Reklamcılar Derneği (RD), yirminci yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyor. Türk Reklamcılığının tarihi tabii ki çok daha eskilere gidiyor ama RD'nin yirmi yıllık tarihi de çok 'enteresan' olaylara tanıklık etmiş. RD'nin kuruluş günlerine gelmeden önce, gazete ilanlarını koordine etmek ve bugünün anlayışıyla bir 'medya satın alma' şirketi olarak kurulan İlancılık, Vitali Hakko ve Eli Acıman'ın birlikte kurdukları Faal Ajans, sonra Acıman'ın başlattığı Manajans, Ersin Salman'ın Ajans Ada'sı, 1980 öncesi Türk reklamcılığının kilometre taşları olarak sıralanabilir.
RD'nin kuruluşuna giden sürecin başladığı tarih ise 1980! Reklamcılar bu tarihte Türk Reklamcılığını Geliştirme Derneği'nin çatısı altında birleşmeyi arıyorlar. Ama dönemin 'askeri' rejimi, onları hayli bir süre 'reklamdan başka şeylerle uğraşmak' zorunda bırakacaktır. 1980 tarihini andıktan sona, tahmin etmek zor değil. Askeri darbe dönemidir ve memlekete 'bir düzen' getirme girişiminin yarattığı sert dalga, zaman zaman, 'denizdeki kadar kontrolsüz' vuracaktır. Kimi, kimleri, hangi dernekleri, partileri, kurumları önüne katıp savuracağı konusunda hiç de ince bir hesabı yoktur! Düşünün, 'ürün tanıtımı' gibi 12 Eylül'ün 'politik hassasiyeti'nin çok uzağında bir işle uğraşan Reklamcılar Derneği bile kapatılma tehdidi altında, bir süre 'yasal' sorunlarla uğraşmak zorunda kalır. Çaldığı bütün kapılara, 'politik değil, mesleki bir organizasyon' olduğunu kanıtlamaya çalışır.
Fakat tarihi bir ironidir. İstanbul'da reklamcıların derneğini tehdit eden askeri rejimin Ankara'da 'işini' bitirdiği 'sol' damgalı TRT'ciler, İstanbul'a gelerek, derneğin girişimci kadroları arasında yer alırlar. 1980 sonrası TRT'deki politik kıyım sonucu işlerini kaybettikten sonra, İstanbul'da kendilerine bir Ada oluşturan, çoğu eski TİP üyesi olan grup, giderek, başlangıçta uzak durmayı tercih ettiği dernek çalışmalarına katılır. Bu dönemde Ersin Salman, Eli Acıman'ın yanında sektörün gücünü ve itibarını artırmayı hedefleyen RD projesine katılır. Çalışmalar ilerler. Türk Reklamcılığını Geliştirme Derneği yerine Reklamcılar Derneği'nin kuruluşuna varan projeyi sürükleyen ve her ayın ilk çarşamba günü Gümüşsuyu'ndaki bir dairede toplanan ekipte, reklamcılık tarihinin en önemli isimleri yer almaktadır. Başkanlığı Manajans'ın Kurucusu Eli Acıman üstlenir. Derneğin ilk yönetim kurulu Ersin Salman, Pınar Kılıç, Muammer Öztat ve Atilla Aksoy'dan oluşur.

Kristal Elma projesi
1988, Türkiye'deki reklam yaratıcılarının başarılı reklam fikirlerini ödüllendirmek için başlattığı 'Kristal Elma' projesi ile birlikte Türk reklamcılık tarihi bir başka dönüm noktasına ulaşır. İlk yıllarında Hilton'da, Polat Oteli'nin havuz başında, smokinler ve tuvaletler arasında bir 'gala dinner' havasında geçen yarışma, yoğun bir ilgiyle karşılanır. Ödüller çeşitli ajansların ve onların yaratıcılarının ulusal çaptaki şöhretini artırırken, ödül alan ajanslar için de çok önemli bir yeni iş kazanma ortamı sağlar.

Üçüncü dönem
1990'lı yıllar Türk Reklamcılığı için yeni bir dönemi açar. Çokuluslu şirketlerle bütünleşmeler başlar. Neredeyse tüm büyük küresel reklam ve iletişim grupları Türkiye pazarında var olmak için, ortaklıklar kurarlar. Hisseler satılır, ajanslar, dışarıdan zengin, parlak, şaşaalı görüntüleriyle kamuoyunun dikkatini çekmeye başlar. Medya'nın reklamcılarla ilgili öyküleri büyük ilgi çeker.
Böylece 1990'lar, ödülleri, şöhretleri, polemikleri, uzun ve ünlülerle dolu dizi film formatlarıyla günlük yaşamın bir parçası haline gelir. Ali Taran gibi bazı isimler, herkesin tanıdığı ünlüler listesine girer. Reklamcılığın dinamik yapısına bağlı olarak, şirketlerde de büyük bir eleman dönüşümü yaşanır. Yeni şirketler açılır, eskiler kapanır, birleşir, küçülür veya büyür, koca koca şirketler haline gelirler.
AjansAda, sonra Merkez Ajans'la birleşip, 'Adam' olup, sonra Lowe Grubu'na hisselerini satarak, gelişimini noktalar. Lowe Adam, Grafika Lintas'la birleştikten sonra, şirket 'Lowe' adıyla devam eder. Yıllarca ciro itibarıyla sektörün en üst sıralarında yer alan Cenajans, oldukça küçülmüş olsa da bugün varlığını hâlâ sürdürüyor. Yıllar içinde, tıpkı ajanslar gibi reklamverenler liginde de oyuncular dağişti. Bazı önemli şirketler ortadan kalktı, bankalar kapandı, en büyük reklamveren devlet, iletişim yatırımlarını durdurdu. Çokuluslu şirketler, sürekli bir biçimde markalarına yatırım yaparak büyük pazar payları elde ettiler.

Badireleri atlatabiliyor
Bugünlere gelince... Türkiye'de reklamcılık, reklamcı, reklamveren, kuşkusuz değişti. Önemli gelişmelerin olduğu tartışma götürmez. Ancak pek fazla değişmeyen şeyler de var. Örneğin, reklamın bir 'yatırım değil harcama' olduğu anlayışı hâlâ yerli yerinde denilebilir. Bu durum, reklamcılığa, değişen piyasa koşullarından 'fazla etkilenen' bir yapı getirdi. Ama sektör, krizlerde çok fazla savrulsa da, ilginç bir ayakta kalma gücüyle her badireyi atlatmayı başarıyor. Reklam ajanslarının Kobi'ler olarak, yaşam mücadelesinde ayakta kalmak için çaba gösterirken, çok sıkıntı çektikleri de bir gerçek. Önce 1994'deki krizle büyük bir darbe yiyen sektör, 2000 şokuyla birlikte girdiği sıkıntılı günlerden ancak son dönemde çıkmayı başarabilmiş durumda. Her ne kadar, 2004 yılında sektör, cirolar bazında geçmişi yakalamayı başardıysa da, hâlâ önünde çözülmesi gereken pek çok önemli sorun var.

Yaratıcının eli kolu bağlı
Kriz döneminde değişen ortamın dengeleri bozmasının ve reklam sektörünün ekonomik zayıflığının bir başka önemli sonucu olarak reklamverenin gücünün aşırı artmış olması görülebilir. Ajansların başında Demokles'in kılıcı gibi duran, 'istediğimiz olmazsa her an başka alternatifleri deneriz' tehdidi, dönem dönem yaratıcı kadroların elini kolunu bağlamakta. Ajanslar çoğu kez, çarpıcı ve sıradışı çözümleri değil, daha garantili ve özellikle reklamverenin beğeneceği çalışmaları tercih etmekte.
Türk Reklamcılığı 2005 ve sonrasında daha güçlenmek, insan kaynaklarına ve teknolojiye yatırım yapmak, üniversitelerle iş birliği içinde yeni nesilleri teşvik etmek için bölük pörçük değil örgütlü bir etkinlik içinde olmak zorunda. Atilla Aksoy'un dediği gibi "Derneğe daha fazla sahip çıkılmalı, ancak dernek de kendisini yeniden tanımlayarak 'Patronlar Kulübü' olmaktan çıkıp, genç çalışanların da temsil edileceği bir platform olmalı."
Ayrıca, yıllardır küresel kuruluşların ortakları olarak dünyadaki güncel gelişmeleri takip eden, yaratıcılık ve insan kaynakları kalitesi giderek artan reklamcılık sektörünün, Türkiye markasının dünyadaki tanıtımı için de yapacağı çok şey var. Jeffi Medina bu konunun öneminin altını çiziyor. Ayrıca, AB üyeliğiyle ilgili gelişmeler ne olursa olsun, herkes artık biliyor ki, ne olduğunuz kadar, kendinizi nasıl sunduğunuz da önemli. Türkiye'nin küresel markalar karşısındaki konumu, diğer ülkelerdeki algılanmasını değiştirmek için güçlü ve uzun vadeli stratejiler gerekli. Turizm reklamlarıyla bir marka olmamız zor.
Önümüzdeki yıllar Türk reklamcılarının dünyayla daha fazla bütünleşeceği bir dönem olacak. Uluslarası yarışmalara olan ilgi ve alınan ödüllerdeki trend buna işaret ediyor. Gençler sektörde çalışmak istiyor, küresel gruplar hisselerini artırmayı planlıyor. Reklamcılık yeniden, bu kez dersini almış bir durumda, canlanarak, zorlu küresel rekabete hazırlanıyor.

'Böyle bir meslekten haberim bile yoktu'

22 yıllık reklamcılık yaşamını, Ajans Ada ekseninde anlatan, Lowe Ajans Başkanı Nesteren Davutoğlu yazılarına şöyle başlıyor:
"Reklamcılık diye bir meslek olduğunu bile bilmiyordum. Zamanımın büyük bölümünü partiyle olan ilişkim alıyordu. TRT'de çalışıyordum... Yaşamımın bütünlüğünü oluşturan en anlamlı parçaydı TİP. İçine ille bir damla ışık katmaya çalışarak yaptığımız belgeseller, dramalar arasında, on gram toplumsal mesaj veren bir film ele geçirirsem, doyuma ulaşıyordum... 12 Eylül. Neler çağrıştırdığı belli. Berbat günler. Sürgünler, tayinler, aramalar, listeler. Baskı, tedirginlik. Koridorlarda makineli tüfekli askerler nöbet tutuyor. İşyerimiz kuşatılmış. Dışarısı da öyle. TRT'de varlığımız anlamını yitiriyor... Partide tanıdığım biri beni reklamcı olmaya çağırıyor. O, Ersin Salman. (...) Bu mesleği seçmiş olduğum için mutluyum. Bu dünyaya yeniden gelsem yeniden reklamcı olurdum. Arada şikayet etsem de, sızlansam da bu işi hep sevdim."

'Reklamcıyım dedim, tescil memuru komisyoncu yazdı'

Başlıktaki tanım İlhan Selçuk'a ait. Acıman, Haluk Mesci'nin tanımıyla 'sektörün Big Bang'i. Sektörü ateşleyen sürecin başındaki kişi. Manajans profesyonel kadrolarla başlıyor, şairler, tiyatro oyuncuları, idarecileri barındırıyor. Girişim ve idarenin yanı sıra, yaratıcı süreci de çözebilecek bir insan malzemesi gelişiyor."
Atilla Aksoy, Manajans'ı reklam mühendisliği yapan bir ajans olarak tanımlıyor. Daha sonra Ajans Ada'nın, birdenbire duygusal bir yaklaşım getirdiğini anlatıyor.
Manajans, Türk reklamcılığının okullarından birisi olarak, sektöre son derece değerli insanları kazandırmış bir kaynak. Eli Acıman, Vitali Hakko'yla kurduğu ilk ajansı olan Faal Reklam Acentası'ndan itibaren, işini tutkuyla yapmanın örneği olarak, hem kendini hem kuruluşlarını sürekli olarak eğitmiş, ilerlemeye çalışmış:
"Karar vermesine vermiştim de reklamın 'r'sini bilmiyordum. Mutlaka bir kitap bulmam gerektiğini düşünüyordum. Robert Kolejli (şimdiki BÜ) arkadaşım Mario Beghian, beni kolejin pazarlama bölümü başkanı Prof. Potts'la tanıştırdı. Potts kendi kitaplığından, pazarlama ve reklam bilgilerini içeren 'Advertising Textbook' isimli İngilizce kitabı çıkarıp bana uzattı. Fenerbahçe'deki evimize kapandım. Haftalarca dışarıyla temasım olmadı. Kitabı adeta yuttum, tabii İngilizce sözlük yardımıyla."
Kitabının başka bir yerindeyse şunları anlatıyor:
"Faal Reklam Acenta'sının tescili için Ticaret Odası'na gittim. Memur, malum soruları soruyor. Sıra 'meslek' hanesine geldiğinde 'reklamcı' deyiveriyorum. Bu cevabım üzerine memurun yüzüme ters ters bakışını ve önündeki kayıt defterine 'komisyoncu' yazıp mührü basışını hiç unutamam.

Tablo iç açıcı değil, gidecek çok yol var

  • Türkiye'nin reklam pastası 1.5 milyar dolar, bu rakam Portekiz'de 3.5 milyar dolar.
  • Türkiye dünyanın en büyük 16'ncı ekonomisi. Ama reklam yatırımı / GSMH oranında 28'inci sırada.


  • Kişi başına yıllık reklam yatırımı:
    ÜlkeDolar
    ABD230
    Almanya130
    Fransa120
    Yunanistan70
    Türkiye20


    Gençler: Reklamcılık sevilmeden yapılmaz

    Reklamcılık sektörü her zaman yaş ortalaması en genç olan sektörlerden birisi. Sektörün Dernek kurulduğu yıllarda henüz ilkokula başlamamış olan genç çalışanları da aynı ilk günlerdeki reklamcılar gibi bu işin ancak çok sevilirse yapılabileceğini gayet iyi biliyorlar. Üniversitelerin reklam ve iletişim bölümlerinden mezun olan öğrenciler sektörde iş buluyor ve Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü'nü 2002 yılında birincilikle bitiren Cem Solak'ın dediği gibi okullular sektöre çok daha çabuk adapte oluyorlar.
    Geçen yıl Cannes'da yapılan "Young Creatives" yarışmasında üçüncülük kazanan Ali Göral ise, gerçek hayatın hiç de dışarıdan bakıldığı kadar kolay bir meslek olmadığını düşünüyor. Kan, ter ve gözyaşıyla dolu olduğunu, hiç de pırıltılı olmadığını ve ancak aşkla yapılabileceğini vurguluyor."
    Her ikisi de reklamcılığın yetenekten çok sorumluluk, hırs ve araştırmalarla yapılabileceğini düşünüyorlar. Kendilerini çok yetenekli bularak, sektöre giren, ancak işleri eleştirildiğinde küsen gençlerin, fikirlerine aşık olmamalarını ve sürekli bir biçimde işlerine sarılarak, yeni çözümler aramaları gerektiğini savunuyorlar.

    Başkanlar 25 yılı ve bugünü değerlendirdi:

    Jeffi Medina / Reklamcılar Derneği Başkanı, Medina Turgul/ DDB Yönetim Kurulu Başkanı
    'Türkiye'de bir mesaj işportacılığı var'
    "Uyum yasaları çerçevesinde mesleğin ve sektörle ilgili norm ve kuralların Batı'ya uygun bir tarzda olduğunu görüyoruz. Ancak, gidilecek çok yol var. Hâlâ çok az markamız var. Türkiye'nin batı nezdindeki algısı konusunda hiçbir şey yapmıyoruz. Belki kendimizi yeterli anlatamıyoruz. Markalar ülkelerin DNA'larını taşır. Küba purosunun dünyaca tanınmasının gerekçesi kontrollü bir iletişim yapılmasıdır.
    Türkiye'de bir mesaj işportacılığı var. Herşey bir devasa tezgahın içinde yayılımış durumda. Herkes işine geleni alıyor. Türk reklamcılık sektörünün oluşturabileceği en büyük değer burada yatıyor. Devlet bunun çözümünü bilmiş olsaydı, bugüne kadar birçok politika üretmiş olurdu, bilemedi, üretemedi.
    Geçmişle kıyasladığımda yeni reklamcıları daha kreatif, ancak daha az derin buluyorum. İletişim ciddi bir konudur. Hataların sonuçları vahim olabilir. Süratle değişen bir ekonomik yapı içerisinde seyrediyoruz. Derine ulaşacak kazıyı yapacak zaman yok. Zamansızlıkla rekabet adına yüzeysel çözüm üretmek ekonomiye zarar veriyor. Günümüz reklamcılığında en çok eleştirdiğim şey reklamla alakası olmayan sadece temaşa sanatının inceliklerini göstermeye çalışan reklamlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil.
    1994 krizi mesleği çok yaraladı. Faizden para kazanma sendromu sektöre en büyük darbeyi vurdu. Faizler düşünce iletişim gelirlerinin bu kurumların idaresi için yeterli olmadığı ortaya çıktı. 2000'de duvara tosladık. Aklımız başımıza geldi. Hizmetin karşılığında aldığımız paranın, bu hizmetin karşılar seviyede olmadığımını gördük. Mesleğin açığı orada. Ciddiyet, derine inme, işe yeterince zaman ve kaynak ayırmak gerektiğinde reklamverenler ödemeye hazır değiller.
    2005 - 2010 gerçek rekabet ortamı içinde geçecek. Bir yandan günü kurtaran promosyon çalışmaları devam edecek. Ancak diğer yandan asıl büyük yatırım markalara yapılacak."

    Haluk Mesci / Mahi Mahi Kurucu Ortağı
    'Eskiden küçük yanlışlarla boğuşurduk'
    "Geçmişte her şey daha zordu. Evsan için bir TV filmi çekmiştik. Stüdyoda oyuncuyu küçültme imkanımız olmadığı için, tasarımcılar maketleri büyüttü. Eskiden heyecan daha yüksekti. Her şey şansa bağlıydı. Dijital ortam öncesinde, gazetelere provalar gönderilirdi, her aşamada sürpriz ihtimali vardı. Yıllarca kaçak letrasetler, magic marker'lar taşıdık, taslak yapmak bile bir sorundu. Reklamveren tipi değişti. Eskiler şimdiki kadar işe yatkın, eğitimli ve açık fikirli değildi. Reklam satış ilacı olarak görünüyordu. Buna rağmen ikirciklenirlerdi, 'satamıyorlar da reklam yapıyorlar' diye düşünülmesinden korkarlardı. İlanlardaki boşluklardan hoşlanmaz ,beyazlıklara para vermenin bir kayıp olacağını düşünüp, metinler ve resimlerle dolu olmasını isterlerdi.
    Futbol maçları filme çekilir, sinemalarda gösterilirdi. Bu reklamları yayınlayan bankanın bir üst düzey yöneticisinin berabere biten maçın yayınına kızıp, gol yoksa niye çektiniz dediğini hatırlıyorum.
    Aletler değişmiş olabilir, insan dokusu değişmedi. Reklam 1970'lerde pazarlama yerine geçiyordu. Sonra pazarlama iletişimi markalaşma ve kurum kimliği zannedildi. Araç yerine, ayıp örten, eksiğin yerine geçen bir konuma yerleştirildi. Şimdi daha tutarlı bakılıyor. Eskiden küçük yanlışlarla boğuşurduk. Metin az mı çok mu olsun, boşluk ne kadar olsun, hangi gazeteye verelim. Şimdi marka stratejisi tartışılıyor. Bilgiye ulaşım kolaylaşıyor, bunun sonucunda da gurular, gurultular artıyor. İki kitap deviren bir yerlerde guru oluyor. Yeni reklamcılar yalnızca kendilerine inanıyorlar, ortak doğruları var mı, kafa yapıları nedir bilmiyorum. Yalap şalap yapılan, durum komedisi mantıklı, uzun ömürlü olmayan, ünlü kullanımını içeren çalışmalar var. Hastaneye gitmek yerine, eczaneye gidip pansuman yaptırmak gibi. Faydasi film yapım şirketlerine ve oyunculara."

    Atilla Aksoy / Reklamevi / Wunderman Ajans Başkanı
    'Reklamverenlerin hedefleri gerçekçi değil'
    Kaynak ve gelir yetersizliği önemli bir sorun. Reklamcılık, saatini en ucuza satan sektörlerden birisi. Krizler bunu empoze etmiştir, reklamveren buna zorlamıştır. Müthiş bir adaletsizlik var. Sektörün kalitesi artıyor. Reklamcılık yeniden bir dinamizm içinde. 1990'ların ikinci yarısında canlılığımızı kaybettik, 2000'lere kadar da yakalayamadık. Teknoloji, internet hızla birlikte, herkes eşitlenmeye başladı. Teknolojik üstünlükler neredeyse yok oldu.
    Türkiye krizden çıktığı her dönemde bir hata yapıp, krizi unutuyor. Oysa hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Tüketicinin seçeneklerinin ne kadar çok olduğunu bilmeyenler, marka hataları yapanları cezalandırıyorlar. Bunu anlamak ve kabul etmek lazım. Yaşanan krizlerde, biraz bizim de hatamızdır, sektördeki büyük işten çıkarmalar gençlerde güvensizlik yarattı.
    Krizler dünya reklamcılığını da etkiledi. 1995 yılında Unilever'in başkanı Fitzgerald 'Bizim artık resmin tümünü gören, bize fikirler veren yepyeni bir ajansa ihtiyacımız var' demesi, reklamcılığın fabrikasyon döneminin bittiğinin altını çiziyordu.
    Reklamverenin eğitimini çok önemli görüyorum. Reklamverenler, reklamın nelere kadir olduğunu bilmediği için hedefleri gerçekçi değil. Müşteri brief'lerinin yüzde 80'inin gerçekçi olmadığı kanısındayım. Fireyi artıran en önemli unsur bu. Marka fikirleri üretilmemesinin altında reklamverenlerin marka fikirlerini reklam fikirlerine dayandırmaları yatıyor. Sağlam bir marka fikri, misyonu olmalı. Yoksa Zara'lar gelir, her yanı siler süpürür. Pratiği evde yapmazsak, uluslarası alanda marka oluşturma şansımız zayıf. Yurtdışı futbol maçlarında saha kenarlarına tabela koyarak marka yaratamayız.

    Ersin Salman / RD Onur Üyesi
    '12 Mart olmasaydı, reklamcı olmazdım'
    "12 Mart olmasaydı, ben reklamcı olamazdım. TRT kökenli reklamcılar. Ankaralı reklamcılar. 71 sonunda Ada'da biraraya geldik. O yıllar, ünlü, büyük tantanalı ajansların yıllarıydı. Bir ayda üç beş müşteri redderdik.
    Müşteri beğenmezdik, bazen bütçeleri küçük bulurduk. TV 1972'de reklam almaya başladı. Öncesinde reklamcılığın yüzde 90'ını basın ilanları oluşturuyordu. Büyük ajanslar yüzde 25 komisyonla çalışırdı. O dönemde de yüzde 8 - 10'la çalışan ajanslar vardı. Televizyonlarla birlikte gazeteler komisyonlarını yüzde 15'e indirdi. Televizyon komisyonu yüzde 17.65'ti. Biz tüm müşterilerle eşit komisyonlarla çalışırdık. Bir gün çok almak istediğim bir müşteriyle büyük pazarlıklar sonucunda yüzde 15'le çalışma kararı alınca, ertesi gün tüm müşterilerimize bir mektupla komisyonlarını yüzde 15'e indirdiğimizi bildirdim.
    Ajans Ada 1975 yılında kuruldu. Reklamcılığı Geliştirme Derneği çalışmalar yaptığı zamanlarda, başlangıçta biz uzak durduk. Manajans' basın ilanları ağırlıklıydı. Ajans Ada'yla birlikte TV reklamları odaklı olduk. Önce TV filmi düşünmeye sonra ona uygun bir bir ilan oluşturmaya çalışırdık. Ada'nın en dikkat çeken ilk en önemli işi, 1978 yılında 2 bin oyuncuyla çekilen Jill filmi oldu."



    BUSINESS
     Darbelerden, krizlerden geçen çeyrek asırlık yolculuk
     Editörden
     Abartılmış lüks değil konfor hissediyorsunuz...
     Vehbi Koç'un torunlarından torunlarınıza yeni yıl hediyesi
     İspanya'da etnik, İtalya'da politik, İskoçya'da dinsel derbi
     Silk & Cashmere Sibirya'nın Tumen kentine mağaza açıyor
     Bilecik'te bira tozu üretiyor
     GDO işine elde bilim kurulları bizde bürokratlar bakıyor
     Çalışan için işyeri 'aile ocağı' olamaz
     Tavanın üzerinde kıdem tazminatı ödenebilir mi?
     Amerikan Elçisi ve kadınsız Teftiş Kurulu
     Yeni üyeler geldi, genişleme destekçileri çoğaldı...
     Tayyip Avrupa'da, Nixon Çin'de
     Dikkat! Hacker'lar 'cep'inizde
     İskandinavlar en sportmen





    © 2004 Milliyet