
|
|
|
 |
|
|
Vehbi Koç'un torunlarından torunlarınıza yeni yıl hediyesi
Japonya, Vehbi Koç'un her zaman ilgisini çekmişti. Ama ilgi alanı içine Japonlar'ın büyük oyun devi 'Nintendo' hiç bir zaman girmedi. Türkiye'de video oyunlarıyla oynamayı seven gençlere yeni yılın hediyesi torunlarından geldi
ŞAZİYE KARLIKLI
Türkiye sanayisinin duayeni Vehbi Koç, Japon Fusijaro Yamauchi ile hiç tanışmadı. Vehbi Koç 1901 yılında doğmuştu. Fusijaro Yamauchi ise ondan çok daha önce hayata başlamıştı. Daha Vehbi Koç doğmadan Japonya'da ilk küçük servetini elde etmişti. Kyoto'da yaşayan Fusijaro Yamauchi, 1889'larda, 'Hanafunda' adını verdiği el yapımı oyun kartlarını üretip - satmaya başladı.
Kartların üzerinde dağlar, çicekler gibi çeşitli resimler vardı. Semboller taşıyan bu kartlar eğlence amaçlı kullanılıyordu. Kyoto bölgesinde Hanafunda kartları çok popüler olmuştu. Ancak kart oyunu bir süre sonra amacından sapacak, kumar oyunlarında kullanılacaktı.
İşin içine kumar girince Japon mafyası Yakuza da olaya uzak kalmadı. Artık büyük bahisler bu kartlarla oynanıyordu. Fusijaro kumar oynanmasını amaçlamamıştı, ama kumardan doğan taleple toplu üretime başlamak durumunda kaldı. Fusijaro'nun 'Nintendo' adını verdiği şirketi, Vehbi Koç'un doğduğu yıl Japonya'nın en büyük oyun kartı üreticisi olmuştu. Vehbi Koç'un çocukluğu ve yetişkinliği boyunca da sonra da oyun söz konusu olduğunda hep en büyük kaldı.
Vehbi Koç, çocukluğunda elbetteki Nintendo kartlarıyla oynamadı. O değil o yıllarda doğan herhalde hiç bir Türk bu kartlarla oynayarak büyümemiştir. Türk çocuklarının 'çelik çomak' oynayabiliyorlarsa şanslı sayıldıkları yıllardır o yıllar.
Vehbi Koç'un karşısına daha sonraki yıllarda Nintendo mutlaka çıkmıştır. Ama ilgisini ne kadar çekmiştir, bilemiyoruz. Ama en azından "Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim" kitabında anlattığı Japonya gezisinde pek çok şey ilgisini çekmiş. Çarpıcı gözlemleri arasında Japonların oyun ve oyuncak sektöründeki liderlikleri hakkında bir şey yok.
Oyun ve oyuncak sektörü yerli yatırımcılar için çok da cazip bir yatırım alanı olmadı. Bu denli genç nüfusu olan bir ülkede 1980'lere kadar pek çok kız çocuğu sallayınca ağlayan sarı saçlı bebekler için çok göz yaşı döktü. Erkek kardeşleri de parlak renkli, düğmesine basınca giden arabalar için ağladılar.
Ama Türk sanayi bu gözyaşlarını hiç görmedi. Devlet de bu tatminsiz çocukların ileride yaratıcı olmayan, üretemeyen yetişkinlere dönüşeceğini görmediğinden teşvik listelerine oyuncağı almayı hiç aklına getirmedi. (Sahi, ekonomisi gelişmiş ülkelerde oyuncak sanayiinin durumu başlıklı bir araştırma yapıldı mı? )
Nintendo ve Türkiye
Şimdi sözüm artık nine ve dede yaşına gelenlere. Vehbi Koç oyuncak sektörüyle ilgilenmedi ama onun torunları sizin torunlarınız için bunu yapacak. İşin içinde sarı saçlı bebekler ya da pilli arabalar yok elbette. Zaten onlarla siz oynardınız. Şimdikilerin gözü elektronik oyuncaklarda.
Nintendo denildiğinde şimdilerde akla hemen "Mario" geliyor. Türkiye, Nintendo'nun Mario'suyla 1980'lerin ikinci yarısında tanıştı. Dünya ise 1980'lerin hemen başında.
Mario serisi oyunlar Türkiye'de pek çok insanın tutkusu olmuştu. Yurtdışına gidenler mutlaka yeni serileri getirirken, böyle bir şansı bulamayanlar ise korsan tezgahlarına mahkumdu. Oysa oyunun ruhu 'korsanlığa' tümden karşı. Dürüstlere, çalışkanlara bir nevi cennet vaad eden oyuna 'korsan yollardan' sahip olmak, Türkiye'ye özgü bir ironiydi herhalde.
Zaten Nintendo firması da 'korsanlar' yani bir oyun adıyla anlatırsak Wario'lar yüzünden Türk pazarına küsmüştü. Bu anlamda Koç Grubu'nun Nintendo'yu ikna etmesi büyük bir başarı sayılabilir.
Haberi biliyorsunuz, ama bilmeyenler için tekrarlayalım. Tüm dünyada 2 milyara yakın oyun satan Nintendo, Nortec Multimedia S.A.'yı Kasım 2004 tarihi itibariyle Türkiye'de tek resmi dağıtıcısı olarak atadı. Nortec de Koç ve Çolakoğlu Grubu işbirliği ile kurulan Avatürk'ü münhasır olmayan toptan satış temsilcisi olarak belirledi.
Bu Türkiye adına iyi bir gelişme. Neden derseniz. Daha önce Nintendo için Türkiye, korsan nedeniyle dağıtım yapılmaya layık görünmeyen ülkeler arasında yer alıyordu. Uluslararası yatırımcılar arasında Nintendo'nun korsan nedeniyle dağıtılmadığı bir ülkenin imajının ne denli feci olduğunu tahmin edebilirsiniz. Nortec Multimedia firması 1997 yılından beri Bulgaristan, Arnavutluk ve hatta savaşın ezip geçtiği Makedonya'da bile oyunları dağıtıyordu. Bilmem bunun anlamını kavradınız mı? Yani söz konusu olan bir oyun bile olsa Türkiye'ye vize verilmesi 'çok iyi bir şey' anlamına geliyor.
Nintendo bir yaşam biçimi
Oynayanlar bilir. Nintendo oynamak dev bir sosyal kulubün üyesi olmak gibi. Dile kolay 2 milyar satıştan söz ediliyor. Dünyada 2 milyar oyunun kaç kişi tarafından kaç kez oynandığını varın hesaplayın. Aynı anda aynı oyun peşinde milyarca insan heyecanlanıyor, eğleniyor, kızıyor, gülüyor. Nintendo, küreselleşmenin tam karşılığı aslında. Dünyanın çeşitli yerlerinde bu oyunu oynayanlar özellikle de gençler arasında özel bir dil, özel bir kültür oluşuyor. Bu bazılarınca eleştiriliyor. Bunca kalabalık arasında gençleri 'tek başınalığa' ve 'yalnızlığa' ittiği iddiası eleştirilerin başlıcası. Yalnızlar ya da değiller. Ama kesin olan şu ki, Nintendo ya da başka bir video oyununu oynayanlar ya da oynayamayanlar arasında fark olacağı açık. Üstelik bu fark, sarı saçlı bebekle oynayan Alman kızları ile Türk kızları arasındaki farkı bile aşacak.
|
|
|

|
|