|
 |
|
|
Gözünüzü seveyim
Yapmayın gözünüzü seveyim!.. Biz de Ali Sami Yen'deydik pazar gecesi. Her şey gözümüzün önündeydi. Doğru, merdivenler hafiften ihlal edildi. Küfür edildi... Ama ne devlet tükendi derbide, ne futbol terörü galip geldi...
Soruyorum sizlere, Galatasaray - Fenerbahçe derbisi son yılların en sakin maçlarından biri olmadı mı?.. Göreli olarak tabi...
Kim dört dörtlük dedi? Belli ki bazı adımlar atılıyor işte. Yetersiz dersiniz, olmadı dersiniz, dikkat istersiniz; eyvallah. Lakin kesip atmak nereden çıktı:
"Terör önlenmez, önlenemeyecek"...
Eh, hayırlı olsun o zaman... Kombineler iade, 3. Kolordu tribünlere.
"Devlet bitti"...
Helal olsun!.. Bir imza da bizden International Herald Tribune'e... Tribünde biten devlet, koca Türkiye'de neyleyecek?..
Bu nasıl sado/mazoşist bir niyet?..
* * *
Zamanında, Cizre'den Şırnak'a elli kilometrelik yol teröristlerin elindeyken, Dargeçit PKK kalesiyken, bizler bu ülkenin bir kentine ancak helikopterle ulaşabilirken bile "devlet bitti" diye bir laf çıkmamıştı ağzımızdan. Kurmay Albay, Diyarbakır-Hakkari yolu için "Size askeri koruma veririm ama, daha çok hedef olursunuz, en iyisi taksiyle gidin ve Allah'a dua edin" dediğinde bile geri adım atmadık, devlete güvendik, ulaştık vatan topraklarına. Ali Sami Yen'i, İnönü'yü, Saracoğlu'nu mu teslim edeceğim teröre?
Bakın, "dikkat çekmenin", devleti, otoriteyi, sistemi perişan etmeyen yolları da vardır... "Lafını geçirmenin" şantaj ve tehdit kokmayan teknikleri, "marjinalliğin" sofistike duruşlusu, "başkanlığın" ince sanatlısı, "yazarlığın" çelebi kalemlisi, "taraftarlığın" terbiyelisi... Bunlar zarar vermez, toplumsal çıtayı yükseltir.
Lakin, dere yatağına gecekondu yapıp sel bastığında "Nerede bu devlet" çığlıkları atmaktan başlayıp, "parçası olduğun" futbol teröründe devleti itin kulağına sokup çıkarmak ise, ancak AB kapısında bekleyen bizim gibi ülkelerde prim yapar. Lakin kapıda bekleme süresine yıllar katar.
Son derbi eskilerden iyi, gelecektekilerden kötüydü. Küfürbazlar ayıp etti. Taraftara bilet pompalayanlar haddini aştı. Federasyon acemi, emniyet kararsızdı. Ama bir öncekinden iyi idi bu derbi... Yapmayın gözünüzü seveyim.
Tekerlekli sandalye
Lafa "tekerlekli sandalye" diye başlayınca duygu sömürüsü yapacağım, hastalıktan, özürden dem vuracağım sanmayın sakın. Tam tersine, bu tekerlekli sandalye, çelik gibi delikanlıların güçlü kollarıyla uçurduğu, sadece bedenlerini değil yüreklerini de koşturduğu bir nesne... Özüre gelince, o asıl bizim üzerimize vazife...
Rahmetli Sinan Erdem anısına, rahmetli Ahmet Cömert salonunda yapılan özürlüler basketbol maçındayız maaile... Bir spor yazarını melankolik edecek duygusallığın üç katı yüklü durumdayız...
Milliyet - Fanatik spor yazarları, ağzımız bir karış açık, izliyoruz delikanlıları. Hiçbir özrü olmadığı halde sahada piknik yapanlardan sonra böylesine zorlukla spora efsane katan insanlara biraz mahçup, çokça takdirle bakıyoruz. Kanımız ısınıyor anında. Sinan ağabeye de Ahmet Cömert'e de spor ruhu aracılığıyla selam duruyoruz, sahadaki özürlü gençlerin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Ne biçim özürlü bu çocuklar; bizden hızlı, sağlam arkadaşlarından hırslı, pehlivan yürekli, hepsinin yüzü aydınlık, alnı açık. Düşüyor kalkıyor, mücadele ediyor, hem kendileri keyif alıyor hem seyredeni heyecana boğuyorlar. Beşiktaş ve İzmir Belediye özürlüleri maç yapıyorlar. Bilgin Gökberk CNN'deki Pivot'unu buradan, özürlüler maçından yapıyor ki, ona da saygılar...
Bir de Beşiktaşlı taraftarlar... Başlarında Alen var. Bambaşka bir imaj çiziyorlar. Hani pedagoglar çocuklara, dünyayı yaşamı sevdirecek öyküler anlatsalar bu kadarını bulamazlar.
Şikeyle, küfürle, terörle cebelleşirken iki saatlik bir hayal... Teşekkürler çocuklar.
Prof. Kunt'tan Başkan Yıldırım'a
Sayın Aziz Yıldırım'ın Galatasaray Lisesi'ni eleştirilerine dekor yapması, hatta adını bile yanlış kullanması epeyce germiş Galatasaraylı dostlarımızı. Arayanlar, mail yollayanlar, yolda yakalayıp tarafsızlığımı hatırlatanlar; epey baskı var... Kıymetli büyüğüm ve dostum Prof. Aydın Kunt da aralarındaydı. Sesinden anladığım kadarıyla o ünlü otokontrolünü kaybetmek üzereydi... "Bakalım ne yazacaksın" dedi. Benden "Siz yazın kullanayım" yanıtını alınca, telefonda dikte ettirdi. Virgüller bile onun. Ben elçiyim. Buyurun okuyun:
* * *
Galatasaray - Fenerbahçe derbi maçı sonrasında Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım'ın talihsiz bir açıklaması oldu. Öncelikle kendisine şeref tribününün yanındaki bölümden küfür edildiğinden söz etti, ki eğer bu doğruysa, bir Galatasaray taraftarı olarak bu davranışı kınıyor, lanetliyorum.
Ancak sayın başkan bunu izleyen bölümde bilgisizliğinden değil de heyecanından olduğunu ummak istediğim bir dizi gaf yaptı:
"Bu küfürleri edenler, hani nasıl derler Mekteb - i SULTANİYELİDİR" dedi. Eğer bu sözleriyle kast ettiği bizler, yani Galatasaray Lisesi mezunları ise, kısa bir sürede tribünde nasıl diploma denetimi yapabildiğini merak ederim.
Ancak daha da önemlisi sözünü etme ve suçlama cüretinde bulunduğu irfan ocağı, beş yüz yılı aşkın onurlu bir geçmişi olan eğitim kuruluşudur... Ve de tarihteki namıyla Mekteb - i SULTANİ olarak anılmaktadır.
Daum hoca mı?
Görülmüş duyulmuş şey değil!.. Fenerbahçe'de kaleciden asbaşkanlara kadar laf sokmadık adam bırakmayan, uluslararası yıldızları, ulusal yıldızları hemen her futbolcuyu aslanların önüne atan, kimilerinin menajerlerine bile karışan, zaman zaman takımın tamamını aşağılayan sayın Daum, işin suyunu çıkardı ve Fenerbahçe'den gitmiş, başka takımın formasını giymiş bir futbolcuyla da ağız dalaşına bulaştı.
-Hey Tomas, paralarınızı alamıyormuşsunuz, bizi satıp gider misin n'aber"?..
Sana ne birader!.. Tomas senin mahalle arkadaşın mı?.. Sen hiç başka takım çalıştırmadın mı?.. Sonra Tomas da dönüp sana iki laf ederse, altından nasıl kalkarsın?
Ki, söyledi... Şimdi sayın Daum pirincin taşını ayıklasın.
-Paradan önce şeref ve formanın hakkını vermek gelir".
Doğru söze ne denir?..
Resmen çanak tutma bu. Açık tahrik. Gelgel... Mandepsi...
Benzeri, Köln kentinin ara sokaklarında yapılır mı bilemem; ama bizde patenti Çinçin mahallesine aittir.
Böyle bir teknik adam - futbolcu ilişkisi görülmüş duyulmuş şey değildir. Bu durum sadece kendisine değil, Fenerbahçe'ye ve futbolumuza zarar verir. Tansiyonu yükseltir, seviyeyi düşürür.
Sayın Daum buraya geldiğinde tard - ı muvakkat (geçici uzaklaştırma) cezalısıydı. İlk ödevini bir buçuk senede tamamladı. Zor güç sınıf atladı. Hâlâ uslanmadı.
Yahu bu zat hoca mı, haylaz talebe mi anlayamadım gitti.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|