|
Dekor yangını, AB cümbüşü ve Köyceğiz pazarı...
İNSANLARDAKİ, üstü örtülü "korku" tellerini tımbırdatma isteğiyle örgülenmiş olduğu söylenen "Büyü" filminin galası ve filmin içeriğine uyumlu olarak hazırlanıp, mumlarla da donatılmış salon dekorları...
Davetlilere ikram edilen çerezler ve içkiler...
Derken devrilen bir mumla yanmaya başlayan dekorlardan salonlara dolmaya başlayan, kapkara, yoğun, boğucu, korkunç dumanlar...
Çıkış kapıları da açılmayınca...
Sanal bir korku filminin bir anda gerçeğe dönüşmesi...
Neyse ki, çok yakın olan itfaiye, imdata yetişip, çıkış kapılarını kırmış da; "Büyü"nün galası, yüzlerce davetlinin dumandan boğularak can verdiği bir Felluce belgeseli olmaktan kurtulmuş.
***
Ah bu Küçük Asya akıldaneliğindeki, "şişirilmiş görüntü, imaj, dekor" merakı... Sonra da, usulca yatak altına itilmiş süprüntüler gibi; temeldeki gerçeklerin ölümcül depremlerle ortaya çıkmaya başlaması...
Fraklı silindirli Cumhuriyetçi "imajını"; süngü süngü delmeye başlayan, bireylerin "yaşam düzeyleri"ndeki rezalet fiyaskosu ve rüşvet, yolsuzluk, karmanyola dosyaları...
"Büyü" filmi galasının, mumlarla donanımlı, atraktif dekorları ve devrilen bir mumla salonları kaplayan korkunç kara dumanlar; sonra da açılamayan çıkış kapıları...
Tam bir Küçük Asya akıldaneliğinin "zevahiri kurtarma" makyajcılığı...
***
Kahramanlar diyarı Türkiye, şehit kanlarıyla sulanmış şanlı bir tarihin mirasçısı Türkiye, gerektiğinde tüm dünyaya posta koyma sevdalısı Türkiye; neden bu kadar tabansızlaşıp korkar ki, kendi gerçekleriyle yüz yüze gelmekten?
Örneğin son yüzyıldaki siyasal idamlarla kaç bin kişinin asılmış olduğunu açıklamaktan; örneğin aynı sürede kaç milyar dolarlık silah alındığından ve bunların miadının ortalama ne kadar zamanda dolduğunu su yüzüne çıkarmaktan; örneğin Gazi'nin yanılgılarını da tartışmaktan...
***
Yarın akşam Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ne zaman başlayacağını ilan edecek...
Başbakan Tayyip Bey'in başarılarını övenlerle, çürütme eğiliminde olanların karışık gümbürtüleri kaplayacak ortalığı...
Derken gündemden düşmeye başlayacak AB üyeliği konusu...
İyimser bir hesapla 10 yıllık bir müzakere süresi... 3650 gün boyunca manşetlerde kalabilir mi siyasal bir konu?
Zaman zaman bazı flaş haberler patlasa da; bugünkü ölçülerdeki mıknatıslığını yitirip gidecek AB üyeliği...
***
Ne var ki, saman altından, samanları yakmama kaygısıyla sürüp gidecek müzakereler...
Bölgeler arasındaki ekonomik dengesizlikler; köylerin, mezraların durumu; tarım alanındaki, ne frakla, ne silindirle, ne sarıkla, ne takkeyle, ne başörtüsüyle sütrelenemeyecek ilkellikler; bir bir, AB standartlarına göre yeniden bakıma alınıp, ayarlanacak...
İçerideki avantaları zorlananlar, "vatanın satılmakta olduğunu" ilan edecekler; değişim ve gelişimlerden yana olanlar, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, Türkiye'nin asıl şimdi çağdaşlık yoluna girdiğini savunacaklar.
Yani daha yıllarca, sürüp gidecek birtakım tatavalar...
Ve 21. yüzyılın, bir çay bardağı kaşığı gibi, tüm dünyayı karıştıra karıştıra küreselleştiren kaşığı; Türkiye'yi de, "onlar-biz" ayrımının eritimi içine alacak...
Birtakım çalkantılar olsa da, değiştirilemeyecek bir sonuç işte...
***
Bir anda İstanbul'un dağdağasından sıyrılıp, kapağı yine Köyceğiz'e attık...
Köyceğiz, kendi doğal ahengi içinde, kendi âleminde yaşıyordu.
Koyu keskin bir yeşilin, küçük sık yapraklarıyla top top sıralanan; bodur portakal, limon, mandalina ağaçlarının içinden, şıldır şıldır bakan sapsarı portakallar, limonlar, mandalinalar...
Ve görünmez bir ressamın, değişik tonlarda kırmızımtırak bir karışımla sararttığı upuzun günlük ağaçlarıyla, görkemli çınarlar, şelale şelale yerlere doğru akan salkım söğütleri...
"Lekesiz, saf, iyi bir yüz" gibi Köyceğiz Gölü; gölü ve Köyceğiz'i çevreleyen büyük profilli ve geniş alınlı dağlar...
***
Köyceğiz'in ünlü pazarı, pazartesileri... Pazaryeri tezgâhlarında, sıram sıram domatesler, biberler, lahanalar, patatesler...
Tezgâhların, arkasında çevre köylerden gelme, genci yaşlısıyla, erkekli kadınlı köylüler...
Kimileri, bir avuçluk bahçesinin ürünlerini sunuyor tezgâhlarda...
Bayıldığım insanlar, hele hele o köylü kadınları; bazıları şişmanca, bazıları yaşlı mı yaşlı...
***
Pazartesileri, Köyceğiz'in çarşısı da; çevreden gelenlerle bir şenleniyor ki, sormayın...
Çarşı sokağını dolduran tezgâhlarda, yayılıp gitmiş, çeşit çeşit ayakkabı furyası; karmakarışık süveter yığınları, kot pantolonlar, ceketler; bardaklar, çanaklar, teflon tavalar; bağ bıçakları, keserler, çekiçler, çiviler; bin bir kuru ot çeşitleri; kadın çantaları; renk renk çocuk giysileri...
***
AB'nin yarın akşam vereceği karar... Türkiye bir dönüm noktasında...
Köyceğiz'de ne kimsenin çok da umurunda AB'nin vereceği karar; ne de Türkiye'nin bir dönüm noktasında olması...
Köyceğiz, kendi doğal yaşamı içinde, politikanın rantıyla priminden çok uzaklarda...
Kendi küçük âleminin saflığındaki yaşlıca bir köylü kadıncağızın sesi yankılanıyor kulaklarımda:
- Gelin alın, akşam pazarı, domatesler ucuzca...
c.altan@prizma.net.tr
|
|