Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 16 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Saidi Nursi'nin öğrencisi nasıl olmuştum?


BEDİİÜZZAMAN (Güzel Zaman) Saidi Nursi harap bir ahşap küçük evin odasındaki kerevetin üzerinde yatıyordu. Sol tarafta bir teldolap içinde kavanozlar ve teneke kutular vardı. Ortada duran soba gürül gürül yanıyordu ve yerde kilimin üzerine gelişigüzel dört minder atılmıştı oturmak için. Yatağına iyice uzanmış olan Saidi Nursi Hazretleri başına yeşilli sarılı bir atkı dolamış, üzerine beyaz ve kalın iki yün fanila üst üste giymişti. Kerevetin ayak ucunda ise bir leğen, iki ibrik duruyordu. (21 Ocak 1953)
Saidi Nursi beni görünce yattığı yerden doğrularak:
- Hoş geldin evlat, dedi.
Elini üç defa öptüm (âdet böyleymiş) başıma götürdüm, sonra yine o konuşmaya başladı.
- İstanbul'dan gelmişsin, oradaki talebelerim nasıllar?
- Hepsi ellerinizden öperler, dedim. O da bu arada bilmediğim, tanımadığım birçok isim sordu, bilahare şunları söyledi:
- Onları nasıl kabul ediyorsam seni de öyle kabul ediyorum. 20 sene önce tanıdığım talebem nazarımda nasıl ise, sen de öylesin. Artık sen de bol bol Risale-i Nur oku ve başkalarına okut. Belki baştan anlaması güçtür ama zararı yok, rahat et...
Saidi Nursi üç defa beni okuyup üfledi, dualar okuduktan sonra kendi hastalığından bahsederek dedi ki:
- Şimdi 83 yaşındayım (yıl 1953, 21 Ocak). Son 20 senede beni 17 defa zehirleyip öldürmek istediler. Fakat hiçbirinde muvaffak olamadılar. En son 20 gün önce bir daha denediler. Sancıdan kıvrandım. Fakat onların zehri beni yine öldürmedi.
Görüldüğü gibi Saidi Nursi daima öldürüleceği korkusu içindeydi. Bu psikoz hayatının sonuna kadar devam etmişti.
Bediiüzzaman Saidi Kürdi -diğer adı böyleydi-, yarım saatten fazla süren konuşmamızda şöyle söylüyordu:
Risale-i Nur atom bombasından daha kuvvetli ve tesirlidir. Kamer, Güneş'ten ayrılan bir parçadır. Güneş, Kamer'e peyk olamaz. İşte bunun gibi din de mukaddestir, siyasete alet edilemez. Ancak siyaset dine alet olabilir. Yani aslı gibi, Kamer'in Güneş'e peyk olması gibi!
Bediiüzzaman başucunda duran ciltli kitaplarından birini bana vererek:
- Artık sen de bir Nurcusun. Ben kimseye ne hediye veririm ne hediye alırım. Fakat ilk defa sana bir başlangıç kitabı hediye ediyorum, dedi.

Yeni kuşak Nurcular
Yerim dar olduğu için tafsilat veremiyorum. Ancak şunları söyleyeyim. Saidi Nursi gençliğinden vefatına kadar koyu bir Kürt milliyetçisi olarak yaşadı mücadele etti.
Doğu'da müritlerine "Kadın şeytandır, ondan zinhar uzak durun" derken, Batı illerinde sürgün yaşadığı yıllar bu yasağı kaldırıyor, bol bol çocuk yapmalarını öneriyordu soydaşlarına. Çok ince bir politikaydı bu. Tuttu mu tutmadı mı bilemiyorum ama 50 yıldan bu yana tanıdığım gördüğüm Nurculuk inancına bağlı insanlarımızın yaşam düzeylerinin hayli yüksek olduğudur. Zenginleşmişti yeni kuşak. Avrupalılığı gâvurluktur diye niteliyorlardı o zamanlar. Kadının elini tutmak, televizyon seyretmek... Hatta fabrika kurmak günahtı. Eskişehir'de bir Nurcuyla konuşurken bana, "Fabrikaların sosyal tesisleri olacak, bu ad altında kadınları, kızları ayartacaklardı" demişti.
İşte böyleydi 50 yıl önce. Şimdi her şey tersine döndü!

Saidi Nursi'nin hayali
Risalelerinden birinde şöyle söylüyordu Saidi Nursi:
- Ey Asurilerin, Keydanilerin cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Aslan Kürtler. Beş yüz senedir yattınız. Yeter artık uyanınız, diyordu. Bütün mücadelesine rağmen Doğu'da bir Kürt devleti kuramayacağını anlayınca bu defa bütün İslamiyeti içine alan İslam devleti peşine düşmüş, bu devletin içinde Kürdistan'ı tahayyül etmeye başlamıştı. Her yerde söylediği gibi, Saidi Nursi'ye göre, Türklük yok, Kürtlük vardı. (1953, Ocak 23, Vatan gazetesi)








Taha AKYOL
Avrupa'nın iki yüzü
MÜTHİŞ bir diplomasi savaşı. Türk heyetinden ...
Çetin ALTAN
Dekor yangını, AB cümbüşü ve Köyceğiz pazarı...
İNSANLARDAKİ, üstü örtülü "korku" tellerini t...
Melih AŞIK
Afganistan'a doğru
Afganistan'da kaçırılan Türk mühendis ölü bul...
Fikret BİLA
Türkiye, Türkiye olmaz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'e hare...
Hasan CEMAL
Ayrıntıya fazla kafayı takmayın!
Bugün ayrıntılara kafayı takmanın, yan sokakl...
Yılmaz ÇETİNER
Saidi Nursi'nin öğrencisi nasıl olmuştum?
BEDİİÜZZAMAN (Güzel Zaman) Saidi Nursi harap ...
Güneri CIVAOĞLU
Fransız TV'sinde lobi
Fransızlar "EVET... ama" derler, ancak bu kez...
Can DÜNDAR
'Taksim trafiğe kapatılmalı'
Başbakan'la çocukluğundan, gençliğinden "İETT...
Hurşit GÜNEŞ
17 Aralık vuslatı
Türkiye Cumhuriyeti 17 Aralık 2004 tarihini a...
Doğan HEPER
Olmak, ya da olmamak...
Evet, 41 yıl sonra yarın Türkiye AB kapısında...
Sami KOHEN
Bahse girer misiniz?
TARİHİ karara saatler kala, AB zirvesinden Tü...
Mehmet Y. YILMAZ
Erdoğan, son maratonda doğru yolda
"Şu son iki gün kimin yerinde olmak istemezsi...
Meliha OKUR
38 grubun borçları Bebek'e emanet...
Kimi şirket, iflas masasına bırakılmış, kimin...
Hasan PULUR
Geliyor, geliyor! Bizim vergi geliyor...
ESKİLER "Dideler ruşen!" derlermiş, yani gözü...
Derya SAZAK
AP'nin Evet'i
Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye 'tam üyelik' ...
Meral TAMER
Büyü'lü dehşet, denetimsizlik büyüsünü çözer mi?
Büyü filminin galasından televizyon ekranları...
Yaman TÖRÜNER
Balonlar
Balonların içleri hava veya gazla doludur. Ol...
Güngör URAS
Teknoloji savaşında 'oyuncu' olmalıyız
IBM (International Busines Machines) isimli A...
M. Ali BİRAND
Bugün büyük bir kriz yaşanabilir
Bugün öğle saatlerinden itibaren, Brüksel'in ...

© 2004 Milliyet