Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 16 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik

Bugün büyük bir kriz yaşanabilir


BRÜKSEL.

Bugün öğle saatlerinden itibaren, Brüksel'in Schumann meydanına bakan, Bakanlar Konseyi binası bütün dikkatleri üstüne toplayacak.
AB'nin Türkiye doruğu, öğleden sonra başlayacak.
25 üye ülke ve Türkiye dahil dört aday ülke Başbakanları da orada olacaklar. Bu dorukta çok şey konuşulacak, ancak adı Türkiye doruğu kalacak.
Avrupa Birliği, hem kendi hem de Türkiye'nin geleceğini baştan sona değiştirecek bir karar alacak.
Karar, 25 liderin katılacağı yemekte oluşacak.
Liderler görüşlerini açıklayacaklar. İtirazı olanlar sesleri yükseltecek, aksi görüştekiler tutumlarını sürdürecekler. Üç nokta üzerinde karar alacaklar.
Türkiye ile müzakerelerin başlama tarihini saptayacaklar. Müzakerelerin niteliği (tam üyelik hedefi ve anlaşmazlık durumunda ne yapılacağı) kararlaştırılacak ve nihayet Kıbrıs paragrafını konuşacaklar.
Bu tartışmanın ne kadar devam edeceğini tahmin etmek imkansız. Eğer, Fransa, Almanya ve İngiltere kendi aralarında görüş birliğine varmışlarsa, Kıbrıs veya diğer bir üye ülke ne kadar itiraz ederse etsin, sonuç pek değişmez. Tabii, büyük bir kavga da çıkabilir. Rumlar büyük bir direniş gösterebilirler. Ancak prestijleri pek yüksek olmadığı için, sözlerini geçirebileceklerini sanmıyorum. Sonunda yine İngiltere'nin dediği kabul edilecektir. Kıbrıs sorunuyla sadece Londra ve Rumlar ilgileniyorlar. Diğerlerinin pek umurunda değil.
Yemekteki bu tartışmalar sırasında liderler arasında tam bir görüş birliği çıkarsa, sorun kalmayacak. Eğer görüş ayrılıkları devam ederse, konu yarın sabahki kahvaltı toplantısında yeniden ele alınacak.
En önemlisi de, saati henüz belirlenmeyen bu akşamki Chirac, Schröder-Erdoğan buluşması olacak. Son pazarlık bu üçlü arasında yapılacak.
Şu an için halen çözülümemiş iki önemli anlaşmazlık noktası var. Biri, müzakerelerde başarısızlık durumunda nasıl bir formül uygulanacağı, diğeri de başta serbest dolaşım olmak üzere bazı konularda sürekli yasaklamalar getirilmesi.
Türkiye bu iki noktada tatmin edilmediği taktirde AB önerisini reddedeceğini belirtiyor.
Özetle, son dakikada sıkı bir at pazarlığı yapılacak.
Benim tahminim, bu gece geç saatlerde veya yarın öğlene doğru bir sonucun alınacağı şeklinde.

KİM NE KAZANACAK ?
Türkiye beklediğini elde edecek mi ?
Bu sorunun yanıtı, bizim ne beklediğinize bağlı.
Eğer niyetimiz herşeyi almak, içinde rahatsızlık duyacağımız hiçbir şeyin bulunmamasını istiyorsak, böyle bir sonuca ulaşmak zor.
Avrupa Birliği ile kim müzakere yaparsa yapsın, hep aynı manzara ile karşılaşılır. Özellikle de kendi aralarındaki pazarlıklarda hiç şaşmaz. Herkes bir parçasını alır. Kimse istediklerinin tamamını kabul ettiremez. Önemli olan bir tarafın "kazanması" değildir. Önemli olan bir uzlaşının bulunması ve sonuç alınmasıdır.
Genelde bizim müzakere anlayışımız farklıdır.
Bizim lügatimizde "uzlaşı" kelimesi, mutlaka "ödün vermek" anlamına gelir ve çok kötüdür. Bizim mutlaka her istediğimizi elde etmemiz gerekir.
İşte bu tip gözlüklerle okuyacaksak, doruk bildirisini beğenme şansımız son derece az olacaktır. Eğer AB'deki müzakere anlayışı ve genel yaklaşıma göre bir değerlendirme yapacaksak, o zaman -şu ana kadar elimize geçen bilgilere dayanarak- Türkiye'nin süprizlerle karşılaşılmazsa istediklerinin veya beklentilerinin büyük bir bölümünü elde edebileceğini söyleyebiliriz. Ancak şunun da bilinmesinde yarar var. Hala Türkiye'yi tatmin etmeyen iki sorunla karşı karşıyayız. Biri sürekli yasaklar diğeri de müzakerelerin başarısızlığı halinde ne yapılacağı ile ilgili paragraf.
Ancak hiç şaşırmayın, zira doruk bittikten sonra her iki tarafta zafer açıklamaları yapacaklar. İşin doğrusu da bu olacak.

* * *

ERDOĞAN, FİNALDEKİ ROLÜNE HAZIR MI ?
Merak ediyor olabilirsiniz diye yazıyorum.Ben çok merak ettiğim için araştırdım.
Brüksel'deki Konsey binasındaki bu toplantıların büyük bölümü kulislerde geçer. Hele bir metin üzerinde anlaşma sağlanmaya çalışılıyorsa, durum daha da karışır.
Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, Konsey binasında Türkiye'ye ayrılan odalarda misafir edilecekler. Saatler boyunca, kendi aralarında sohbet edecekler, ikili görüşme randevusu varsa onlarla konuşacaklar ve bekleyecekler. Genel oturuma (25'ler konseyine) girmeyecekler. Arada birileri gelecek ve ellerindeki metinleri gösterip, varılan bir uzlaşıyı kabul edip edemeyeceklerini soracaklar. Birileriyle telefon konuşmaları, ayaküstü ricalar ve bol bol kahve- çay içimi...
Türk heyetinin saatleri işte böyle geçecek.
Asıl heyecan yarın yaşanacak.
Karar kesinleştikten sonra, işin en önemli yanı (bunu ben aktörlüğe de benzetirim), yani sonucu kamu oyuna satma süreci başlayacak. Başbakanın basın merkezindeki açıklaması, hayati derecede önemli olacak. Zira Tayyip Erdoğan, kullanacağı kelimelerle, vücut diliyle kararın tonunu- rengini ortaya çıkaracak.
Umarım, çok ince dengeleri, iç poltika manevralara kulak asmaz da, içinden geldiği gibi konuşur. Zira bu konuşma, Türkiye'nin tarihinde en çok tekrarlanacak konuşmalarından biri olacak.
Umarım, işin içeriği kadar tiyatro yönüne de gereken ihtimam gösterilir.Hiçbir şey tesadüfe bırakılmaz. Herşey kelimesi kelimesine, dakikası dakikasına hesaplanmıştır. Aksi halde tarihi bir fırsatı kaçırmış olur.
Zira unutmayalım ki, Uluslararası ilişkilerde tiyatronun yeri, bazen içerikten dahi önemlidir. Daha kalıcı olur ve daha ilgi çeker.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Avrupa'nın iki yüzü
MÜTHİŞ bir diplomasi savaşı. Türk heyetinden ...
Çetin ALTAN
Dekor yangını, AB cümbüşü ve Köyceğiz pazarı...
İNSANLARDAKİ, üstü örtülü "korku" tellerini t...
Melih AŞIK
Afganistan'a doğru
Afganistan'da kaçırılan Türk mühendis ölü bul...
Fikret BİLA
Türkiye, Türkiye olmaz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'e hare...
Hasan CEMAL
Ayrıntıya fazla kafayı takmayın!
Bugün ayrıntılara kafayı takmanın, yan sokakl...
Yılmaz ÇETİNER
Saidi Nursi'nin öğrencisi nasıl olmuştum?
BEDİİÜZZAMAN (Güzel Zaman) Saidi Nursi harap ...
Güneri CIVAOĞLU
Fransız TV'sinde lobi
Fransızlar "EVET... ama" derler, ancak bu kez...
Can DÜNDAR
'Taksim trafiğe kapatılmalı'
Başbakan'la çocukluğundan, gençliğinden "İETT...
Hurşit GÜNEŞ
17 Aralık vuslatı
Türkiye Cumhuriyeti 17 Aralık 2004 tarihini a...
Doğan HEPER
Olmak, ya da olmamak...
Evet, 41 yıl sonra yarın Türkiye AB kapısında...
Sami KOHEN
Bahse girer misiniz?
TARİHİ karara saatler kala, AB zirvesinden Tü...
Mehmet Y. YILMAZ
Erdoğan, son maratonda doğru yolda
"Şu son iki gün kimin yerinde olmak istemezsi...
Meliha OKUR
38 grubun borçları Bebek'e emanet...
Kimi şirket, iflas masasına bırakılmış, kimin...
Hasan PULUR
Geliyor, geliyor! Bizim vergi geliyor...
ESKİLER "Dideler ruşen!" derlermiş, yani gözü...
Derya SAZAK
AP'nin Evet'i
Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye 'tam üyelik' ...
Meral TAMER
Büyü'lü dehşet, denetimsizlik büyüsünü çözer mi?
Büyü filminin galasından televizyon ekranları...
Yaman TÖRÜNER
Balonlar
Balonların içleri hava veya gazla doludur. Ol...
Güngör URAS
Teknoloji savaşında 'oyuncu' olmalıyız
IBM (International Busines Machines) isimli A...
M. Ali BİRAND
Bugün büyük bir kriz yaşanabilir
Bugün öğle saatlerinden itibaren, Brüksel'in ...

© 2004 Milliyet