Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Aralık 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Küçük hanımın bebeği Evropa'dan

"Bak" dedi, "sen Avrupa nasıl bir yer biliyor musun?" Başladı "Avrupa" diye bambaşka bir dünya anlatmaya. Orası öyle bir yerdi ki, orada benim hayal bile edemeyeceğim oyuncaklar vardı. Hele oyuncak bebekler öyle güzel, öyle akıllıydı ki her şeyi yapabiliyorlardı


Ben beş yaşındayken annemle babam Avrupa turuna çıktılar. "Dünya turu" gibi di mi, çok havalı; "Avrupa turu". 40 günlük bir seyahat. Abimle ben aynı yerde kalırsak yük oluruz diye bölüştürüldük. Birimiz amcamlarda kalacaktık, diğeri de anneannemlerde.
Demokratik bir aileyiz ya, kimin nereye gideceği kararı önce biz çocuklara bırakıldı. Abim hemen anneannemlere gitmek istedi. Onlar o zaman Eğin'deler -Kemaliye şimdi adı. Ki bilen bilir sadece Türkiye'nin değil bence dünyanın en güzel yeridir. Üstelik bir ay didiklesen bitmez kocaman ev. Koş koş bitmez bahçeler...
Ben beş yaşında bunlara akıl erdirdiğimden değil, ama aynı anda hem annemden hem babamdan, üstüne de abimden ayrı kalmayayım diye herhalde, tutturdum: Ben de Eğin'e gideceğim.
Ağlamaya da başlayınca...

Dünyanın en güzel oyuncak bebeği Avrupa'da
Abim baktı, ben ağlamaya devam edersem, annemler olaya el koyacak. Normal olarak da ona "Sen abisin. Kardeşin ufak. O anneannenlere gitsin" denecek.
Beni kenara çekti. "Bak" dedi, "sen Avrupa nasıl bir yer biliyor musun?"
Başladı "Avrupa" diye bambaşka bir dünya anlatmaya. Orası öyle bir yerdi ki, orada Türkiye'de olmayan, benim hayal bile edemeyeceğim oyuncaklar vardı. Hele o oyuncak bebekler öyle akıllıydı ki her şeyi yapabiliyorlardı.
Ağlamayı keser ve amcamlara gidersem, abim annemlerden hediye istemeyecek, hakkını bana verecekti. Böylece dünyanın en güzel bebeğini getirecekti annemler bana. Tabii inandım. Annemlere ağlayan, konuşan, yürüyen, yemek yiyen bir bebek sipariş ettim. Karşılığında da amcamlara ben gidecektim.
Açıkçası farkında olmadan çok iyi bir anlaşma yapmıştım. Ben zaten beş yaşında olduğum için Eğin'de kafama göre bahçelerde o ağaç senin, bu ağaç benim dolanamayacaktım. Amcamların bahçesi yoktu ama kızları vardı, benimle bütün gün evcilik oynadılar. Amcamın oğlu her akşam beni bisikletle gezdirdi. Yengem -canım ya- içine bozuk para saklanan içliköfteler, dolmalar pişirdi bana. 40 gün boyunca bir dediğim iki olmadı.
E bir de gelecek Avrupalı oyuncak bebeğin hayali var aklımda; yürüyor, konuşuyor, yemek yiyor...

Avrupa'dan oyuncak bebek bekleyen çocuk: Türkiye
Niye anlatıyorum bunları? Şu Avrupa Birliği meselesini, takip ediyorsanız eğer, köşe yazarları bin türlü benzetmeyle yazdılar çizdiler.
En son Mehmet Barlas, 17 Aralık'a doğru Avrupa ülkelerinin tutumlarını açıklamaya başlamasını Eurovision Şarkı Yarışması'nda puanların açıklanmasına benzetti. Sonra yine Barlas "Gelinim Olur musun" evindeki Semranım'ı AB'ye, Ata ve Sinem'i de Türkiye'ye benzetti.
Ben de işte ah şu benim 5 yaşımı Türkiye'ye, Avrupa'dan gelecek oyuncak bebeği de Türkiye'nin AB'ye girdiğinde (ya da şu andaki durumda, tarih aldığında) elde etmeyi umduğu şeylere benzetiyorum.
Yürüyen, konuşan, yemek yiyen bebeği; siz "demokrasi" diye okuyun, "insan hakları" diye okuyun, "iş, aş, para" diye okuyun...

* * *

Annemler bana bir bebek getirdiler tabii. Ağzındaki emziği çıkarınca ağlayan, emziğini ya da biberonunu ağzına sokunca susan bir bebek.
Bu ne be? Hani yürüyecekti, konuşacaktı, benim tabağımda bıraktığım şeyleri yiyecekti...
Abimde çareler tükenmez. Biberona su doldurdu. Bebeğin altına da bir delik açtı. Böylece üstten su içen ve anında alttan işeyen bir bebeğim oldu!
İşte böyle.

manik depresif köşe
Sabahtan beri aramaktan çıldıracağım. Bir hikaye kitabı vardı. Şahaneydi. Hikayelerden birinde kadın ölen kocasının henüz ölmemiş beynini bir leğene koyup eve getiriyordu. Yoksa kafasını mı koyuyordu leğene? Galiba adamın gözleri de vardı çünkü. Sonra kocasının beyninin ve gözünün karşısına geçip sigara içiyordu. Maniyi, depresyonu geçtim, kafayı yiyeceğim. Kim bu yazar? Kitabın adı ne? Bilenlerin insaniyet namına e-posta adresime bildirmeleri önemle rica olunur.

Kavanozda beyinler yapan kavanozdaki beyinler
İlkokulda bir arkadaşımın, Esra'nın babası imamdı. Esra ha bire "Allah görür, Allah duyar, Allah korusun, Allah bilir" diye konuşurdu.
Ben bu kez ilkokul ikinci sınıfta falanım. Bizimkiler sosyal demokrat, laik -kısaca "Cumhuriyet gazetesi okuru" diyeyim ben, siz anlayın- iki öğretmen olduklarından yok tabii bende böyle bir Allah bilgisi.
Abime koştum. "Allah ne?" Abim de eveledi geveledi, "Hani sen bebeklerinle oynuyorsun ya" dedi, "işte Allah da seninle oynuyor." Demek Allah, oyun oynayan dev bir çocuk!
Biz kimiz, neyiz, nereden geldik, niye yaşıyoruz, yaşayıp da ne halt ediyoruz... Herkes sorar ya kendine. Yıllar sonra kaçak girdiğim Arda Denkel'in felsefe dersinde (Arda Denkel ölmüş ha, çok üzüldüm) bizim aslında kavanozda yaşayan beyinler olabileceğimiz gibi felsefi bir şeyler tartışılıyordu.
Düşünsenize; sabahları uyandığımızı, kahvaltı ettiğimizi, işe gittiğimizi, çalıştığımızı falan sanıyoruz ama aslında kavanozdaki beyinleriz ve bunların hepsi bir bilim adamının beynimize gönderdiği algılar.
Kavanozdaki beyinler olup olmadığımızı nereden bilebiliriz ki? Aksini nasıl kanıtlarız? Ki biri "Kavanozdaki beyinler kavanozdaki beyinler olduklarını düşünemezler" diye aksini kanıtlamaya çalışmış ama Denkel bu açıklamaya pek prim vermiyordu. Eğer bilim adamı beynin bu olasılığı da tartışmasını isterse pek ala kavanozdaki beyinler kavanozdaki beyinler olup olmadıklarını düşünebilirler.
Neyse işte, hayatımı etkileyen varoluşsal açıklamalara bakar mısınız: Dev çocuk-tanrının oyuncak bebeği ve kavanozdaki beyinlerle eğlenceli deneyler yapan bir bilim adamının yine bir nevi oyuncağı!
Amerikalı bilim adamları sıçan nöronlarıyla kavanozda, beherde, adı her ne haltsa onun içinde bir beyin yapmışlar. Sonra bu beyne bir jet uçağı simülatörünü kullanmayı öğretmişler.
Merak ediyorum: Bu beyin bir kavanozda olduğunu biliyor mu? Yoksa kendini hâlâ vücudu olan bir sıçan mı zannediyor?
Daha mühimi: Kavanozdaki beyinler kavanozda bir beyin yapabilirler mi?
Ya karşılıklı aynalar gibi; kavanozda beyinler yapan kavanozdaki beyinlersek biz hepimiz?

tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
Sanatla buluşmak için son iki gün
"Sustuğum zaman güzel değilim. Konuştuğum zaman güzelleşiyorum"
Rakıyı Mehmet'le şarabı Pierre'le için!
Çirkin ördek kuğuya dönüşünce
"Artık genç kız hayranlarım değil çocuklarım önemli"
Ünlü markaların yeni müşterileri
Kutlamalar kent ışıklarının söndürülmesiyle başladı
"Çocuklardan yardımlaşma ordusu kuracağız"
Yeni yıl için hediyeler
Açık büfe eğlence
Buz gibi bir hafta bizi bekliyor
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Çevrimin açıklaması
En iyi kısa filmciler belirlenecek
Resfest başladı, sakın kaçırmayın!





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet