|
Dananın kuyruğu, zenginin buyruğu, çulsuzun yumruğu...
POLİTİK laklakiyat öylesine bir abandı ki, Türkiye'nin AB üyeliği için müzakere tarihi alıp alamayacağına; neredeyse insanın:
- Bir bardak su ver, ama AB'siz olsun; diyesi gelmeye başladı...
Neyse, bu akşam laklakiyatın ilk perdesi kapanmış olacak. AB Bakanlar Konseyi, üyelik için Türkiye ile de müzakerelerin önümüzdeki yıl başlayabileceğini, sanırım ilan edecek nihayet.
Sonra da bir hafta daha sürüp gidecek; alınmış olan kararın ne kadar lehimizde, ne kadar aleyhimizde olduğu yorum ve tartışmaları...
***
Yıllar boyu sürecek müzakerelerden sonra, AB üyeliğinin gerçekleşeceği tarih o kadar uzak ki, uzakları aşıyor...
Ben diyeyim, 10 yıl sonra; siz deyin, 20 yıl sonra...
Şimdi gelelim asıl soruna. Küçük Asya akıldanelerinin dürtüklenmesinden pek hoşlanmadıkları soruna:
Neden AB üyeliğinin gerçekleşeceği tarih bu kadar uzaklarda?
Çünkü efendim Türkiye'nin gerek ekonomi altyapısı, gerek oligarşik yönetim yapısı -ne kadar makyajlanırsa makyajlansın- içler acısı bir ilkellikte...
***
Küçük Asya akıldanelerinin hiç hoşlanmadıkları konulardan biri de; hamasi ve mistik babalanmalarda çınlatmayı pek sevdikleri "biz-onlar" ayrımının; bilimsel tablolarda somut olarak karşılaştırılması...
Örneğin AB üyesi ülkelerin bütçelerinde Adalet bakanlıklarına ayrılan pay ne kadar, bizde ne kadar?
Bizde ne kadar, hemen söyleyelim; binde 8.
Ya adam başına düşen ulusal gelir?
Bizde 3 bin dolar; Lüksemburg'da 32 bin dolar; AB ortalaması 20-22 bin dolar...
***
Politik tabloların karşılaştırılmasına gelince...
Son 50 yılda, politik nedenlerden ötürü bizde idam edilmiş olanların sayısı ne kadar; AB üyesi ülkelerde ne kadar?
Önceki gün hayattan kopmuş olan Şükran Kurdakul; kalemle kâğıt arasında açtığı, -vitrin dışı- çeşitli gül, lale ve menekşelerinden ötürü burada çektiklerini; AB üyesi ülkelerden birinde yaşamış olsa, yine çeker miydi?
***
Eveeet, dananın kuyruğu nihayet bu akşam kopuyor...
21. yüzyılın, kendine özgü küresel kuşu, nihayet bizim de başımıza konmak için bir hayli yaklaşacak...
Biz ne kadar, "Türk'e Türk'ten başka dost yok", "İmtiyazsız, sınıfsız, birleşmiş bir kitleyiz", "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" teraneleriyle; bireylerin "yaşam kalitesi" açısından, 173 ülke arasında 88'inci basamağa ve böylece Yunanistan'ın da 60 basamak altına düşerek, 20. yüzyılı da bal gibi ıskalamış olduğumuzun farkında olmasak dahi; küreselleşmenin hızı bizi de sarmalamada...
***
78 yıllık faşist bir ceza yasasının arkasına sığınmış, ilkel ve iç yüzü karanlık bir oligarşinin, neredeyse gizli bir iç sömürgesi durumuna kaymış gibi olsak bile; dış dinamiklerin zemberekleri çalışmakta...
Oligarşik egemenliklerin, silah alımları da dahil, anlamsız saltanat savurganlıklarından ötürü, yoksulluğun sinsi bataklıklarına itilmiş yığınlar da zenginleşmeli ki; modern teknolojinin yaygınlaşan ürünleri, daha geniş pazarlar bulabilsin kendine.
***
Meslek, sanat ve bilim alanlarında, kalite açısından yeterince billurlaşamamış yörelerde; en itibarlı, en göz alıcı hedefler; politik makamlarla, bürokratik koltuklar...
Ve oralara kavga dövüş çıkanlar, ekonomik açıdan zengin merkezlerin buyruklarına, ister istemez bağımlı...
İçerideki en büyük ve acımasız rekabet olan politik rekabet ise, göz diktiği saltanata kavuşmak için; afsunlanmış grupların hamaset coşkusunu kullanır; yumruklar havaya kalkar, "onlar-biz" ayrımı, testereyle karpuz keser gibi, iyice ikiye bölünür ve naralanmalar başlar:
- Kâfirlerin oyununa gelmeyelim...
- ...
- En büyük Türkiye, başka büyük yok...
- ...
- Vatan elden gidiyor, Hasan Tahsin neredesin!
***
1968 kuşağının azgınlarından olan, şimdi Yeşiller'in sözcüsü Cohn Bendit ile; yine aynı kuşağın azgınlarından, şimdi Almanya Dışişleri Bakanı olan Fischer; şayet Türkiye'de, Türk olarak yaşasalardı...
Biliyorsunuz ne olacağını...
İkisi de çoktan asılmış olacaktı...
***
Köyceğiz'de tek katlı, yoksul görünümlü, eski bir Köyceğiz evi... Önündeki balkonumsu yere renk renk çamaşırlar asılmış; kırmızı entariler, beyaz çarşaflar, mavimtırak gömlekler...
Önündeki bahçede lahanalar, soğanlar, salatalıklar...
Bir de, küçücük bir korkuluğu var bahçenin; hem başına, hem iki yana açılmış kollarına çaput sarılmış...
Yürürken, bazen gözüm ilişiyor o minnacık korkuluğa; 20. yüzyılın geri kalmış ülkelerindeki yaygın bir şovenizmin simgesi gibi sanki...
21. yüzyıl dinamizminin küreselleşme kuşu ise, korkuluğa boş vermiş, başımıza biraz daha yaklaşıyor, konmak için...
c.altan@prizma.net.tr
|
|