|
 |
|
|
Bugün 17 Aralık!
BRÜKSEL
Conrad Oteli, İmparatorluk Salonu. 16 Aralık perşembe sabahı. Başbakan Erdoğan gazeteci milletiyle sohbet ediyor. Yanında Dışişleri Bakanı Gül, yakın çevresi, danışmanları...
İkisi de somurtuk değil.
Güler yüzlü bir havadalar.
Bu hava, belki de gidişin iyi olduğunu gösteren bir işaret olarak algılanmak istendiği için olacak, not ediliyor.
Ayrıca, Başbakan Erdoğan'ın üslubu bir gün öncesine göre değişmiş. Negatif değil, pozitif bir söylem içinde. Konuya olumlu tarafından yaklaşıyor, öyle konuşuyor.
Ama ihtiyatlı, ölçülü.
"Olumlu yaklaşım içindeler" diyor Erdoğan, "Ama daha her şey hallolmuş değil tabii..."
Cumhurbaşkanı Chirac'ın bir akşam önceki güzel konuşması, Türk heyetindeki havayı anlaşılan iyi etkilemiş. Erdoğan, konuşmayı olumlu ve cesur diye niteliyor.
Hemen arkasından ekliyor:
"Ama önce metni görmek lazım. İlla da metin!"
Herkesin kafasında genellikle tek bir soru var. Yalın bir soru: Bu saatten sonra kopma olur mu? Aklı başında hiç kimse bir kopmayı, bir krizi temenni de etmediği için buna ihtimal vermek istemiyor. Böyle bir olumsuzluğu pire için orman yakmak diye niteleyenler çoğunlukta...
Başbakan Erdoğan'a soruyorum:
"Bugünlere kolay gelinmediğini en iyi bilen sizsiniz. Onun için buralara geldikten sonra sizin evet demeyeceğiniz, hayır diyeceğiniz bir karar metnini Avrupa masaya koyabilir mi?"
Temkinli geliyor cevap:
"Bu bir iflas olur. Yazık olur. Biz de onlar da çok yorulduk bugünlere gelinceye kadar... Temenni etmiyorum böyle bir şey olmasını..."
Erdoğan, zirvenin istedikleri gibi kapanması halinde bunun bir zafer gibi değil, sadece bir başarı olarak algılanmasına taraftar olduğunu, bir başarının kendilerini şımartmaması gerektiğini belirtiyor. "Bugüne kadar olduğu gibi yürüyüşümüzü temkinli biçimde sürdürürüz. Ayaklarımız yerden kesilmez" diyor.
Ya başarısızlık?..
Bu soruya yanıtı serinkanlı:
"Böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum ama... Bunun bir yıkım gibi alınması doğru olmaz. Türkiye ayaklarının üstünde duracak kadar güçlüdür. Yolumuza devam ederiz yine..."
Hep aynı soru kafamda:
Kopma, kriz olur mu?
Erdoğan'ı dün sabah dinledikten sonra da aynı kalıyor yanıtım:
Olmaz!
Cumhurbaşkanı Chirac'ın çarşamba akşamı yaptığı konuşmadan sonra böyle bir ihtimal daha da uzaklaştı diye düşünüyorum. Fakat yine de tedirginlik var. Conrad Oteli'ni mekân tutmuş Türk heyetindeki bu tedirginlik havasının anlaşılır nedenleri var.
Konuştuğunuz zaman kopmaya ihtimal vermiyorlar. Ancak bazı yerleri değiştirme, düzeltme, törpüleme çabasındalar. Çünkü, Türkiye kamuoyuna bazı noktaları daha kolay, daha zahmetsiz açıklamaya ve muhalefetten gelebilecek eleştirileri daha kolay savuşturabilmeye dönük bir uğraş bu...
Bu yüzden, Başbakan Erdoğan ille de metin diyordu dün sabah bizimle sohbet ederken.
Neler olabilirdi o metinde Türkiye'yi rahatsız eden? (1) Müzakerelerin açık uçluluğu... Daha doğrusu bunun arkasına Fransa'nın, Avusturya'nın ileriye dönük olarak dolaylı biçimde özel ilişki anlamına gelebilecek cümleler takması... (2) Kıbrıs... (3) Daimi, kalıcı koruma meselesi...
2005 yılı içinde üyelik müzakerelerinin başka bir karara gerek olmadan başlayacağı konusunda artık herhangi bir kuşku kalmadığı anlaşılıyor. Türkiye'nin çok uzun zaman en çok bastırdığı nokta buydu.
Kıbrıs ise Kopenhag kriterleri arasında olmadığı için 17 Aralık kararının çıkmasında belirleyici olamazdı.
Daimi, kalıcı korumaya gelince...
Başbakan Erdoğan'ın da dün sabah dediği gibi bu konu Avrupa Birliği felsefesine aykırıydı; Avrupa hukukuna aykırıydı. Ya da zirvede kabul edilse bile Avrupa Adalet Divanı'ndan dönecek bir karardı.
Ama varsayalım zirveden geçti.
Ne olur?
Son taslakta da daimi, kalıcı koruma gerektiğinde düşünülebilir diye, yani bir ihtimal olarak geçiyordu. Peki, bu ihtimal ne zaman gerçekleşebilir?
23 yıl sonra...
Bu ne mi demek?
Üyelik müzakerelerinin 10 yıl sürdüğünü düşünün. Arkasından 10 yıl geçiş dönemi (Polonya'ya 8 yıl kondu) gelir. Etti mi 20 yıl. Bunun sonunda bir 3 yıl da ek koruma gelebilir.
Yani 23 yıl!
Sen eğer Türkiye olarak 23 yılda ekonomini düzeltememişsen, çeyrek yüzyıl içinde kalkınıp insanının aşını işini yoluna sokamamışsan, çek kuyruğunu gitsin. Vazgeç bu sevdadan.
Yanlış anlaşılmasın. Daimi, kalıcı korumaları savunmuyorum. Ama bir pencere açmak istiyorum, neyi tartıştığımız konusunda...
Tekrar başa dönersek.
Başbakan Erdoğan'nın dün sabah gazeteci milletiyle sohbet ederken Avrupa'ya yaptığı çağrıya gönülden katılıyorum:
"Gelin bu yolculuğu önyargılardan uzak biçimde, herhangi bir ayrımcılık da yapmadan birlikte sürdürelim."
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Erdoğan: Biz hızlı gideriz BAŞBAKAN Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, dün... | |  | Çetin ALTAN | | Dananın kuyruğu, zenginin buyruğu, çulsuzun yumruğu... POLİTİK laklakiyat öylesine bir abandı ki, Tü... | |  | Melih AŞIK | | Hikmet Çetin'den... Afganistan'daki gelişmelere ilişkin dünkü yaz... | |  | Fikret BİLA | | Doğrultu... Brüksel'de diplomasinin bütün incelikleriyle ... | |  | Hasan CEMAL | | Bugün 17 Aralık! Conrad Oteli, İmparatorluk Salonu. 16 Aralık ... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | En uzun gece Başbakan Erdoğan, dün geç saatlerde milletvek... | |  | Can DÜNDAR | | Merhaba Avrupa! Biz geldik!.. Havaalanında son gümrük muayenesini yapan pol... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Esra hâlâ okullu olamadı! Türkiye AB'li olmaya olacak. Bu iyice netleşt... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Kaç yıl sonra AB'ye tam üye olacağız? Türkiye artık Avrupa'nın yedeğine alınıyor. T... | |  | Sami KOHEN | | En uzun gün... Ve gece ÜNLÜ Hollywood filminin başlığından esinlener... | |  | Mehmet Y. YILMAZ | | Geceliklerin esası kısalıktır! BRÜKSEL - Bir tarihi dönüm noktasına tanıklık... | |  | Faik ÖZTRAK | | 17 Aralık sabahı akla gelen riskler Bugün Türkiye'nin AB yolculuğunda önemli bir ... | |  | Derya SAZAK | | Son dönemeç Türkiye-AB müzakereleri öncesinde artık 'son ... | |  | Meral TAMER | | AB'nin geleceği, Türkiye'nin ise geçmişi masada... 2 gün önce Google'a Turkey + EU diye yazdığım... | |  | Güngör URAS | | 'Evet' dönüşü olmayan bir yol Biz, kendi önemimizi ve değerlerimizi (Türkiy... | |  | Serpil YILMAZ | | AB ile Güneydoğu'nun buluşması Avrupa'nın siyasal malzeme aktörü Güneydoğu, ... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Bize, tarih ve tam üyelik sözü yeter... Bu yazıyı okuduğunuz sıralarda büyük olasılık... | |
|
|