|
En uzun gece
Başbakan Erdoğan, dün geç saatlerde milletvekillerine "Geceyi gündüz yapacağız. Sabaha kadar çalışacağız" dedi. İşte durum bu. Sabaha kadar, hatta öğleye kadar yoğun temas trafiği olacak...
Kötü; çünkü her şey bıçak sırtında... İyi; çünkü "kopma" olmadı. Herkes çözüme odaklanmış bulunuyor.
Aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong'u anımsıyorum.
"Ay'a bu ilk temas ve küçük bir adım ama insanlık için büyük adım" demişti.
Türkiye'nin AB'den tam üyelik müzakereleri için tarih alması da belki ucu açık bir süreçte "küçük adım" sanılabilir... Oysa Türkiye'nin 200 yıllık Batılılaşma yürüyüşü ve AB'nin "uygarlıklar uzlaşması" hedefi için "tarihi ve büyük adım" olarak görülmelidir.
Brüksel'e dün sabah bu düşüncelerle indim.
Beklentiler böylesine "mega ölçekli olunca gerilim de yüksek grafik çiziyor.
Kalp ve yürek
Kaldığım Conrad Otel, zirveye katılacak liderlerin kodamanları Chirac ve Berlusconi'nin konukevi gibi.
Onların kurmayları, siyasetçiler ve gazeteciler de oteli doldurmuş.
Avrupa'nın kalbi Brüksel'deki AB binaları, nabzın tutulduğu yer ise bu otel.
Lobi, salonlar, giriş, hatta bahçe televizyon setleri gibi. Her tarafta kamera.
Asansörlerin önleri bile muhabirler, foto muhabirleri ve TV kameralarının barajıyla tutulmuş.
Gün boyu böyle devam etti. Gündemin ilk, belki de tek konusu Türkiye...
Gerçi... Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın bir gece önce Fransız TF 1 kanalında yayımlanan söyleşisinde ortaya koyduğu tavır, tansiyonu biraz aşağıya çekmişti ama gene de sinir telleri hâlâ duyarlıydı.
Varılan nokta şuydu:
"Tarihin alınacağı" artık açıkça görülmüştü.
"İmtiyazlı ortaklık" ya da "özel statü" gibi seçenekler ve sapmalar 17 Aralık kararında yer almayacaktı.
Hem Chirac hem Avrupa Parlamentosu bunların altını çizmişti.
Fakat...
Bu kez "ince ayar" için yoğun çabalar gösteriliyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, haber sütunlarında da okuduğunuz yoğun görüşme trafiğini sürdürüyordu. Dün 13 lider ile görüştü... Sabaha dek bu sayı artabilir.
Duyarlı sözcükler
Dün sabah bir basın sohbeti yapan Recep Tayyip Erdoğan, bunca gerilimli insanın arasında belki tek sakin olanı.
Onun bu psikolojisi, "Elden gelen her şey yapıldı, bundan sonrası yazgı" diye algılanabilir.
Gazetecilere, Chirac'tan "risk alabilen, gerçek devlet adamı" diye söz etmesi dikkat çekici...
Fransa Cumhurbaşkanı'nın popülist bir yaklaşımla kamuoyu araştırmalarına, iç politika girdaplarına kapılmamış olması Türkiye'nin avantajı.
17 Aralık, yani bugün için çizilen strateji şöyle:
"Eğer iyi sonuç alınırsa, bunu, bir zafer gösterisine dönüştürmemek.
Sadece... Başarıyı vurgulamak.
Ayrıca... 17 Aralık'ın bütün getirilerini AKP'ye yontmamak, bunu Türkiye'nin aldığı sonuç olarak sunmak..."
Ya tersi olursa? Düşünmek bile istemiyorum.
Erdoğan, ince ayarlar için çaba gösteriyor derken örnekler vereyim:
"Ucu açık sözcüklerinin kararda yer alması halinde bunun nasıl ifade edileceği. Yani, müzakere çıkmaza girerse ne olacağı karar metnine girecek mi? Özellikle, Kıbrıs konusunda, müzakere süreci başlamadan ya da başladıktan sonra bu sorunun Türkiye önüne bir dayatma, bir sıkıştırma malzemesi olarak getirilmesini önleyecek ifadeler kullanılması önemli... Kıbrıs, Fransa ve Avusturya, 3 Ekim'e kadar Türkiye'den adım için dayatıyor... Görüşmeler burada zorlanıyor...
Berlusconi de, "Girmek istediğiniz kulübün üyesini tanımalısınız" dedi.
Final heyecanı
Liderler, yemekte, Türkiye için kararın son şeklini saptayacaktı.
Ancak, Kıbrıs gündemi yaratılarak süreç tıkanmış gibi görünüyor. Erdoğan ve Gül, şu satırlar yazılırken dönem başkanı olarak Hollanda Başbakanı'na gidiyorlardı. Çözüm saatleri sayılıyor.
Bugün öğleye kadar "son metnin" oluşması gerek.
En uzun gece...
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|