Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Aralık 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
O ilk kitap, o ilk heyecan

İlk kitap yazarın ilk büyük heyecanıdır. Hele çiçeği burnunda bir şair, bir öykücü, bir romancıysa inanılmaz bir umut kaynağıdır


Geçen hafta Milliyet Pazar'da, aralarında Erdal Öz, Ataol Behramoğlu, Selim İleri'nin de bulunduğu yazarlar, ilk kitaplarının yayımlanış serüvenini anlatıyordu.
Selim'in ilk kitabını eczaneden yürütülen parayla bastırdığını bilmiyordum ama Erdal'ın "Odalarda" romanının yayımlanış serüvenini neredeyse topluca yaşamıştık.
İlk kitap, yazarın ilk büyük heyecanıdır. Hele Yahya Kemal gibi, Dıranas gibi durmuş oturmuş, kendini kitap yayımlamadan da kabul ettirmiş bir sanatçı değilse, çiçeği burnunda bir şairse, bir öykücü, bir romancıysa inanılmaz bir umut kaynağıdır. O kitap herkes tarafından okunacak, değerlendirilecek, yazarının eşsiz yeteneğini dosta düşmana kanıtlayacak sanılır.

* * *

Ben de yaşadım o heyecanı. 45 yıl önce. 1959'da.
A Dergisi'ni yayımlıyorduk. Derginin yanı sıra kitap da yayımlayalım dedik. Kendi kitaplarımızı elbette. Ama belirli bir sermayemiz olmadığı için, herkes kitabının giderini kendi karşılayacaktı. İki kitap hazırdı. Daha doğrusu, iki kitabın parası. Onat (Kutlar) "İshak"ın kağıt, baskı, cilt giderleri için gerekli parayı bir yerlerden denkleştirmişti. Ben de Yaşar Nabi'ye yaptığım bir kitap çevirisinden aldığım parayı kendi kitabıma, "Soğuk Otların Altında"ya ayırmıştım.
Bir çeviriyi de Şükran Kurdakul'un Ataç Yayınevi'ne yapmıştım o sıralar. William Faulkner'in "Kırmızı Yapraklar"ı yayımlanmıştı ama Şükran çeviri ücretini ödemekte güçlük çekiyordu. Teknik Üniversite'nin karşısında bir kırtasiyeci dükkanı vardı. Bir gün, onu sıkıntıdan kurtarmak için, "İstersen çeviri ücretini kağıt olarak öde" dedim. Zaten alacağım üç-beş kuruştu. Şükran'ın da işine geldi bu. Dükkandan dünya kadar resim kağıdı aldım, hesabı kapadım.
Resim kağıtları doğru Ertuğrul beyin basımevine. Kitabım orada basılıyordu. İlk heves ya, resim kağıtlarına özel baskı yapılacaktı.
Unuttum şimdi, 2 bin bastığımız kitabın 100'ü mü, 150'si mi, o resim kağıtlarına basıldı. Onlar da, büyük umutlarla imzalanıp ünlü yazarlara sunuldu.

* * *

İlk kitapla ilgili bir başka anım daha var. Vatan gazetesinin başlığının yanında, küçücük bir çerçeve içinde kitap ilanları yayımlanırdı o sıralar. Her ilan 25 lira. Biz de 25 liraya kıyıp kitabın ilanını verdik.
Ertesi hafta Anadolu'dan bir mektup: "Vatan gazetesinin başmakalesinde methedilen 'Soğuk Otların Altında' adlı kitaptan adresime bir adet ödemeli göndermenizi..."

* * *

Ama ikinci kitabımın anısı daha renkli.
1960. Antep'teydim. "Gök Onları Yanıltmaz" kitabımı bastıracaktım. Ama o yıllarda Antep'te kitap basacak basımevi nerede... El dizgisi, pedal baskısı.
Ne edeyim, basımevinin olanaklarını kabullendim, şiirlerin her birini el dizgisiyle harf harf dizdirip ayrı ayrı, küçük birer karton parçasına bastırdım.
O arada kitabımın güvenlik görevlisi gibi, basımevinden 10 dakika bile ayrılmadım. Dizgici, "Her şey güzel de, bir eksiğin var" demişti çünkü.
Neymiş o eksik?
Şiirlerin tarihleri yokmuş altlarında.
"Her şiirin altında yazıldığı tarihle yer adı olmalı" dedi dizgici.
Uzun uzun tartışmaktansa, "Hangisinin ne zaman yazıldığını unuttum" dedim.
"Sen bana bırak, kardaş. Ben bir şeyler uydururum."
"Nasıl yani?"
Örnek verdi: "11 Aralık 1959. Efkarlı ve karlı bir kış gecesi, Kavaklık."
Ondan sonra kolaysa ayrıl basımevinden.

* * *

Sonunda kazasız belasız kartları bastırıp İstanbul'a gittim.
İstanbul'da Asaf Ertekin de kapağı bastı. Kapakları zarf gibi katlayıp yapıştırdım; içlerine de 13'er "kartpostal şiir"i koyup kitapçılara dağıttım.
Yıllar sonra sanık olarak yargıç önüne çıkardılar beni. Kitap Derleme Müdürlüğü'ne gönderilmemiş. Antep'teki basımevini mahkemeye vermişler. Basımevinin sahibi, "Ben kartpostal bastım" demiş. Asaf Ertekin'i mahkemeye vermişler. O da, "Ben sadece kapak bastım" demiş.
Sonunda beni çağırdılar. "Bu, yazarın görevi değil, basımevinin görevi, basımevinin sorumluluğu" dedim.
Yargıç uzun uzun düşündü. Sonra, "Yaz kızım" dedi katibeye. "Karar: Adı geçen eserin kitap olmadığı anlaşıldığından..."

PAZAR
"Heykelimdeki karanfil de her gün değişir"
"Dansözlüğe büyük bir saygınlık getirdim"
"Karşıladığım devlet başkanlarıyla politika konuşmayız"
Bu Noel şarkılarıyla göbek atabilirsiniz!
"Balayımızda bile kelebek avına çıktık"
Yaşlı bir çiftin evinden çıkan Hoca Ali Rıza'lar sergileniyor
Fillerin küpeleri Chanel'den tişörtleri Ralph Lauren'den
Şöhretini vampirlere borçlu
"Benden korkuyorlar, şarkı kaçırıyorlar"
Teknoloji gözümüzü bozdu
Yılbaşı içki rehberiniz
Kozlarını ve dertlerini ekranda paylaşıyorlar
Özel geceye özel programlar
Taksim'deki antika pazarının son günü
Yüzü ne zaman gerdirmeli?
Çocuk köyüne yılbaşı hediyeleri
Günseli Kato'dan küçüklere özel koleksiyon
Dedenin anısına yemek kitabı
Siparişle masa donatılır!
Parmak kaykayı için hazır mısınız?
Silahlanmaya karşı resim sergisi
Tarihi yarımadanın masalı
Ünlü baba bizden, kutlaması onlardan
Gözleme ve şarap kalesi
Kadın parlamenterler "bir çift meme"den mi ibaret?
Ökümenlik tartışması
Terbiyeli kaplumbağa çorbası
O ilk kitap, o ilk heyecan





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet