Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Aralık 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kaybolan zamanı geri almak!


Bu yakınlarda gördüğüm bir filmde şair, sevgilisine "Kaybettiğim zamanı geri alacağım!" diye sesleniyordu.
Türkiye de öyle.
Kaybettiği zamanları, hiç kuşku duymuyorum, geri alacak!
Bunun vakti geldi.
17 Aralık'ta saat tik tak işlemeye başladı. Türkiye, her şeyin başı olan siyasal istikrarı uzun yıllar yakalayamadığı için politik kavgalarla, darbelerle ve vıdı vıdılarla çok kıymetli zamanlarını yitirdi. İnsanını bu yüzden refaha, demokrasiye, hukuk devletine doğru dürüst kavuşturamadı.
Kalkınma yarışında nal topladı.
Şimdi Türkiye yeniden uyanıyor.
Çünkü istikrarı yakalıyor.
Üstelik önünde büyük bir hedef ve elinde büyük bir proje, Avrupa projesi var. Somut, ete kemiğe bürünmüş, siyasetten ekonomiye, hukuktan sosyal yapıya kadar tepeden tırnağa değişimi, dönüşümü ve çağdaş Avrupa standartlarını öngören bir proje bu.
Bir başka deyişle:
Çağdaş uygarlık projesi.
Türkiye, aynı zamanda Atatürk'ün yolu olan bu projeyle yürümeye kararlı. Bu bakımdan 17 Aralık'la birlikte ilk adım atılmış durumda.
Baykuşlara kulak asmayın.
Onlar bugünlerde yeni engeller icat etmeye çabalıyorlar. Örneğin bunlardan biri Kıbrıs. Türkiye'nin bu kez 3 Ekim 2005'e, yani üyelik müzakerelerinin açılış tarihine kadar bu engele toslayarak Avrupa projesine veda edebileceğini sanıyorlar.
Fena halde yanılıyorlar.
Rüya görüyorlar.
Bekledikleri olmayacak.
Kıbrıs yüzünden Türkiye'nin Avrupa yolu tıkanmayacak. Çünkü buna izin verilmeyecek. Kıbrıs da, Kıbrıs Türkleri de satılmayacak, ama Türkiye de AB yolunda yürümeye devam edecek.
Evet, Kıbrıs hayatın gerçeği.
İçtiğimiz su, soluduğumuz hava kadar hayatın bir gerçeği. Bu yüzden 3 Ekim'de müzakereler başlarken Güney Kıbrıs'ı karşımızda bir müzakereci olarak muhatap aldığımızı göstermek ve bunun gereğini yapmak zorundayız.
Meraklanmayın, bunun formülü bulunur.
Nihai tanıma ise daha sonra gelecek. Türkiye AB'ye katılacaksa, Kıbrıs sorununun çözülmesi şarttır. Aksi halde, her seferinde karşımıza iki veto çıkar. Güney Kıbrıs ile Yunanistan, Avrupa'nın kapısında kırmızı kartı Türkiye'nin burnuna sokar.
İşte hayatın gerçeği budur.
Hiç unutmayın:
Bu da Kıbrıs Türkü'ne, Türkiye'ye Denktaşgiller'in hediyesidir. Kopenhag 02'de veya Lahey 03'de Annan Planı'na evet demiş olsalardı, bugün karşımızda müzakereci olarak yalnız Papadopulos değil, Denktaş ya da Talat oturuyor olacaktı.
Ama meraklanmayın:
Kıbrıs bu saatten sonra Türkiye'nin Avrupa yolunda engel olamayacak. Ne 3 Ekim'de, ne daha sonrasında.
Çünkü çözülecek Kıbrıs.
Bu açıdan Ankara'da kararlı bir hükümet var. Siyasal kararlılığı arkasında gördüğü için de oyunu artık çok daha yaratıcı ve kıvrak oynayabilen diplomatları var.
Ayrıca Kuzey Kıbrıs'ta da, Türkiye'de de kamuoyları çözüm istiyor. Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türklerine de, Türkiye'ye de yeterince zaman kaybettirdi.
Daha fazla kaybettiremez.
Kıbrıs satılmayacak ama çözülecek. Kıbrıs Türkü satılmayacak ama Avrupalı olacak, yani ikinci sınıflıktan kurtulacak.
Bundan sonra Kıbrıs politikasına AB'ye inananlar damga vuracağı için, Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıs Türkleri de sorunun parçası olmaktan çıkıp Avrupa'nın parçası haline gelecekler.
Kafanızı hiç karıştırmayın.
Altını yine çizin:
Artık Türkiye'nin elinde ete kemiğe bürünmüş bir projesi var. Avrupa projesi bu. İnsanını demokrasi, hukuk devleti ve refahla daha çok tanıştıracak büyük bir proje bu. Ya da Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık yolu...
Hiç kuşkunuz olmasın:
Türkiye kaybettiği zamanları geri alacak!

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Amerika, Fransa, Türkiye
FRANSA hükümeti, dünya TV'lerinde İngilizceni...
Melih AŞIK
Sermayemiz laf...
Devlet yetkililerinin her birinin özel uçağı ...
Fikret BİLA
Denktaş: Biz hazırız
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Erd...
Hasan CEMAL
Kaybolan zamanı geri almak!
Bu yakınlarda gördüğüm bir filmde şair, sevgi...
Güneri CIVAOĞLU
Taramak
Yeni TCK'nın 305. maddesi, gerekçesiyle birli...
Can DÜNDAR
Yorgun âşığın izdivacı
İtiraf ediyorum:
Abbas GÜÇLÜ
İstanbul Üniversitesi'nde seçim 7 Ocak'ta
İstanbul Üniversitesi tarihi günler yaşıyor. ...
Hurşit GÜNEŞ
AB'nin yedeğine alınmak
Dört kol çengi 17 Aralık'tan bu yana AB'den a...
Sami KOHEN
Kolay gelsin!
AB zirvesinden çıkan karar "İyi mi idi, kötü ...
Mehmet Y. YILMAZ
Banka sahipleri ve medya ilişkisi
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, BDDK ta...
Erdoğan SAĞLAM
Düşük gelirliye indirim yok
2004 yılı sonuna kadar geçerli olan gelir ver...
Derya SAZAK
AB muhalefeti
TBMM'de dün Brüksel'deki AB zirvesinin sonuçl...
Meral TAMER
Derviş mi yanılıyor, Yılmaz mı?
Gerek 17 Aralık öncesi, gerekse sonrasında Av...
Güngör URAS
Yatırım, üretim, tüketim için değil, istikrar ve iç borç için "ucuz faiz"
Ayşe Hanım Teyzem soruyor: "Merkez Bankası Ba...
Serpil YILMAZ
41 yıllık sendikacı Baydur gidiyor
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nu...
M. Ali BİRAND
BIRAKIN, ŞU İŞİN TADINI ÇIKARALIM
Artık dayanamayacağım. Eğer bunları söylemezs...

© 2004 Milliyet