Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Öteki halk'ı Avrupalılara anlatmanın zamanı geldi

Türkiye 41 yıllık avrupa yolculuğunda tarihinin en önemli dönemlerinden birine geldi. Kendini avrupa'nın siyasi ve entelektüel elitine anlatmayı başardı. Müzakere tarihi aldı. Kıbrıs'ı saymazsak pek çok konuda istediğini elde etti. Şimdi Türkiye'nin kendini avrupa halklarına tanıtması gerekiyor. Çünkü avrupa kamuoyunun büyük çoğunluğu türkiye'yi pek olumlu anmıyor. Basit işlerde çalışan, vahşi, dinci, kadınlarının sosyal yaşamdan men edildiği, arapça konuşulan ülke majı hiç de azımsanmayacak bir nüfusun türkiye hakkında düşündüklerinden bazıları. Olumlu düşünen kesim ise hayli az. Şimdi çoğunluğun olumsuz görüşünü olumluya çevirme zamanı. Bunun için ciddi bir tanıtım kampanyasına ihtiyaç var. Ötekini Avrupa'dakine anlatmanın tam zamanı

İBRAHİM EKİNCİ

Biz mi yavaş gittik, yoksa biz yaklaştıkça onlar mı kaçtı, tartışılabilir ama, 41 yıl süren hayli uzun bir AB yolculuğuna rağmen 'artık yoruldum' demeden şu sorunun yanıtını bulmak gerekiyor: Avrupalı Türk'ü nasıl biliyor?.. Çünkü, Türk'ün AB gündemi ile ilgili en somut işler, bu sorunun gerçekçi yanıtından çıkabilir... Eğer Türk, Avrupalı için 'öteki' olmaktan kurtulamazsa, Avrupalı bir 41 yıl daha kalenin yerini değiştirip duracak. İyi şut çeken futbolcu bir başbakanın bile değiştirebileceği fazla bir şey yok.
Bu soruyu yıllardır Avrupa başkentlerinde yaşayan, AB - Türkiye konuları ile çok yakından ilgili uzmanlara, gazetecilere sorduk. Tarihçilerin, yazarların tespitlerine, notlarına baktık...
Ortaya çıkan manzara, tek sözcüğe, tek cümleye sığacak, tek bir sosyolojik kavrama oturacak gibi görünmüyor. Avrupalı'nın kafasındaki Türk imajını besleyen deneyimler ülkeden ülkeye, kesimden kesime değişiyor. Ülkenin ekonomik durumu, fazla Türk göçmen alıp - almamış olması, tarihsel husumetler, ülkenin özelliği olarak ırkçı - muhafazakar akımların varlığı, yokluğu, etkinliği gibi birçok faktör rol oynuyor.
Ancak genel olarak şöyle bir saptama mümkün: Avrupalı'nın kafasında iki farklı Türk var! Türkiye'nin AB mücadelesini, nihai olarak kazanıp kazanmayacağı da aslında, Türk kimliği veya imajında bu iki Türk'ten hangisinin baskın çıkacağına bağlı.
Durumun vahametini gösteren tablo şu: AB'nin 13 ülkesine 2003 yılına kadar genişlemeye yönelik yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye, yüzde 32 ile tam üyeliği en az istenen ülke konumunda. İşte bu nedenle siyasi faktörleri, tarihsel Avrupa perspektiflerini gözönüne alan Avrupa liderlerinin oyları Türkiye'yi bir yerlere taşıyabilir ama Türk'ün 'Avrupalılığı'nın, gerçek, oturmuş, sindirilmiş bir kabülü, başka bir ifade ile 'aileden biri' sayılması, Avrupa halklarının kafasındaki bu mücadelenin kazanılmasına bağlı.

İmaj kaynağı, 4 milyon göçmen
Türk imajındaki 'parçalı' yapının somut temelleri var. Avrupalı, Türkiye'ye veya Türk'e yalnızca tarih kitaplarından, müzelerden, antik harabelerden, söylencelerden, arşivlerden bakmıyor. Aynı zamanda somut temaslarından edindiği algılarla oluşturduğu imaja dayanarak Türkiye'ye ya karşı çıkıyor veya destekliyor. Bu temasların en önemli kaynaklarını turizm - ticaret ve Avrupa'daki 4 milyona yakın Türk'le ilişkiler oluşturuyor.
Bazı analizlere göre Avrupalı'nın kafasındaki en önemli imaj kaynağı Avrupa'nın hemen hemen bütün ülkelerine yayılmış olan Türkler! Bu Türkler de 'çok parçalı' bir fotoğraf veriyorlar. 1961 yılında Almanya'ya 6 bin 800 Türk gitmişti. Sayıları şimdi 4 milyona yakın.
İkinci, üçüncü kuşak doğdu. 1 milyon 300 bini yaşadığı ülkelerin vatandaşı olmuş. Alman'a, Fransız'a iş veren işadamı Türk var. Almanya'da 82 bin Türk kendi işini kurmuş, 300 bin kişiyi istihdam ediyor. Avrupalı'nın parlamentolarına, parti yönetimlerine giren, belediyelere seçilen Türkler var. Üniversitelerde, önemli Avrupa veya dünya şirketlerinin yönetimlerinde bulunan Türkler var. Bunlar modern, eğitimli, Müslüman ve laik.
Ancak fotoğrafın diğer tarafı farklı. Muhafazakar kesimler, giyimlerinden, yaşamalarına kadar, dışa kapalı, kaynaşmayan, dini eğilimleri baskın, Avrupalı'yı 'kafir' diye niteleyen, yer yer 'cihat' söylemlerine pirim veren bir Türk portresi çiziyor. Almanya'da Duissburg, Essen, Köln veya Berlin gibi şehirlerde gettolarda kendi içlerine kapanmış, cemaatler olarak yaşıyorlar. Hatta kendi içlerinde bile tarikatlara, camilere bölünmüş durumdalar. Bu kesimin en uç ismi, (aynı zamanda Der Spiegel kapak da olan ilk Türk) Metin Kaplan! Genel olarak Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde de en fazla tepki çeken 'yabancılar' grubunun Türkler olmasında, bu kesimin 'kaynaşmaz - uzlaşmaz, kendini tecrit' tutumunun etkili olduğu belirtiliyor.

'Türkiye'deki Türk daha iyi'
Avrupa'daki kimlik bölünmüşlüğü Türkiye'nin içine de aynen yansıyor. Avrupa'daki gibi Türkiye'de de iki farklı Türk portresi ortaya çıkıyor. Ancak birebir örtüşmeyen yanları da var. Bir yargıya göre Avrupalılar Türkiye'deki Türkleri, Avrupa'daki Türkler'den daha ileri, daha laik veya daha Avrupai buluyorlar. Bunun nedeni, Avrupa'da Türk imajının oluşumunda içinden radikal eğilimler de çıkaran muhafazar kesimlerin daha baskın bir rol oynaması... Bu da Avrupa'daki Türkler'e negatif bir bakışa yol açıyor. Bazı analizlere göre, Türkiye ve Avrupa'da aynı bölünmüşlüğü yansıtan iki farklı Türk'ten söz edilse bile Avrupa'da bu ikili yapının bölünmüşlüğü çok daha derin!
Buna karşın Türkiye'de de Avrupa'ya kıyasla 'daha derin' olarak tespit edilen başka bir bölünmüşlük var ki, bunun başlıca temeli de gelir dağılımı ve bölgesel kalkınmışlık dengesizlikleri oluşturuyor.
Bir tarafta hiç olmazsa AB'nin yoksul üyeleri düzeyinde bir yaşam standardı tutturmuş kesimler ile nüfus içinde önemli bir büyüklük oluşturan aşırı yoksul kesimler! Bu açıdan, hiç olmazsa kişisel gelir ve zenginlik açısından Türk'ün Avrupa'ya mı ait olduğu, yoksa yoksul doğuya mı ait olduğu da kafalarda karışıklık yaratıyor.

Turizm, ticaret ve komşuluk!
Avrupalı'nın kafasında Türk imajını besleyen diğer iki önemli temas alanı ise turizim ve ticaret oluşturuyor. Avrupa, Türkiye'nin en çok ihracat ve ithalat yaptığı bölge.
Yine Türkiye'ye gelen turistlerin yüzde 60 - 70'ini Avrupalılar oluşturuyor. Bunlar genel olarak olumlu imajla (en azından Türkiye'nin çöl, Türklerin Arap olmadığını öğrenerek) ayrılıyorlar.
Avrupalılar Türk tekstili giyiyor, Türk televizyonu izliyorlar. Türk şirketleri bazı ürünlerde Avrupa'da önemli pazar paylarına sahipler.
Bunlara, son yıllarda bir de Avrupalılar'ın Türkiye'deki gayrimenkul yatırımları eklendi. Avrupalı, Avrupa'da Türklerle belki 'zoraki' komşu ama Türkiye'de gönüllü olarak komşuluğa geliyor. Birçok kentte mahalle oluşturmuş durumdalar.

Radikal İslâm'ın olumsuz etkisi
Bazı analizlere göre, dini olarak 'Müslüman' bir kimliği içeren Türk imajını, birçok durumda Türk olmayan radikal dincilerin yarattığı terör de olumsuz etkiliyor. Özellikle 11 Eylül'den sonra, genel olarak Müslümanlar'a karşı oluşan önyargılardan, Türk kimliği de etkileniyor.
Ancak olumlu gelişmeler de var. GS'nin UEFA şampiyonluğu, Türkiye'nin dünya üçüncülüğü, Sertab Erener'in Eurovision'u kazanması, sinemada alınan ödüller, Türk imajına olumlu katkı yapıyor.
Deniliyor ki, "Avrupalı genel manzarayı Türkiye'ye bakışına göre algılıyor. Olumlu baktığında olumlu gelişmeleri, olumsuz baktığında ise olumsuz gelişmeleri öne çıkarıyor. Yani herkes için gerekçeler sunan karmaşık bir portre var ortada.

Lobilerin etkisi var
Bu arada, PKK, Asala ve Rum lobisinin sürekli Türkiye karşıtı kampanyaları da Türk imajı ile ilgili olumsuz önyargıları besliyor. Bu kesimlerin eylemli olarak gündeme getirdiği Türkiye, birçok 'tarihsel suç'un sorumlusu olarak gösteriliyor. Askeri darbeler sırasında Türkiye'den uzaklaşmış olan siyasi mültecilerin canlı tuttuğu 'işkence' söylemi de Türkiye imajını en çok darbe vuran unsurlar arasında sayılıyor.



Hazar Denizi kıyılarından Avrupa'ya gelen 'öteki'

Avrupa'da Türk karşıtlığının tarihsel kökleri de var. Bu kökleri, M.S 476 yılında Türkler'in Batı Roma ile savaşları, Batı Roma'nın çöküşü, Türkler'in Anadolu'yu fethi, Haçlı seferleri dolayısı Anadolu'da yaşanan sayısız çatışmalar, 1453'te Doğu Roma'nın (Bizans) çöküşü, İstanbul'un Türkler'e geçişi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllarca Doğu Avrupa'yı egemenliği altında tutması, Avusturya'ya kadar ilerlemesi... Doğu Avrupa uluslarının ayaklanmaları ile gündeme gelen savaşlar; bu yüzyılda Birinci Dünya Savaşı, arkasından da Kurtuluş Savaşı'nda birçok Avrupa ulusu ile savaşlar oluşturuyor...
Bu yüzden, birçok Avrupalı'nın gözünde Türkler, tarihi olarak 'düşman' kategorisine oturuyor. Batı Roma'yı çöküşe götüren Türk akınlarının komutanı Atilla'nın adı, 'barbar - vandal' nitelemeleri ile özdeş anlamlar taşıyor. Özellikle 'muhafazakâr Hıristiyan Avrupalı' için, Türkler, din karşıtlığının 'askeri' ucu olarak görülüyor. Tarihçi Stefanos Yerasimos, Türkler'in, Hıristiyan dünyayı tehdit eden büyük bir tehlike olarak tasvir edildiklerini belirtiyor.

'Tanrı'nın cezası'
Yerasimos, bir röportajında şöyle diyor:
"Osmanlılar'ın, 16. yüzyılda Hıristiyan Avrupa için ciddi bir tehlike oluşturdukları bir gerçektir. Aslında, bugünkü Avusturya topraklarına ve Venedik yakınlarına akınlar yapan, İtalya'nın güneyinde Otranto'yu fetheden, Korsika'ya, Balear Adaları'na, Nice kentine asker çıkaran Osmanlı ordusu ve donanmasına karşı bir propagandaya girişilmesi olağandır. Bu konuda (...) binlerce yayın yapılmıştır."
Yerasimos'un anlattığına göre Hıristiyan uluslar, Türklerle savaşlarındaki yenilgilerini 'ceza' olarak, Türkler'i de, 'Tanrı'nın cezası olarak gönderilen' kalıbında anlamlandırmışlardır.
Yerasimos, şöyle devam ediyor:
"Yunan klasikleriyle beslenmiş Avrupalı gezgin, Yunanistan ve Anadolu'daki antik kalıntıları gezerken, buraların harabeye dönüşmesinin sorumlusu olarak Türkleri görüyor, karşılaştığı Rum köylülerin, kendi üniversitesinde öğrenmiş olduğu Yunancayı anlamamasının, antik amfora ve kabartmalarda görmüş olduğu gibi giyinmemesinin nedeninin Türk barbarlığı olduğuna inanıyordu. (...) Yunanlılar'a kendisini Batı kültürünün kaynağı ve nüvesi olarak kanıtlamak için 'öteki'yi, Türkü barbarlığın karanlığına itmek gerekiyordu."
Prof. Dr. Nilüfer Göle, "Avrupa daima bir 'öteki' yaratmıştır" diyor. Türkler; yüzyıllar hatta binyıllar boyu, Hazar Denizi ve Kara Deniz kuzeyinden veya güneyinden Anadolu - Balkanlar yolu ile gelerek, çoğunlukla Türk kimliği, bazen İslâm kimliği altında Avrupalılar için 'öteki' olmuştur, saptamasını yapıyor.

Hangi Avrupa ülkesi, Türkiye'yi nasıl tanıyor?

Peugeot'yu bir Türk'ün çizdiğini kimse bilmez
FRANSA
Mine G. Kırıkkanat
Fransız Türk'ü, önce dönerci bilir. Sonra kebapçı, daha sonra da Grange'nin Kurtlar İmparatorluğu'nda tarif ettiği Bozkurtlara rastlamadıysa da, romanın başladığı Paris'in Mahmutpaşa'sı, Sentier mahallesinde konfeksiyoncu bilir. Komşuları Türkse, konukseverliklerinden ve evlerinde pişenlerin kendilerine de düşmelerinden memnundur. Ancak Fransız, Fransa'nın ikinci tur operatörünün ve Ulusal Turizm Ofisi başkan yardımcısının Türk olduğunu bilmez . Maliye Bakanlığı'nın bulunduğu Bercy kompleksinin üç mimarından birinin Türk olduğunu , Fransa'nın en prestijli bilgisayar mühendisliği okulu ve bir geriatri hastanesi sahiplerinin, üniversitelerindeki kimi profesörlerin Türk olduklarını bilmez. En önemli hastanesinde en yüksek ücretli kanser araştırmacısının Türk olduğunu da bilmez. Tıpkı şimdi kullandığı kimi Peugeot modellerinin bir Türk tarafından çizildiğini bilmediği gibi. 400 binlik Türk nüfusunu, geri kalmış, yoksul bir ülke halkı olarak düşünür. Ermeni ve Kürtler'in yıllardır yaptığı propagandalar genellikle boşa gitmez.


Kızını zorla evlendiren misafirperver Türk...
ALMANYA
Mehmet Aktan
Almanya'da Türkler'le ilgili izlenimler, Türkiye'de tatil yaparken edinilen deneyimler ve Alman medyasının sunduğu, çoğu önyargılı haber, bilgi ve yayınlardan etkilenerek oluşur. Böylece 'Türkler muhafazakar, hala insan haklarını çiğneyen, kadınlara baskı yapıp kızlarını zorla evlendiren, Batı standartlarına tam ulamamış insanlar' şeklinde bir tablo var şimdi. Almanya'da işler iyi gidince Türkler 'çalışkan ve ekonomiye katkıda bulunan insanlar', ama işler kötü gidince 'Almanın elinden işini alan, sosyal yardımla geçinen asalaklar' diye görülüyor. Bu arada, Türkiye'yi eleştiren Almanya'daki bir takım Kürt çevrelerinin propagandası yüzünden, giderek azalmasına rağmen 'İnsan haklarını ve Kürtleri ezen Türk' imajı da var. Türkler'i başka yönleriyle de tanıyan Almanlar arasında, 'Her şeye rağmen diğer Müslüman ülkelerden daha ileride bir müslüman halk, AB'ye girmek için çaba sarfeden, ekonomisi canlanan, genç nüfusa sahip, sıcak kanlı, misafirsever ve aile bağları kuvvetli insanlar' şeklindeki Türk imajına sahip olanların sayısı da çok.

Cahili 'vahşi' bilir, eğitimlisi 'sıcakkanlı'...
İNGİLTERE
NEVSAL ELEVLİ
İngilizler için tek bir "Türk"genellemesi yapmak güç. Türk denilince akla gelen, kesimden kesime farklılık gösteriyor. Bunu dört kategoride toplamak mümkün. Eğitimli kesim, turistik kesim, Türkler'i İngiltere'de yaşayan Türkler kanalıyla tanıyan İngilizler ve sınırlı tarih bilgisiyle ve Gece Yarısı Ekspresi gibi filmlerin etkisiyle, Türkler'i "vahşi" diye tanıyanlar.
Türkiye'yi çok iyi tanıyan eğitimli kesimin sayısı parmakla sayılacak kadar az. Bu kesim Türkler için çok olumlu düşünceler taşıyorlar. Türkiye'nin doğal güzelliklerinin ve misafirperverliğinin büyüsü altındadırlar. Türkiye'yi gezen kesim Türkler'le temasları sonucu onların ne kadar sıcak insanlar olduğunu düşünürler.
Üçüncü kesimi oluşturan Türkiye'yi bilmeyen ve ziyaret etmemiş olan İngilizler ise Türkiye'yi kendi ülkelerinde yaşayan ancak İngiliz toplumuna adapte olamamış bir grup olarak görürler. Cahil kesim ise yanlış bilgilerle donatılmış Türk düşmanlarını oluştururlar. Bunlar da bilgi sahibi olmaya çalışmak yerine önlerine konulan önyargılarla yetinmeyi tercih ederler.


Mehmet ve Ali isimleri hâlâ Ağca'yı hatırlatıyor
İTALYA
Fatoş Karahasan
Akdeniz'e kıyısı olan Avrupa ülkelerinin tarihinde Türkler, bir sabah kıyıdan baskın yapan, evleri yağmalayan ve kadınlara saldıran koyu renkli barbarlar koduyla yazılı.
Fransızca'da ve İtalyanca'da "Türk gibi sigara içmek" tanımı yaygın bir biçimde kullanılıyor. İtalyanlar, özellikle futbol haberlerinin başlıklarında hala "Mamma, i Turchi!", "Anne, Türkler geliyor"(kaç ki başına bir şey gelmesin) ifadesini kullanıyor. İtalyanca'da, argo kullanan, küfürbaz insanlar "Türk gibi küfretmek"le eleştiriliyor. "Fare le cose turche" (Türk işleri yapmak) ifadesi de yine çılgın ve ölçüsüz davranışları tanımlamak için kullanılıyor.
İtalyanlar için Mehmet ve Ali isimleri hemen Ağca'yı hatırlatıyor. Papa'yı bir Türk'ün öldürmeyi denemiş olması da akıllardan çıkmıyor. Türkler'le ilgili olumlu izlenimlerin içinde öncelikle Ferzan Özpetek ve Serra Yılmaz var. Emre, Okan, Fatih Terim, Hakan Şükür, Galatasaray ve Beşiktaş, İtalyan futbolseverlerin olumlu düşünceler sahibi olmalarını sağladılar.


Fakir, dinci ama canayakın insanlar
DANİMARKA
İrfan Kurtulmuş
Danimarka'da resmi kayıtlara göre Türkler 54 bin nüfusla en kalabalık yabancı azınlık. Danimarka ve Danimarkalılar'ın Türkler'e bakış açısında son yıllarda büyük bir değişme olduğu inkar edilemez. Bunda en büyük etken, Danimarkalılar'ın tatil için Türkiye'ye ilgi duymaları.
Genelde Danimarkalılar, Türkleri diğer Müslüman ülkeler gibi aşırı dinci, fundamentalist olarak algılamıyor. Türkiye'yi 'fakir, dinci, eğitimsiz' olarak tanımlayan bazı kesimlerin aksine büyük bir çoğunluk Türkiye'nin "büyük bir ülke, iyi bir Nato müttefiki" Türkler'in de 'misafirperver ve cana yakın' olduğu görüşünü paylaşıyor. Geçen hafta, Avrupa Parlamentosu'nda yapılan oylamada Türkiye'ye 'evet' dendiği günün gecesi Türkiye karşıtları Danimarka'nın sembolü Deniz Kızı heykeline siyah bir 'burka' geçirerek üzerine 'Türkiye AB'de' protestosu yaptılar. Bu sıcak yaşanan iki olay, Kuzey'in bu soğuk ülkesinde yaşayan 5.5 milyon insanın Türkler'e bakış açısını en güzel şekilde yansıtıyor.


Öfkelenince 'Türk oldum' derler...
YUNANİSTAN
Yorgo Kırbaki
Yunanlılar öfkelenip kontrollerini kaybettiklerini anlatmak için "Egina Turkos" derler. Yani "Türk oldum". Asırlardır Anadolu'da, İstanbul'da ve Ege'nin iki yakasında Türklerle birarada yaşamış Yunanlıların komşuları hakkında olumlu oldukları söylenemez. Türklere olumsuz bakışın başlıca nedeni Yunanıların 4 asırdan fazla Osmanlı boyundurluğu altında yaşamış olmasından kaynaklanıyor.
Yunanlı çocuklar ders kitaplarında anlatılan çok kötü bir Türk imajı ile büyütülmüştür. Türk kurnazdır, Türk budaladır, Türk acımasızdır. Anadolu'dan göçeden Yunanlıların ya da istanbullu Rumların anlattıkları dostluk öyküleri 'komşu' için olumsuz görüşü değiştirememiştir.
Tarihten kaynaklanan haklı veya haksız önyargılar Yunanlının gözünde Türk'e karşı bir korku hissini de yarattı. Son beş yılda Türk - Yunan ilişkilerinde yaşanan yakınlaşma çok sınırlı da olsa Türke bakışı değiştirdi. Duygular "nefret" olmaktan çıktı.Ancak "iyi bir dosta" dönüşünceye kadar zamana ihtiyaç var.

'Olumsuz imajın değişmesi için tanıtım politikası gerekli'
Bahadır Kaleağası / TÜSİAD Brüksel Temsilcisi
Türkiye'nin imaj sorununun değişik etkenleri var. Ülkesine göre değişiyor. Türkiye'den göç almış veya almamış bir ülke olup olmadığına göre değişir. Muhafazakar eğilimlerin yüksek olduğu bir ülke olup olmadığına göre değişir. Türkiye ile tarihsel ilişkisi olmuş mu olmamış mı? Bu da bir etken. Her ülke içinde de değişik sosyo - ekonomik kesimlere göre farklılık gösteriyor.
Türkiye'den göç almış ülkeler var. Burada göç sorunu olumsuz olarak algılanıyor. Çünkü AB ülkelerinin çoğunda işsizlik ve ekonomik büyüme sorunu var. Böyle ortamlarda göçmenlere karşı tepki oluşuyor. Bir diğer konu da AB'deki bazı ülkelerin Müslümanlığı, algılayışındaki sorun. Tüm Müslümanları Arap olarak algılayan kesimler var. Türkiye ile ilgili bir çok olayı da Arap kültürünün öğeleriyle birleştiriyorlar.
Bir diğer etken de Türkiye ile ilgili genel bilgi eksikliği. Türkiye'nin kültürel, sosyal zenginliği, çeşitliliği ve çoğulculuğu Avrupa'da tam olarak algılanamıyor. Hala çöl olduğumuzu, Arapça konuştuğumuzu, kadınların sosyal yaşamdan men edildiğini sanıyorlar.
Bu imajı değiştirmek için devletin sivil toplumla işbirliği içinde merkeziyetçi olmayan iyi bir tanıtım politikası olmalı.

'AB medyası etkin kullanılmalı'
Tûlû Gümüştekin / CPS Direktörü
Avrupa Birliği alanında danışmanlık hizmetleri veren CPS'nin direktörü Tulu Gümüştekin, sokaktaki Avrupalı'nın kafasındaki olumsuz düşünceleri değiştirmek için çalışmaları hemen başlanması gerektiği görüşünde. Gümüştekin, özetle şunları öneriyor:
  • Halkla ilişkiler, lobi, kültür ve sanat faaliyetlerinin arttırılması,

  • Türkler'in uluslararası başarılarının ön plana çıkarılması

  • AB üye ülkelerindeki ders kitaplarında Türklerle ilgili yanlış bilgilerin düzeltilmesi.

  • İki taraflı mobilitenin arttırılması, AB değişim programları kapsamında Türkler'in Avrupa tecrübesi edinmesinin tesvik edilmesi,

  • Avrupa medyasının daha etkin bir şekilde kullanılması.



  • 'Artık kendimizi sokağa kabul ettirme zamanı'
    Haluk Nuray / İKV Brüksel Temsilcisi
    İktisadi Kalkınma Vakfı Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray, Avrupa'nın gözünde farklı farklı Türkiye ve Türk imajı olduğu görüşünde. Nuray, "Örneğin Avrupa'da ortalama bir vatandaşın kafasındaki Türkiye, turizmle, İstanbul ile özdeştir. Anlık olaylardan çok rahat etkilenebilir. Propagandaya açıktır" diyor.
    Haluk Nuray, kıtadaki iş dünyasının gözünde ise son zamanlarda olumlu bir 'Türk' fotoğrafı oluştuğuna dikkat çekerek "Bizlerin daha çok temas halinde olduğu işadamları ve özel sektör temsilcileri Türkiye'yi ekonomik anlamda başarılı buluyorlar, geleceğinin parlak olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca Türk işadamı deyince akla dürüst, sözüne güvenilir, işini bilen gibi tanımlar yapılıyor."
    'Son yıllarda yapılan reformlar olumsuz önyargımları biraz olsun değiştirdi' diyen Nuray, yine de daha alınacak çok yol olduğunu belirtiyor.
    Nuray, Türkiye'nin müzakere sürecinde kamuoyunu doğru bilgilendirme konusunda çok çalışması gerektiğini belirtiyor: "Artık pozitif gündem yaratmak zorundayız. Negatif yönlerimizi de doğru bir biçimde izah etmeliyiz. Kültür, sanat, edebiyat, bilim alanında değerlerimizi anlatmalıyız" diyen Nuray, Türkler'in kendini ortalama AB halkına yani sokağa kabul ettirme zamanının geldiğine dikkat çekiyor.

    BUSINESS
     'Öteki halk'ı Avrupalılara anlatmanın zamanı geldi
     Editörden
     Tugayların otomasyonu kadınlara emanet
     Yılbaşı sepeti öldü!.. Yaşasın astroloji paketi
     'Havayolu şirketi kurmak işletmekten daha zormuş'
     Tarihe bu kez halk sahip çıktı
     İznik'e sponsor aranıyor
     Müşteriler tarif sorunca yemek öğretmeye başladı
     Antakya'nın son 'defneci'si
     'Mortgage' devrimi
     Mimaride 'etik' sorunu
     '100 bin sayfa çıktı alıp denetime hazır olun!'
     Vergide e - beyan başarıyla uygulanıyor
     Honda dediğinizde hep Accord'lar hatırlanıyor
     Cep telefonu demeyin o artık 'dijital organ'
     Avrupa'ya 'teknolojik' katılımda dört önemli 'iş' gündeme geliyor
     Siz yine de patatese 16 bin dolar vermeyin!
     Türk modacılardan 'absolut' tasarım





    © 2004 Milliyet