
|
|
|
 |
|
|
'kasabanın namusuna' 1.5 trilyon lira ödenek
Hatay bağımsızlığını kazandığında anavatana ilhak olmak için bir meclise ihtiyaç duydu. Hacı Muhammet Adalı Efendi de en yaşlı üye olarak açılışını yapacağı meclis için sahibi olduğu sinemayı tahsis etti. O, devleti için iyi bir şey yapmıştı. Ama daha sonra torunlarının başı bu yüzden derde girdi. Torunlar sinemayı bir işletmeciye kiraladılar. İşletmeci de en çok talep gören filmleri, yani porno filmleri göstermeye başladı. Ve bu durumdan sonra Adalı ailesinin başı sürekli ağrıdı. Şimdi devlet halkın isteği nedeniyle sinemayı 1.5 trilyon liraya istimlak etmek istiyor
ŞAZİYE KARLIKLI
Türkiye'de genellikle nefesler maçlarda penaltı anlarında tutulur. Bir de son zamanlarda realty yarışma sonuçlarında da nefes alış - verişlere ara verildiği oluyor. Ama sanat eserleriyle ilgili bir olaydan solunum yollarının etkilendiği pek olmaz. Daha doğrusu, Osman Hamdi Bey'in 1 trilyon 950 milyar lira değer biçilen "Kaplumbağa Terbiyecisi" isimli eserinin Swissotel'deki müzayede satışına kadar durum böyleydi. Bir yandan Oya Eczacıbaşı'nın yönettiği Modern Sanatlar Müzesi, öte yanda Suna - İnan Kıraç Vakfı'nın Müze Pera'sı. Osman Hamdi'nin bu ünlü tablosu iki müze arasında gitti geldi. Sonunda 5 trilyon karşılığında eser Müze Pera'nın oldu.
Haber gazetelerin birinci sayfalarına taşındı ki, editörler bu seçimlerinde haklıydılar. Eserin son sahibi TSMF'ydi. TSMF'ye de eser, malum nedenlerle Erol Aksoy'dan intikal etmişti. Müzayededeki çekişme her ne kadar iki müze arasında olduysa da, herkes bunu 'Koç -Eczacıbaşı ailesi' arasındaki 'münasebet' olarak okudu. Yani her ne kadar ana konu 'sanat' olsa da olay aslında o kadar çok şey söylüyor ki... 1980'lerin yarattığı Erol Aksoy, tabloyu -mutlaka cok sevmiştir- bankasının kara günleri için bir yatırım olarak almıştı. Bir müze kurmayı ya da bu tabloyu müzeye bağışlamak yolunda bir şövalyelik yapmaya gücü yetmemişti. Sanata toplum adına yatırım yapmak için 10-15 yıllık bir parlak dönem yetmemişti. ('Yeni' zengin olmak, 'her zaman' zengin olmak anlamına gelmiyor.) Toplum adına sanata yatırım yapabilmek için zenginliği üç kuşak sürdürmek gerektiğini ise Koç'lar ve Eczacıbaşı Ailesi müzaydedeki alkışlarla ispatlamıştı. Kaplumbağa Terbiyecisi, elden ele dolaştığı yıllarda bir anlamda bizlere bir de toplum terbiyesi dersi vermiş oluyor.
Antakyalıların müze sevdası
Şimdi mesele, Türkiye'nin Sabancılar da dahil olmak üzere üç büyük sanayi ailesi müzelere canhıraş bir şekilde yatırım yaparken,toplumun bunu nasıl algılayacağı. Müzelerimizin durumu biliniyor. Önlerinde pek kuyruk yok... En azından İstanbul'da durum böyle... Ama Antakya'da durum çok farklı. Halk yıllardır 'Müze isteriz' diye bastırıp, duruyor.
Antakyalılar'ın yerel gündemlerinin önceliğinde Gündüz Sineması'nın müze olması var. Gündüz Sineması'nın müze olmasını neden istediklerini anlamak için aklınıza gelen nedenleri bir sayın bakalım. Örneğin muhteşem mozaik müzesinin yetersiz kaldığını, eserlerin ek bir binaya taşınmasını istiyor olabilirler. Ya da Mozaik Müzesi'nin yanında bir de modern sanatlar müzesi istiyoruz" diyebilirler. Antakya "Bir müzeler şehri olsun. En çok müze bizim kentimizde bulunsun" da diyebilirler.
Hayır! Hiç biri gerçek neden değil. Sorun şu ki; Gündüz Sineması 'üç film birden' oynatanlardan... Anladınız elbette... 'Açık saçık, miki, porno" filmler olarak adlandırılan filmlerin gösterildiği bir sinema. Hatırlarsanız, Beyoğlu'nda bir zamanlar neredeyse tüm sinemalar bir film fiyatına üç film gösterirdi. Eğer o zamanlar İstanbullular Antakyalılar gibi ayaklansaydı, şimdilerde Beyoğlu'nda bir müzeden çıkıp hemen yanındaki başka bir müzeye giriyor olurduk.
Fransız mimar inşa etti
Ama, sıkı durun Antakyalılar'ın itirazının nedeni, sadece 'kasabanın namusu' mevzuu değil. Onlar porno filmleri Gündüz Sineması'nın önceki fonksiyonu ile bağdaştıramıyorlar. Çünkü Gündüz Sineması, Hatay, devlet olduktan sonra meclis toplantılarının yapıldığı tarihi bir bina.
Şimdi, bu noktada biraz tarihi bilgi gerekiyor. Fransız işgalinin sona ermesiyle bağımsız bir devlet olan Hatay, 1938 yılında anavatana katıldı. Hatay Devleti ilk kurulduğunda, meclis toplantısı için yer bulunamaması üzerine Fransız mimar Leon Benju tarafından 1900'lü yıllarda yapılan sinema binasında ilk meclis toplantısı gerçekleştirildi. İlk toplantısını 2 Eylül 1938'de yapan 40 üyeli Hatay Meclisi, bir daha bu binada toplanmadı.
Antakyalılar dışarıdan her baktıklarında anlaşılan Gündüz Sineması'nda ilk meclislerini görüyorlar. Ve sinemanın sahiplerine karşı da müthiş bir baskı uyguluyorlar. Sinemanın sahipleri bu konuda çok sessiz. Milliyet Ekonomi Muhabiri Esra Akın sinemayı gezmek istedi. İzin alamadı. Ancak ailenin bir üyesi ismini vermeden yapılan baskıdan ne denli rahatsız olduklarını dile getirdi. Ve biraz da Antakyalılar'ın bu konuda çifte standarta varan uygulamalarından nasıl rahatsız olduğunu dile getirdi. Antakya'da bu sinemaya gitmeyen yokmuş. Özellikle gençler, sinemanın müdavimleriymiş. Hatta bazen oğullarını merak eden anneler sinemada anons yaptırıp eve çağırırlarmış. Bu arada aile baskı görüyor ama sinemayı onlar işletmiyor. Sahibi olarak binayı bir işletmeciye kiralamışlar.
Yaşlanan "kapatın" diyor
Sonuçta sinema talep görmekte. Sorun şu ki, gençken sinemaya devam edenler yaşlanınca 'kapatın' diye tutturuyor. İşte tam bu noktada kasabanın namusu meselesi devreye giriyor.
Bu arada Adalı ailesinin büyüğü Ziver Adalı anlaşılan iyice kızgın. Yerel gazetelere yaptığı açıklamada herkesin yalan söylediğini ve iki yüzlülük yaptığını haykırıyor. Bakın neler diyor:
"Herkes yalan söylüyor. Burası ne parlamento binası ne de başka bir şey. Geçmişte binanın ön kısmı içkili lokantaydı. İlk Hatay Meclisi burada toplandı. Çünkü toplanacak yer yoktu ve dedem Hacı Muhammed Adalı Efendi de meclisin üyesiydi. En yaşlı olduğu için meclisi de kendisi açtı. İlk toplantıdan sonra 9 ay boyunca belediye binası olarak kullanıldı. Bu sinema yapıldığında Hatay Devleti de yoktu. Binayı Fevzi Öztürk'e kiraladım. Porno film oynatılmayan yer var mı? Yerel televizyonlarda dahi saat 24.00'ten sonra porno film oynatılıyor. İnsanın bir mülkü varsa kirası ile geçinir. Amaçları kültür evi yapmaksa gelsinler onlara ilk Antakya evi olan dedem Ziver Paşa'nın evini vereyim. Konuyu saptırmasınlar."
Avrupa Konseyi envanterine kayıtlı
Ziver Adalı'ya bu açıklamasından sonra, "Mecbur musun binayı sinema işletmecisine kiralamaya" diye sormayın. Yanıtı hazır ve cevabında da haklı. Çünkü bina sinema amaçlı yapılmış. Sinema dışında başka bir amaçla kullanılması için restorasyon gerekiyor. Modern bir iş merkezine çevrilse, bunu kiralayacak bir yatırımcı bulmak da mümkün değil. Zaten yapıyla tarihi niteliğinden ötürü 'oynamak' yasak.
Tarihi kayıtlara göre Asi Nehri kıyısındaki kesme taş binanın yapılış amacı da sinema olarak görülüyor. Avrupa Konseyi Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanteri'ne 31.00 numarasıyla kayıtlı Gündüz Sineması'nda değişiklik yapmaya kalkmak mümkün değil.
Ama Antaklyalılar da habire yerel gazetelere "bu ayıptan kurtulmak istiyoruz" diye haberler yaptırıyorlar. Bu haberler de sonuç vermiş durumda görünüyor. İl özel idaresinden binayı istimlak ettirmek için 1.5 trilyon lira ödenek ayrılmış. Yani devlet bu parayı Adalı ailesine verecek ve binayı alacak. Adalı ailesi bu işe sizce ne der? İstanbul'da bir müzenin içindeki tek tabloya 5 trilyon lira ödenirken, bu 1.5 trilyon lirayı yeterli bulur mu? Bu arada belki Antakyalılar yıllardır sürdürdükleri "bizi bu ayıptan kurtarın" mücadelesi için, sadece konuşmazlar ellerini ceplerine atarlar. Devlet - halk kampanyası ile devlete katkıda bulunurlar. Sorulacak sorular çok. "Kasabanın namusu" söz konusu olduğunda ne sorular tükeniyor ne de cevaplar.
|
|
|

|
|