Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Tiyatro gündemde olsa mafyası olur"

Gülriz Sururi'nin ilk romanı "Seni Seviyorum" kitap vitrinlerine çıktı. Sururi romanında tiyatroyu ve aşkı sorguluyor: "Artık tiyatro moda değil. En basiti, gündemde olsa mafyası olurdu"

FİLİZ AYGÜNDÜZ


Seni Seviyorum"da Grup Oyuncuları adlı bir tiyatro topluluğunu görüyoruz. Oyuncusundan dekoratörüne, çaycısına, gişe memuruna dek... Bu kurguyu nasıl oluşturdunuz?
Bilimsel bir şekilde, uğraşarak... Tipleri seçtim, bazı tipler ötekilerin önüne geçti, kimisi daha geri planda kaldı. Küçük bir grup idealize ettim ve o grubun genç oyuncuları olmasına rağmen yorgun bir dönemini yazmaya gayret ettim.

Kurgunun içinde tanıdıklarınız da var mı?
Varolan grupları ya da kendimi ele alıp inceleyerek hareket etmedim. Tabii kendi tiyatromda çalışmış insanlardan etkilenmiş olabilirim.

"Bunu diyerek antipatik olacağım ama hikaye kültür isteyen bir tür..."
"Seni Seviyorum" ilk romanınız. Kitap aslında Grup Oyuncuları'nın kurucusu Sahra'nın hikayesi ama birçok yan hikâyesi de var. Neden roman?
Hikaye okumayı da, yazmayı da çok sevdiğimi gördüm. Ancak Türk halkı hikayeyi çok sevmiyor. Bu yüzden onların sevdiği türde yazdım.

Niye sevmiyorlar sizce?
Şimdi bunu söylemekle antipatik olacağım ama hikaye biraz daha kültür isteyen bir tür. Elinize aldığınızdan bitirene kadar, hikayeyi algılayabilmeniz için bir kültür gerekir. Daha çok bu nedenle roman yazmaya karar verdim. Ama bundan sonraki kitabım öykü olabilir.

Peki tiyatroyu özlüyor musunuz?
Tiyatrocu sahneyi özlemiyorsa gerçek bir tiyatrocu değildir diye düşünüyorum. Tabii ki özlüyorum ben de. Ama artık tiyatro yapmayı da gereksiz buluyorum.

Neden?
Artık tiyatro moda değil. Çok az olmakla birlikte çok iyi işler yapılmakta ama tiyatro maalesef gündemde değil. En basiti, eğer gündemde olsaydı, mafyası olurdu. Her şeyin mafyası var ülkemizde, tiyatronun yok. Bir tiyatro sanatçısının bacağına kimse kurşun sıkmaz.

Büyük paralar kazandırmadığından mı?
Para kazandırmıyor. Para kazandırması için de bir kültür seviyesine ihtiyaç var. O kültür seviyesinin olduğu yerde zaten mafyanın işi olmayacak.

Romanınıza dönersek; tiyatrodan mı yoksa özel olarak Sahra karakterinden mi yola çıktınız?
Ben bunu bir aşk romanı olarak kurguladım. Coğrafyası tiyatro oldu.

Neden coğrafya olarak tiyatroyu seçtiniz?
Aşka çok uygun bir mekan olduğunu düşünüyorum; oyunlar, ışıklar, günler, turneler, geceler, garip birliktelikler, acayip karşılaşmalar, dünyanın hiçbir yerinde bir araya gelemeyeceğinizi düşündüğünüz bir insanla burun buruna gelebilmek...

"Meslektaşlarım fevkalade kusursuz anne olamıyor!"
Kitaptaki "Seni seviyorum"lar arasında bir de anne-kız ilişkisine yönelik olan var. Tiyatrocu anneler ve kızları...
Ben bu duyguyu bu şekilde bilmiyorum. Bugün farklı duygular yaşıyorum kızım Zeynep ile ama şu anda da tiyatro yapmıyorum. Onun için bunun mukayesesini yapamıyorum. Fakat bildiğim kadarıyla meslektaşlarım fevkalede kusursuz anne olamıyorlar. Bir kere zaman olarak olamıyorlar. Yani çocuk okuldan eve döndüğünde annesini görmüyor. Sabah çocuğunu okula yollayamıyor. Büyürken aynı sorun, büyüdükten sonra aynı... Bir de tiyatrocu anne, bana öyle geliyor ki, hep çocuğunun kendisini anlamasını bekliyor.

Tiyatrocu çocukları biraz sorunlu olabilir mi bu durumda?
Olabilir. Birçok tiyatrocu arkadaşım, belki de bana kızacaktır; "Ben harika anneyimdir" diyenler olacaktır ama ünlü çocuğu olmak zor.

Gülriz Sururi'nin ilk romanının ana karakteri Sahra, 50 yaşlarında, ünlü bir tiyatro oyuncusu
Kitapta "Tiyatrocunun Türkü, Fransızı olmaz, tiyatrocu kendi başına bir ırktır. Biz yalnız bize benzeriz" deniyor. Nedir tiyatrocuları ırk yapan?
Tiyatrocuları ırk yapan yaptıkları iş, başka kişilikleri yaşamak... Tabii gerçek tiyatroculardan söz ediyorum. Şovmenlerden, şov dünyasından değil. Düşünsenize, bir gün, uyduruyorum şimdi, Hamlet'i oynuyorsunuz, ertesi gün bilmem ne köyündeki, bilmem ne ağa rolünü... Bir hayatın içine yüzlerce hayat sığdırmış oluyorsunuz. Bir tiyatrocu ekibi, belli bir zeka düzeyinin üzerinde ise, bir ırk olarak ayrılırlar. Konuştukları zaman başkadırlar, birbirlerinin en ufak bir hareketinden anladıkları şeyler farklıdır. Aynı dili konuşurlar.

Sahra romanda diyor ki "Güya sanatçıyız, duyarlı kişileriz, ben ben hırsı içinde ömrümüzü tüketiyoruz". Aynı zamanda hırslı ve bencil bir ırk bu.
Tabii. Acayip bir rekabet var. Yani banka memurları ya da Sular İdaresi'nde çalışan memurlar arasındaki rekabete benzemez bu. Başka türlü olamaz zaten. Hep daha iyi, çok daha iyi olmak zorundasınız.

Sahra da çok hırslı bir kadın.
Hırslı olmasıydı o pozisyona gelemezdi bir defa. Yani eşiyle birlikte tiyatrolarını oralara çıkartamazlardı. Sözü edilen bir tiyatro olduğuna göre, görünen bir hırs lazım.

"Kitabımdaki gibi bir 'Seni seviyorum' duymak isterdim!"
"Çoğu sanatçı gibi gerçek dostu olmayan, bir sürü ahbabı, tanışı olan biriydi" sözü ise emektar oyuncu Mümtaz için. Bir yandan da dostluğu kaçırıyorlar galiba.
Bir defa vakit yok hayatlarında başka bir şeye. Bir ekip oluşur bir oyun için. Provadan itibaren aylarca birlikte oynarlar; o dönem çok güzel yaşanır biter. Tiyatroda hep böyle balayları vardır.

İyi de gerçek dostu olmadan, onlarla görüşmeden nasıl yaşanır?
Alkışlarla. O bir seçim meselesi; onu seçmiştir.

Bir de "Show must go on!" durumu var kitapta. Sahra kızının başına gelen felaketi öğrendiği an bile oyuna devam ediyor. Bunu herhalde bir tek tiyatrocular yapıyor.
Bu da çok özel bir durum ama ben Sahra'nın kişiliğinin altını çizmek için özellikle böyle bir şeyi seçtim.

Bir yandan ben ben hırsı var ama öte yandan tiyatro, "ben"in önünde.
Ben bazı gerçekleri yüksek sesle söylemiş oldum bu kitapta. Pek çok tiyatrocunun da, inşallah okurlar, "Ben bunu kendime bile söylemedim ama bu gerçekten böyle" diyeceğini biliyorum. Şimdi dünyanın hiçbir yerinde, bırakın tiyatroyu, bir Hollywood'lu sinema starının bile arkadaşı var mıdır, arkadaş olmaya vakti var mıdır? Milyonların sevgilisidir ama yalnızdır. Zaten büyük şöhretler yalnız kalmak zorundadır. Başka türlü olduğu görülmemiştir.

Kitapta birkaç tane aşk anlatılıyor. Yani tek bir "Seni seviyorum" yok...
Ama ilk duyduğumuz "Seni seviyorum" çok farklı bir seni seviyorum. Doğrusu o kadar farklı bir seni seviyorum duymak isterdim hayatımda.

CUMARTESİ
"Yangın var çığlıklarını duyunca yapımcının promosyonu zannettim!"
2005'te broşlar, büyük takılar
"Tiyatro gündemde olsa mafyası olur"
Ne alırsan 100'e!
Yeni yıl için hediye seçenekleri
İlk nişan Amiral Nelson'a verildi
Makyajın sihriyle "Ben buradayım" diyeceksiniz
Hayvan takvimiyle burcunuza bakın
Yağışlı ve soğuk bir hafta
Yeni yılda değişim
Çok teşekkür ederim e-postacılar size
Efsanevi üçlü tekrar bir arada





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet