Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hortlaklar ve ham yapma edebiyatı!


Hortlaklar! Tarihin kuytuluklarındaki mezarlarından birer ikişer sahneye çıkıyor hortlaklar... Avrupa yolundaki Türkiye'yi ham yapmak için karanlık oyunlarını sergilemeye koyuluyorlar.
Rumlar, Kıbrıs'ı kapıyor.
Girit'leşiyor Kıbrıs!
Yunanlılar Ege'yi kapatıyor.
Kürtler, Güneydoğu'yu koparıyor.
Ermeniler, Doğu Anadolu'yu...
Pontusçular, Doğu Karadeniz'i...
Herkes bir parça götürüyor, Türkiye parçalanıyor ve son Türk devleti tarihe karışıyor. Yani Sevr gerçekleşiyor!
Kâbus! Ne mi yapmalı?
"Ege barış gölü olmalı!" diyenler, Kıbrıs'ta çözümü savunanlar vatan haini ilan edilecek.
Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesini isteyenler, tarihte yaşanan acılara farklı bakılabileceğini söyleyenler vatan haini ilan edilecek. Kürtlerin kimliklerini, kültürel haklarını demokrasinin gereği sayanlar da vatan haini ilan edilecek.
Din ve vicdan özgürlüğü konusunda fazla ileri gidenlere gelince, onlar da takiyeci iktidarın işbirlikçisi ilan edilecek.
Başka?..
AB'deki kadar demokrasi sağlığa zararlı ilan edilecek, demokratik hukuk devleti konusundaki düzenlemelerden geri dönüş yolu açılacak. Türkiye'yi Avrupa'dan tam tecrit etmek için çevremize yüksek duvarlar örülecek.
Hatta, İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminde Enver Hoca'nın Arnavutluk'undaki gibi Türkiye şehirleri de betondan sığınaklarla, korunaklarla donatılacak. Arada bir sirenler çalınınca herkes elinde silahıyla soluğu bu siperlerde alıp düşmana karşı manevra yapmış olacak.
Böyle bir dünyada yaşıyorlar.
Ne yazık!
Sanal bir dünya bu.
Gerçek değil.
Merak etmeyin, Türkiye'yi kimse ham yapamaz. Bu kadar kolay bir lokma değil Türkiye. Aslında böyle bir sanal dünya kurmanın peşinde olanlar da bu gerçeği bilmiyor değiller.
Onların bütün derdi, Türkiye'nin Avrupa yolunu kesmek ve demokratik hukuk devletinin kolunu kanadını kırarak bu ülkeyi başka sulara çekmeye çalışmak...
Bunun için sürekli düşman yaratmanın peşindeler. Yıllardır hiç değişmediler. Ne kadar çok düşman yaratırlarsa, seslerinin o kadar çok duyulacağını sandılar.
Ama gitgide etkisizleşiyorlar.
Marjinalleşiyorlar.
Kıytırıklaşıyorlar.
Çünkü, vatan hainliği edebiyatıyla, Türkiye ham yapılır edebiyatıyla artık yol alamadıklarını görüyorlar. Tarih kendilerini sollayıp geçti.
Farkında değiller.
Bu yüzden hâlâ askeri kışkırtmanın oyunlarını kuruyorlar. Bazı emekli komutanları etraflarına toplayıp onlardan vitrin süsü yapmaya çalışıyorlar.
Sanki 1960'lar, 1970'ler.
Hiç bıkmadılar, usanmadılar. Kaç kez aynı senaryo. Askeri kışkırtmak! Hep hayal kırıklığıyla sonuçlanmış askerci siyaset anlayışı... Oysa artık heyecan bile yaratamıyorlar.
Bunu da görmüyorlar.
Örneğin askeri kışkırtmak için hâlâ Atatürk'ü tahrif edebiliyorlar. Daha bu yakınlarda biri, "Atatürk hiç Batılılaşma demedi, muasır medeniyet dedi" diye yazmış.
Bin yıllık ezberi...
Yinelemekten usanmadı.
Ne yazık!
Atatürk'ün muasır medeniyeti neydi 1920'lerde? Muasır medeniyet derken Avrupa'dan, 'Batı'dan başka ne vardı aklında? Medeni Kanunu İsviçre'den, Ticaret Kanunu'nu Almanya'dan, Ceza Kanunu'nu İtalya'dan, idare hukukunu, laiklik ve üniter devlet anlayışını Fransa'dan getirirken nereyi örnek alıyordu?
Latin alfabesini, takvimi, şapkayı, giyim kuşamı, müziği Türkiye'ye nereden getirmişti Atatürk? Çok partili demokrasi için yaptığı iki sonuçsuz denemede Sovyetleri mi örnek almıştı?
Bütün bunlarda örnek Avrupa değil miydi? Bütün bunlarda örnek Batı değil miydi?
Atatürk 1920'lerde çağdaş uygarlık derken, yoksa adını sır olarak gizlediği bir başka gezegeni mi Türkiye için örnek almıştı?..
Geçelim.
Avrupa yolu aynı zamanda Atatürk'ün yoludur. 17 Aralık bu bakımdan çok önemli bir dönüm noktasıdır.
Türkiye bu yöndeki tarihi yürüyüşünü devam ettirirken, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar, Çerkezler, Gürcüler, Lazlar ve Anadolu toprağının bütün renkleri demokrasi potasında kendi kimliklerini koruyarak huzur ve barış içinde yaşayacaklar.
Tarihin en büyük, en iddialı barış projesi olan Avrupa Birliği bayrağını yüksekte tutmanın ülkemiz için hayırlı olacağına inanıyorum.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kıbrıs, Türkler, Rumlar...
KIBRIS meselesi yeniden ısınıyor. Başbakan Er...
Çetin ALTAN
Azıcık da şaşırıp, düşünmek ve gülmek istemez misiniz?
20-25 yıllık bir çalkantı döneminden geçilse ...
Melih AŞIK
Yazı mı, tura mı?
Yıl 1954, İsviçre'de Türkiye - İspanya milli ...
Fikret BİLA
24.5 devlet...
"Avrupa Birliği'ne üye kaç devlet var?" sorus...
Hasan CEMAL
Hortlaklar ve ham yapma edebiyatı!
Hortlaklar! Tarihin kuytuluklarındaki mezarla...
Güneri CIVAOĞLU
Kira'dan idama...
Tarihe "93 Harbi" diye geçen savaşla Sultan A...
Can DÜNDAR
Mazinin dönüşü
"Herhalde 1 yaşındaydım. Bir gün eve yabancı ...
Hurşit GÜNEŞ
Nihayet?
Nihayet Merkez Bankası (MB) hafta başında 200...
Doğan HEPER
On yıl sonrayı görmek...
ZAFER mi, mağlubiyet mi? 17 Aralık'tan bu y...
Sami KOHEN
Yeni Kıbrıs senaryoları
SİMDİLİK sadece sözü ediliyor, ama tüm belirt...
Derya SAZAK
CHP'nin duruşu
Bütçe görüşmelerinde CHP'nin Meclis'te sergil...
Meral TAMER
YTL için çok yönlü kampanya
Tulûhan Tekelioğlu'nun TGRT'deki sabah progra...
Güngör URAS
Devlet uçağının parası bütçeden olur
Devlet ve hükümet adamlarının iş seyahatlerin...
Serpil YILMAZ
Saakaşvili Erdoğan'ı aradı
Türkiye Genç İşadamları Derneği'nin (TÜGİAD) ...
M. Ali BİRAND
Kimse bizim bunu başaracağımıza inanmıyor
Avrupa'da Türkiye'nin bu işi sonuna kadar göt...

© 2004 Milliyet