Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Aralık 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kaybet-kaybet oyunu!

"Kaçtım ama sevgilim kovalamadı" diyenlerden misiniz? Eğer AB ve Tayyip Erdoğan arasında oynanan oyunu iyi izlediyseniz, bunun nedenlerini açık olarak görebilirsiniz...


Aman AB'ye girecek miyiz, yoksa eve eli boş mu döneceğiz?" diye Tayyip Erdoğan'ın hamlelerini seyrederken birden aklıma geldi, siyasi manipülasyonların, manevraların, oyunların tadı inanılmaz oluyor. Sonuçta her ne kadar AB konusunda, "kazan-kazan" yerine bir "kaybet-kaybet oyunu" izlemiş olsak da, bari bunca heyecanlı bir seyir işimize yarasın değil mi?
Nasıl olacak bu?
Mesela şöyle; hani sayın başbakanımız "masadan kalkma hamlesi" yaptı ya, "kaçma-kovalama oyunu"nu hatırlayın...
Eğer kaçsaydı kovalanacak mıydı?
Böyle bir durumda AB'nin iki seçeneği olacaktı: Ya blöfü görüp küçük bir geri adım atacak ya da yine blöfü görüp kaçanı kovalamayacak...
Birincisi kısa yol elbette, hızla "anlaşma"yla sonuçlanır ama kaçanın kazancı, ilk teklife razı olduğu için, elde edebileceği asıl kazançtan az olur. İkinci seçenekte, AB kaçana ses çıkarmasa, yani kaçan arkasına bakıp da kovalanmadığını gördüğünde geri döner, daha ağır bir zarara katlanırdı. Aynen sevgilisini terk edip beklediği özür bir türlü gelmeyince koşup kendi özür dilemek zorunda kalan bir aşık gibi... Tam bir "sıfır toplamlı oyun"...
Peki "kaçan" nasıl kazanır?
Kaçanın, kovalanmadığı durumda ve beklediği taviz gelmediğinde hiç geri adım atmamasıyla... Araya zaman girer, gerilim artar ve bekleyen, yerinde duran, "merkez" haline geleceği için kazanırdı. Kendisine doğru "aşkla" koşulan Avrupa, gidenin ardından bakacak, bakacak ve mecburen ona doğru hamle yaptığında "merkez" olmanın avantajını kaybetmiş olacaktı... Tıpkı aşk ilişkisinde değerinizin kendinizi ne kadar değerli hissettiğinizle doğru orantılı olması gibi. Ötekinin sizi "değerlendirmesini" beklerseniz, her zaman olduğunuzdan daha az değerli olursunuz ve "çekim" yaratamazsınız.
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Bana yazdığınız mektuplarda "Kaçtım ama sevgilim kovalamadı" diyenleriniz çok oluyor. Eğer AB ve Tayyip Erdoğan arasında geçen oyunu izlediyseniz bunun cevabını açık olarak görebilirsiniz...
Kovalanmayacağınızı göze alarak kaçın, çünkü siz kendinizden emin durursanız kaçtığınız kişinin kovalamaya niyeti yoksa bile sizi kovalar.
Kaçarken bir yedek plan hazırlayın; "Ondan kaçıyorum ama kovalamazsa içine ikirciklik düşürecek bir durum yaratmalıyım ki, gerilime dayanamayıp bana doğru hamle yapsın" türünde...
Aslını isterseniz konu AB ve Tayyip Erdoğan'ın hamleleri olunca sonucun değişmesi pek de mümkün değildi. Kazanılan bir şey yok, "razı olmak" söz konusu... Oyuna katılmak yerine, karşı tarafın kendi oyununun tuzağına düşmesini, "ulvi çıkarları" ile "kamuoyu baskısı" arasındaki gerilimle güç kaybetmesini ve böylelikle kazanmaya imkan verecek bir durumun ortaya çıkmasını beklemek daha avantajlı olabilirdi... Karşı tarafın niyeti baştan belli çünkü, sadece bunun yolunu yapması, "nişanın" zorunluluğuna ailesini ikna etmesi gerekiyor... Bunu, "ailesi posta koyan" tarafın yapması gerekmez mi? Size ne el alemin ailesinden! O onun derdi!
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Bu mevzu uzar... Diyeceğim şu; "Kaçıyorum" demeyin, "Hadi bay, ben kaçtım" deyin, vallahi daha kârlı.
İyi oyunlar herkese...

Kılavuz karga oyunu!
Kadın: Seni terk etmemi mi istiyorsun?
Erkek: Beni manipüle etme!

ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!

"Oltaya geliyor ama bu kısa sürüyor!"
İlhan hanımcım; bir erkekle baş edememenin sıkıntısını yaşıyorum aylardır! Yapmam gerekeni biliyorum ama bir türlü tam olmuyor. Oyunumu oynuyorum, oltaya geliyor ama bu kısa sürüyor, tekrar eskiye dönüveriyor... Küsüyoruz, ben bir mesaj atıyorum o aramaya başlıyor. Ama iki gün geçiyor yine mesajlara cevap yok, arama yok, hatta arıyorum açmıyor! Verem olacağım yani! İstemiyor olsaydı oltaya da gelmez diye düşünüyorum, haksız mıyım?
A. Bilgin

* * *

Bir daha düşünün derim, oltaya gelen o mu yoksa siz misiniz? Kendi oyununuzun tuzağına düşmüşsünüz. Karşı taraf sizin yarım bıraktığınız oyunlarla dejenere olmuş, bu yüzden de durumu kendi lehine kullanmayı öğrenivermiş. İnsan küsünce öyle mesaj atar mı? Özür dilenene kadar sabırla bekler. Hemencecik de özürleri kabul edivermez, değil mi ama ya!

Öptüm sizi
"Kalbin Zamanı"... Okulda bir grup öğrenci "Hadi bir Hitchcock taklidi canlandıralım" demiş sanki. Peki Hıncal Uluç kör mü ki müsamere, gözüne film diye kaçmış? Okudukça şaşırdım yazdıklarına! Hani Hülya Avşar'ı seyrederken filmi görememiş, zira adamın göbek fetişi var diyeceğim ama... Hülya Avşar hakikaten şahane. Kesin ondandır... Bak, onu öpesim geldi!
Tuba Akyol da öptürdü kendini. "Öptüm sizi" yapmış ya geçen hafta, bana da referansta bulunmuş. Biliyorsunuz "öptüm sizi" çoğumuzun ağzına dolanmış bir söz ama güzel Tuba'mın aklına gelmişim işte, düşünceli kız vesselam. Gazeteye ilk uğradığımda bir öpücük konduracağım! Öpücük göndermek isteyeniniz varsa sizin için de öperim...

Biraz da istatistik
Onun uğruna vazgeçebileceğim şey...
Bulunduğum şehir / ülkeYüzde 39.42
Hiçbir şeyYüzde 32.69
Her şeyYüzde 14.42
KariyerimYüzde 5.77
ServetimYüzde 3.85
AilemYüzde 1.93
DostlarımYüzde 1.92


www.ilhanuckan.com

CUMARTESİ
"Olduramadım literatüre girer"
Çocuklar Ferrari ile geziyor
2004 Gaf Dağı'nın ardında kaldı
Kylie'nin dünü bugünü
"Yok yok" listesi
34 yıl sonra Fenerbahçe formasına kavuştu...
Herkese bardak tasarlama şansı!
Derdini mini fıkralarla anlatıyor
Rezervasyonunuzu yaptırın
2004'e sıcak veda
Geçen yıl-2004
Hediye seçimini son güne bırakmayın






DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet