|
 |
|
|
Herkes herkese karşı sorumludur
Satır Arası / Deniz Sipahi
Dün Milliyet Kariyerim toplantısı ve Business Ege ile ilgili düşüncelerimi paylaşmıştım.
Bugün de çarşamba gecesi Kanal D'de katıldığımız "Abbas Güçlü ile Genç Bakış" programından bahsedeyim. Ege Üniversitesi kampüsünün içindeki salonda binin üzerinde öğrenci vardı; bir o kadarının da yer bulamadığı için evlerine ve yurtlarına döndüğünü öğrendik.
Program canlı yayınlanacağı için yayın akışı sarktığından program ancak bire yirmi kala başlayabildi.
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz, Güneri Cıvaoğlu, Taha Akyol, Güngör Uras ve Osman Ulagay İzmir'deki beş üniversitesinin öğrencilerinin sorularını yanıtlamak için sahnedeydi. Sakin başlayan gece ilerleyen dakikalarda hareketlendi; tansiyon yükseldi. Sorular sanki Milliyet Gazetesi yazarlarına değil, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve diğer partilerin liderlerine yöneltiliyordu.
Sanki ülkeyi kötü yönetenler, yanlış yönlendirenler siyasiler değil de gazetecilermiş gibi...
O gece tüm Milliyet ailesi sakin, net, anlaşılır ve ufuk açan cevaplar verdiler. Bazıları da izlenimlerini köşelerine taşıdılar.
İsterseniz okumayanlar için birer özet yapalım.
Mehmet Y. Yılmaz...
"Karşımda dünyanın herhangi medeni bir ülkesinde görebileceğimden daha farklı bir manzara yoktu. Böyle bütün toplantılarda olduğu gibi daha çok öfkenin sesi duyuluyordu. YÖK'e, üniversite yönetimlerine, gazetecilere, politikacılara, devletin geçmişteki uygulamalarına, ABD'ye, AB'ye karşı duyulan bir öfkenin sesi. Üzerinde çok düşünülmemiş, çalışılmamış, araştırılmamış düşünceler fırtınası. Böyle olduğu için de sloganların ve basma kalıp düşüncelerin ötesine geçemeyen bir ifade biçimi... 12 Eylül'ün ve onun "ölmez eseri" YÖK'ün üniversiteyi ve öğrencileri içine soktuğu bir cenderenin doğal sonucu. Benim üniversitede öğrenci olduğum yıllarda (ki 1973 ile 1977 arasına karşılık geliyor) da öfke hâkimdi. Biz de sloganlarla konuşur, karşımızdakini dinlemek için çaba sarf etmezdik, bunu söylemeliyim. Ama yine de temel bir farkımız vardı gibi geldi bana, umarım yanılıyorumdur: Biz o yıllarda solcusu, sağcısı okur, araştırır, tartışırdık...
Sadece ülkenin temel sorunlarıyla ilgili değil, dünyanın içinde bulunduğu dönemsel sorunlarla ilgili olarak da fikirlerimiz vardı ve bu fikirler gençlik dergilerinde yazılan sloganlardan ibaret değildi. Marx'ı da okumuştuk, Lenin'i de... Ziya Gökalp'i de biliyorduk, Mehmet Akif'i de... O gece üzülerek gördüm ki en keskin fikirlere sahip olanlar bile IMF ile anlaşmak ne demektir, Brüksel Kararı neleri içeriyor, Maastricht Kriterleri nedir gibi konulardan çok fazla haberdar değiller..."
* * *
O gece Taha Akyol; gerçekten de sert, ağır ithamlara varan sorular ve yorumlar karşısında sinirlenmeden, net cevaplar verdi.
Peki Akyol, neler yazmış.
"Genellemeler daima tehlikelidir. Hele de `metotlu düşünme'yi bilmeyince, tesadüfi birkaç örnekten bir dünya çıkarabilirsiniz. Ben o gençler arasında gözlemlediğim ideolojik ve slogancı bir kesimden bahsedeceğim. Aykırı sorular da sorsalar, medeni, meraklı, gerçekten öğrenmek isteyen pırıl pırıl gençleri tebrik ediyorum. Bunun yanında, gençlikte radikal, kestirmeci eğilimlerin olmasını normal sayıyorum. Hatta karmaşık olaylar karşısında ak - kara basitleştirmelerinin ve buna dayalı sloganların o yaşlardaki cazibesini de anlarım. Ama coşkuyla konuştuğu konuları hiç araştırmamış olmak!.. İşte üniversite öğrencisine yakışmayan budur."
* * *
Bu yorumların tamamına katılıyorum. Genç arkadaşlarımızı dinlerken şöyle düşündüm.
Programa katılan herkes için çıkışta programın bir CD'si verilseydi ve soru soran arkadaşlarımız kendilerini yirmi yıl sonra izleselerdi, acaba ne düşünürlerdi? endilerini beğenirler miydi, yoksa eksik, donanımsız mı bulurlardı?
22 Aralık 2004'ten 22 Aralık 2024'e neler değişebilirdi ve olaylar bu kişileri nerelere götürürdü?
Elbette ben de genelleme yapmıyorum. Ama gençlerimizin okumadığını, araştırmadığını, sloganlaşmış sözlerin arkasına sığındığını çok net görebiliyorum. Yazıyı Dostoyevski'nin bir sözüyle bitirelim.
"Herkes her zaman, her yerde herkese karşı sorumludur..."
Demokrasi de budur.
YÖK'ÜN GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ
Hocalar mutlu mu, mutsuz mu?
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Özdemir başkanlığındaki bir ekip, 3 bin 400 öğretim elemanı üzerinde bir araştırma yapmış. Araştırmaya katılan hocaların yüzde 12'si televizyon, gazete ve dergi gibi yayınları izlemiyormuş. Araştırmaya göre öğretim elemanlarının beşte biri insanın önce toplumu değil kendisini düşünmesi gerektiğine inanıyormuş.
Hocaların yüzde 4'ü paranın nasıl kazanıldığının değil ne kadar kazanıldığının önemini savunuyor, yüzde 22'si ise devletin vatandaşa yaptığı yardımların onu tembelleştirdiğini düşünüyormuş.
Ankete katılanların yüzde 49'u Türkiye için en uygun üniversite sisteminin tam özerk üniversite, yüzde 34'ü ise yarı özerk üniversite istiyormuş. Mevcut yapıyı savunanların oranı ise sadece yüzde 5.
* * *
Öğretim elemanlarının yüzde 40'ı YÖK'ün öğretim üyeliğine yükseltilme ve atanma kriterlerini objektif bulmuyormuş.
Yüzde 25'i yöntemi objektif olarak görürken, öğretim elemanlarının yüzde 35'i ise kendilerini doğrudan ilgilendiren bu duruma karşı kararsızmış.
Araştırma, öğretim üyelerinin ders yüküne de dikkat çekiyor. Buna göre öğretim üyelerinin yüzde 57'si haftalık 9 ile 25 saat arasında derse giriyor.
Yüzde 20'ye yakın bir bölümünün ise haftalık ders yükü 26 - 33 saat.
Bu arada anketin ilginç sonuçlarından biri de öğretim elemanlarının üçte birinin (yüzde 34) çalıştıkları üniversiteden ayrılmak istemesi.
Buna sebep olarak öğretim elemanlarının ağır ders yükü altında ezilmesi, ücret düşüklüğü (yüzde 48), çalışma koşullarının olumsuzluğu (% 20) ve yükselme zorlukları (yüzde 20) gösteriliyor.
Öğretim elemanları ağırlıklı olarak (yüzde 23) Türk sanat müziği, Türk halk müziği (yüzde 21) ve Türkçe pop müzik (yüzde 21) dinliyor. Bunları yüzde 12 ile Batı klasik müziği ve yüzde 10'la yabancı pop ve rock müziği (yüzde 5) izliyor.
Öğretim üyelerinin müzik zevkleri, çalıştıkları üniversiteye göre de farklı.
Bu araştırmayı ileriki günlerde bir kez daha tartışalım.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|