|
Erdoğan nereye? (2)
Son üç gündür yazılarım Başbakan Erdoğan'la ilgili. Daha doğrusu, 17 Aralık'la birlikte siyaseten eli daha da güçlenen AKP liderinin önümüzdeki dönemde nasıl bir yol alacağı konusunda sesli düşünüyorum.
Dünkü yazımda, Erdoğan'ın da aklının bir köşesinde Çankaya olduğunu belirtmiştim.
Yakın geçmişte tıpkı Özal ve Demirel gibi onun da sistem değişikliğinden yana olduğunu, parlamenter sistemi bırakıp başkanlık sistemine geçişi deneyebileceğine işaret etmiştim.
Yazımı noktalarken de bu konuda iki senaryo ihtimaline değinmiştim.
Birinci senaryo:
2007 yılı mayıs ayında Ahmet Necdet Sezer'in Çankaya'daki görev süresi doluyor. Yani cumhurbaşkanlığı seçimi var. Normal zamanında olursa, yine 2007'nin kasım ayında da genel seçimler yapılacak.
2007 esaslı bir yıl yani...
2005'ten itibaren Türkiye'de sistem tartışması açılır. Avrupa treni yola çıkar, yani üyelik müzakereleri başlar. 2007'de bitmesi öngörülen üç yıllık IMF anlaşması uyarınca ekonomik yapısal değişime devam edilir.
Mayıs 2007 gelince de, Tayyip Erdoğan bugünkü parlamento aritmetiğiyle Çankaya Köşkü'nün yeni sahibi olur. Abdullah Gül, başbakanlık koltuğuna oturur.
Bundan altı ay sonra, 2007 yılının kasım ayında yapılacak genel seçimlerde ise, eğer o tarihe kadar işler bekledikleri gibi giderse, AKP yüzde 40'ın üzerine çıkarak, yüzde 45'i yakalayarak anayasayı rahatça tek başına değiştirecek çoğunluğu kazanabilir.
Sıra sistem değişikliğine gelir.
Çankaya'nın sahibi de Erdoğan olduğuna göre, TBMM'deki anayasal düzenlemeler -seçimlerde de eğer asker gibi bir AKP Meclis Grubu oluşturulmuşsa- herhangi bir engele takılmadan gerçekleşir.
Türkiye bunca yıl sonra parlamenter sisteme veda eder, başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine geçer, Tayyip Erdoğan da devletin ve yürütmenin tepesine tek yetkili olarak oturur. Türkiye'yi AB'ye sokan devlet adamı olmak için yoluna devam eder.
İkinci senaryo:
Tayyip Erdoğan, Özal ve Demirel'in yaşadıklarını göz önünde tutabilir. Yani bugünkü yetkilerle Çankaya'ya çıkmayı riskli görür. Özal ve Demirel gibi hem yardan hem serden olabileceğini düşünür.
Çünkü onlar Cumhurbaşkanı seçilmişler, ama bir yandan partileri elden gitmiş, öbür yandan sistem değişikliğini de başaramamışlardı.
Erdoğan, bu nedenle genel seçimleri bir yıl önceye, 2006'ya alabilir. Önce genel seçimleri yapar ve TBMM'de yeterli çoğunluğu elde ettikten sonra sistem değişikliği için düğmeye basabilir.
Bunları konuşmak için vakit çok erken mi diyorsunuz?
Belki haklısınız.
Türkiye gibi bir ülkede o zamanlara kadar köprülerin altından çok sular akabilir.
Ama şundan emin olun:
Daha şimdiden kapalı kapılar arkasında, Erdoğan'ın iç kabinesinde, Ankara'nın güç odaklarında ya da yüksek kuliste bu konular tartışılmaya başlandı.
Türkiye'de sistem değişikliği konusunda bundan sonra çok şey yazılacak, çizilecek. Diliyoruz, her şey uygarca tartışılır.
Ben şimdilik bir iki noktaya değinmek istiyorum.
Bu ülkede parlamenter sistemin kesin olarak ıslaha ihtiyacı var. Çünkü çok kötü işliyor.
Ben hâlâ mevcut sistemin düzeltilerek, reforma tabi tutularak, seçim ve partiler düzeni adam edilerek, kuvvetler ayrılığı gerçek rayına oturtularak, cumhurbaşkanlığı yetkileri açısından sembolik hale getirilerek, bu ülkede parlamenter sistemle daha iyi sonuç alınabileceğini düşünüyorum.
Ama tartışmaya da açığım.
Özellikle yarı - başkanlık sistemi konusunda...
Ama yine de ikna olmam kolay değil. Çünkü Türkiye koşullarında başkanlık sisteminin başkan baba sistemine dönüşme ihtimalini rejime dönük bir tehlike olarak görme eğilimindeyim.
Bir başka noktaya gelince...
Özal ve Demirel'in Çankaya ve başkanlık heveslerinin bu ülkede siyasal istikrarı nasıl olumsuz etkilediği özellikle gözden uzak tutulmasın.
Shakespeare'in sözünü unutmayın:
"Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir."
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|